"Göreceksin ki, kalb bedenin aktarına neşr-i hayat ettiği gibi, kalbdeki ukde-i hayatiye olan marifet-i Sanidir ki, istidadat-ı gayr-ı mahdude-i insaniyeyle mütenasip olan amal ve müyül-ü müteşaibeye neşr-i hayat eder." İzahı nasıldır?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

“Bu nükteleri bildikten sonra, şu bürhan-ı enfüsî olan vicdana müracaat et. Göreceksin ki, kalb bedenin aktarına neşr-i hayat ettiği gibi, kalbdeki ukde-i hayatiye olan Marifet-i Sani’dir ki, istidadat-ı gayr-ı mahdude-i insaniye ile mütenâsip olan âmâl ve müyûl-ü müteşaibeye neşr-i hayat eder. Lezzeti içine atar ve kıymet verir ve bast ve temdid eder. İşte, nokta-i istimdad.”(1)

Yaratılan her mahlûk, yapılan her ihsan, sergilenen her hikmet Allah’ın varlığına ve birliğine delalet eder. Bu deliller ikiye ayrılıyor: Enfüsî ve afâkî.

Enfüsî deliller, insanın kendi nefsinde yani kendi zatında, varlığında mevcut olan delillerdir. Bedenimizdeki organların, ruhumuzdaki duyguların Allah’ın varlığına delaletleri enfüsî grubuna girer. Vicdan da Allah’ın varlığına enfüsî bir delildir.

Afakî deliller, dış âlemde sergilenen delillerdir.

İnsanın istidadı sınırsız olduğu gibi, o istidattan doğan ve çok çeşitli olan emelleri ve meyilleri de sınırsızdır.

İnsanın istidadının sınırsız oluşunu Üstad'ın şu ifadesinde çok rahat görebiliyoruz:

(İnsan) “...öyle bir fiilin mahsulüdür ki istidadı irade ettiği şeyi kendisine veriyor.”(2)

Bu, özellik yeryüzündeki canlılar içinde sadece insana verilmiştir. Her canlı sadece kendisine verilen görevi yaparken, her ağaç sadece kendi meyvesini verirken, insan neyi irade etse onu yapabilecek ve o meyveyi verebilecek bir istidada sahip kılınmış.

İnsandaki bütün meyillerin ve emellerin yaratılış gayelerine uygun görevler yapabilmeleri, böylece nurlanmaları Allah’ı tanımakla, O’na iman edip teslim olmakla mümkündür. Bu manevî duygular ancak böylece kıymet kazanırlar, büyürler ve manevî lezzet verirler. Bu duyguların iman ve marifetle hayatlanmaları, bedenin her tarafında görev yapan hücrelerin kalpten gelen kanla beslenmelerine benzetilmiştir.

Kâinattaki her varlığın bir sanat mucizesi olduğunu her insan tasdik eder. Bu tasdik, vicdanın Allah’ı tanımasına dayanıyor. Ancak, vicdanın bu tasdikinin hayatlanması, iman ve marifete dönüşmesi gerekiyor ki, bu marifet bütün hislere, duygulara, kabiliyetlere, meyillere, emellere hayat verebilsin, onları canlandırsın.

Üstadımız buna “nokta-i istimdad” diyor. Yâni, bütün manevi duygularımız iman ve marifet sayesinde, ondan yardım ve medet alarak hayatlanırlar, gelişirler, büyürler, her tarafa yayılırlar.

Dipnotlar:

(1) bk. Mesnevi-i Nuriye, Nokta.
(2) bk. age., Zerre.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

SORULARLARİSALE 2024 ANKETİ
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

denizm

"..kalbdeki ukde-i hayatiye olan Marifet-i Sani’dir ki, istidadat-ı gayr-ı mahdude-i insaniye ile mütenâsip olan âmâl ve müyûl-ü müteşaibeye neşr-i hayat eder. Lezzeti içine atar ve kıymet verir ve bast ve temdid eder. İşte, nokta-i istimdad.”" kısmını örneklerle izah edebilir misiniz?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

“Bu nükteleri bildikten sonra, şu bürhan-ı enfüsî olan vicdana müracaat et. Göreceksin ki, kalb bedenin aktarına neşr-i hayat ettiği gibi, kalbdeki ukde-i hayatiye olan Marifet-i Sani’dir ki, istidadat-ı gayr-ı mahdude-i insaniye ile mütenâsip olan âmâl ve müyûl-ü müteşaibeye neşr-i hayat eder. Lezzeti içine atar ve kıymet verir ve bast ve temdid eder. İşte, nokta-i istimdad.”

Maddi kalbimiz nasıl bedenimize kan pompalayarak bedenin canlı ve diri kalmasını temin ediyor ise aynı şekilde manevi kalbimizin içinde bir hayat esası ve çekirdeği mesabesinde bulunan iman ve marifette insanın manevi duygu ve cihazlarına manevi bir canlılık ve hayat veriyor.

Manevi duygu ve cihazlarımızın çalışması, lezzet alması, derinleşip olgunlaşmasını sağlayan şey kalbin içinde ki iman ve marifettir. Kalbimizde yani gönül dünyamızda Allah sevgisini de içinde barındıran marifet ve iman olmasa bütün manevi duygularımız işlevsiz birer ölüye dönüşürler.

İnsanın manevi bedenini ve bu bedene bağlı olan emel, duygu, latife ve manevi cihazları harekete geçiren canlı kılan işlevli hale getiren lezzet almasını sağlayıp insanı insan yapan şey insanın kalbinde ki iman ve marifettir.

Mesela nokta-i istimdad yani insanın nihayetsiz aciz ve fakir olmasından kaynaklı yardım talep etme ve yardım bekleme isteği insanın en esaslı bir vicdani tevhit delilidir. Bu delili anlamlı ve geçerli kılan yegane kaynak ise iman ve marifettir. Yani insanın iç talep ve sesi ancak bu talebe yardımla karşılık verecek sonsuz bir kudret ve zenginlik ile mümkün olabilir. Kısaca insan sonsuz fakirliği ile sonsuz yardım talep eder bu da ancak sonsuz zenginlik sahibi bir Allah tarafından karşılanabilir. İman ve marifet ise bu ikisi arasında bir bağ bir köprüdür. İnsan ancak marifet ve iman ile Allah ile bağ kurabilir.

İnsanın dayanma ve yardım bekleme noktalarında müthiş bir manevi lezzette bulunuyor aksinde de müthiş bir ızdırap ve acı var. Yani insan iman ve marifet ile bu iki duygusunu tatmin edemezse tersi olan acıya batar.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...