Block title
Block content

Gökteki kuyruklu yıldızın dünyamıza çarpmasından dolayı korkmak normal değil midir? Canlı-cansız şeylerden zarar gelebilir endişesi olabiliyor bazen. Havfullah dışında korkumuz olmamalı mı?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"...Evet, tam münevverü’l-kalb bir âbidi, küre-i arz bomba olup patlasa, ihtimaldir ki, onu korkutmaz. Belki, harika bir kudret-i Samedâniyeyi lezzetli bir hayretle seyredecek. Fakat, meşhur bir münevverü’l-akıl denilen kalbsiz bir fâsık feylesof ise, gökte bir kuyrukluyıldızı görse, yerde titrer, “Acaba bu serseri yıldız arzımıza çarpmasın mı?” der, evhâma düşer."(1)

Korku iki türlü olur: Birisi tahkiki imandan gelen Allah korkusudur ki, bu noktada ne kadar inkişaf edebilirsek, o kadar kamil ve güzel olur. Allah dostları haşyetullah ve havfullahtan büyük lezzet alırlar.

Kalbin Allah’a karşı iki müspet hali vardır; birisi muhabbet ve aşk, diğeri haşyet ve saygı. Muhabbet ve aşk cemalî isim silsilesinin bir uzantısı iken, haşyet ve saygı ise celalî isim silsilesinin bir uzantısıdır. Yani havf ve haşyet, Allah’ın celalî isim silsilesinin kalpteki bir tezahürü, bir tecellisidir. Bu noktada ne kadar inkişaf edersek, Celal isim silsilesi de o nispette kalbimizde parlar. Allah’a tahkiki bir şekilde iman ile tevekkül eden adam hiçbir şeyden korkmaz, hiçbir hadise karşısında titremez. Cesaretin kaynağı hakiki ve sağlam imandır.

İkinci korku; imansızlık ve cehaletten gelen korkudur ki, üçüncü sözde bu korku nazara veriliyor. Evet korkaklığın kaynağı imansızlık ve tevekkülsüzlüktür. Kalbinde iman olmayan birisi, bu yüzden her hadise karşısında titrer, her musibetten azap duyar.

Mümin her şeyin tedbir ve dizginini, Allah’ın kudret elinde bildiği için, hiçbir şeyden endişe ve telaş etmez. Mümin bilir ki Allah bir musibeti alnına yazmış ise; bundan kurtuluş yok der, teslim olur, aynı şekilde musibeti alnına yazmamış ise; hiçbir güç o musibeti başına bela edemez, bu tevekkül ve düşüncesi mümini rahatlatır ve cesur kılar.

Ama kafir, Allah’a ve onun kainattaki tedbir ve iradesine inanmadığı için, her şeyi tesadüfe veriyor. O zaman başına her an bir iş, bir musibet gelmesi muhtemel ve imkan dahilindedir. Bu yüzden her şeyde bir endişe, bir telaş duyar. Her hadise karşısında korkar ve titrer. Acaba bu musibet bana dokunur mu der, hayatı zehir olur. Üstad Hazretleri bu manaya örnek için, Amerika'da olmuş bir olayı söylüyor. Kuyruklu yıldız dünyanın yakınından geçince, acaba dünyaya çarpar mı endişesi ile imanı ve tevekkülü olmayan veya zayıf olanlar çok korkmuşlar, hatta evlerinden çıkmışlar.

Halbuki iman ve tevekkülü olan bir mümin, bu olayda şöyle düşünür; "Şayet bu yıldız dünyaya çarpma emrini Allah’tan almış ise, tevekkülden başka yapacak bir şey yoktur." der, hayret içinde çarpmasını bekler. Veya "Yok emir almamış ise, bu yıldız haddini aşıp vazifesi olmadığı halde dünyamıza çarpamaz." der, endişe ve telaştan kurtulur.

Tevekkül imanın bir meyvesi ve neticesi olduğu için, iman ne kadar sağlam ve kuvvetli olursa, tevekkül de o nispette kuvvetli ve sağlam olur. İmanı tahkiki olan birisinin tevekkülü de tahkiki olacağı için, hayat kalitesi yüksek olur, olaylar ona azap değil sadece ibret olur. Yani "Kadere iman eden kederden emin olur." "Tevekküle yaslanan ruhi marazlardan şifa bulup her iki cihanda da mesut ve bahtiyar olur." inşallah. Lakin imanı taklidi olan avam insanların, imanın bu yüksek hasletinden tam istifade etmesi zordur. Yani imandaki bu emniyet ve huzur, imanın gücüne ve oranına göredir. İmanın bu kemalatından, imanı zayıf ve taklidi olanlar faydalanamaz ya da az faydalanırlar.

Üçüncü Söz'de anlatılmak istenen ana tema; iman ve tevekkülün insana verdiği emniyet ve cesaret, küfrün ise insana verdiği endişe ve korkaklıktır...

(1) bk. Sözler, Üçüncü Söz.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Üçüncü Söz | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 2972 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...