"Görmediğime inanmam!" diyen birine, Risale-i Nur'dan, nasıl cevap verilebilir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Şurası bir gerçektir ki; varlık âlemi sadece beş duyu ile hissedilebilenlerden ibaret değildir. İnsan, görme duyusu ile sadece madde alemini görür; diliyle tatlar âlemini, kulağıyla sesler âlemini, burnuyla kokular âlemini hisseder. Hâlbuki; elektrik, yerçekimi, ışınlar alemi, radyoaktif dalgalar ve nice gerçekler vardır ki, bunlar ne görülürler ne de işitilirler. Bununla birlikte, bu gerçeklerin varlığı şüphe götürmez.

İşte bu prensibi göz ardı eden bir kısım insanlar, "Görmediğime inanmam!.." diyerek bütün varlık âlemini, sadece gözleriyle gördükleri maddi eşyadan ibaret sanarak, büyük bir hataya düşerler. Hâlbuki bir şeyin gözle görünmemesi onun yokluğuna delil olamaz. Zira bu âlemde, gördüklerimize oranla göremediklerimiz çok daha fazladır. Hatta insan vücudunda akıl, hayal, hafıza gibi görünmeyen varlıklar, görünenden kat kat fazladır.

“Görmediğim şeye inanmam.” sözünün altında, aklın görevini göze yükleme yanılgısı yatmaktadır. Hâlbuki insandaki her bir duyu ayrı bir âlemin kapısını açar; birinin görevi diğerinden beklenmez. Mesela, göz, kulağın; burun, dilin görevini yapamaz. İnsan, gözüyle ne yemeğin tadına ne bülbülün sesine ne de gülün kokusuna bakabilir. Göz bu organların görevlerini yerine getiremezken, elbette aklın fonksiyonunu da icra edemez.

Malumdur ki; herhangi bir eser, göz ile göründüğü hâlde, ustası akıl ile anlaşılır. “Görmediğime inanmam.” diyen bir insan, bu eserin yapıcısını inkâr durumuna düşer. Aynen bu örnekte olduğu gibi, sonsuz bir kuvvet, ilim ve sanat ürünü olan bu muhteşem kainatı seyrettiği hâlde, onun sanatkârını kabul etmeyen insan, ilim ve akıldan uzaklaşmış olur.

Böyle bir insan, bu kâinatta her an tecelli eden ve Allah’ın varlığını güneş gibi gösteren, yaratma, rızk verme, hayat verme gibi sınırsız olayları nasıl açıklayacaktır?

“Her şeyi maddede arayanların akılları gözlerindedir, göz ise maneviyatta kördür.”

Görmek göze ait bir kavramdır ve gözün görme frekansı vardır. İnsan bu frekansın altını ve üstünü göremez. Mesela saniyede 10 bin kez hızla titreşen canlıları göremiyoruz ya da atom gibi çok küçük, galaksiler gibi çok büyük cisimleri göremiyoruz. Şayet var olmayı sadece insanın görmesi ile sınırlandırırsak, kainatın üçte ikisini inkar etmemiz icap eder.

Yukarıda vermiş olduğumuz görememe durumu, frekans aralığı ile ilgili olan durumlar; bunlar bazı araç ve gereçlerin yardımı ile görülebiliyor. Birde varlığını çok açık bir şekilde kabul ettiğimiz halde göremediğimiz şeyler var. Akıl, ruh, sevgi, öfke, anlam vesaire gibi. Bunlar gözle görülmez, ama varlığı hakkında asla şüphe etmediğimiz varlıklardır.

Sanatkar sanatı ile görünür; cisminin, cesedinin görünmesi gerekmiyor. Mesela Pablo Pıcasso, Leonardo Da Vıncı gibi ressamların kendileri yok eserleri var eserlerine bakarak bu ressamların ne kadar kaliteli bir çizim yeteneğine ve hayal gücüne sahip olduğunu bilebiliyoruz ve bunda ontolojik (varoluşsal) bir kaygı taşımıyoruz.

Belki Allah’ın mukaddes ve münezzeh zatını göremiyor olabiliriz, ama isim ve sıfatlarının kainat sahnesindeki tecellileri o kadar berrak o kadar net o kadar açık ki, bunu ancak "Aklı göremiyorum, o halde akıl diye bir şey yok." diyen ahmaklar inkâr edebilir.

Varlığın anlaşılabilmesinin tek yolu duyum ve deneyler değildir akıl, mantık, tefekkür gibi araçlarda varlığı anlama yollarındandır.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...