Block title
Block content

"Günahlar, hayat-ı ebediyede daimî hastalıklardır." cümlesini açıklar mısınız, affedildiği veya pişman olduğu halde de bu cümle geçerli midir?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Günahlar, hayat-ı ebediyede daimî hastalıklardır; bu hayat-ı dünyeviyede dahi kalb, vicdan, ruh için mânevî hastalıklardır."(1)

Kaza yapmış darbeli bir araba, ne kadar tamir de görse orijinalinin yerini tutmaz. Mutlaka ufak tefek darbe izleri arabada kalır, bu da arabada değer ve kıymet kaybına yol açar, hiçbir zaman orijinali gibi kıymetli olmaz.

Aynı şekilde insan da dünyada haram ve günahlara bulaşmış ise bu haram ve günahlar insanın manevi cephesi olan kalp, ruh ve latifelerinde derin yara ve bereler açar. Tövbe ve istiğfar bu yara ve bereleri iyileştirir, lakin manevi cephedeki darbe izlerini bütünü ile silip tam manası ile temizlemez, yani orijinal bir hale tam anlamı ile geri döndüremez. İşlenen günah ve haramlara karşı tövbe ve istiğfar etmek, belki insanı azaptan kurtarır, ama cennette kalıcı ve daimi makam ve mertebe kayıplarına yol açabilir. Üstad Hazretlerinin, "öyle latifeler var ki günahlara dayanamayıp ölüyor" demesi bu manaya işaret eder.

Bu mana Risale-i Nurlarda şu şekilde izah ediliyor:

"Hem senin mahiyetine öyle mânevî cihazat ve lâtifeler vermiş ki, bazıları dünyayı yutsa tok olmaz; bazıları bir zerreyi kendinde yerleştiremiyor. Baş bir batman taşı kaldırdığı halde, göz bir saçı kaldıramadığı gibi; o lâtife, bir saç kadar bir sıkleti, yani, gaflet ve dalâletten gelen küçük bir hâlete dayanamıyor. Hattâ bazan söner ve ölür."(2)

Bu latifenin ölmesi demek, ahiret yurdunda duyu kaybı demek. Nasıl kör bir adam renklerin lezzetinden mahrum kalıyor ise, dünyada haramlar ile ölen latifelerden dolayı o insan cennetteki kendine mahsus bazı lezzetlerden mahrum kalacak ki, bu da daimi bir hastalık demektir.

Üstad Hazretleri bu manaya da şu şekilde işaret ediyor:

"Meselâ, gayet güzel ve şâşaalı bir bağda, muhteşem bir zat, gayet büyük bir ziyafet, gayet müzeyyen bir seyrangâh öyle bir surette ihzar etmiş ki, kuvve-i zâikanın hissedecek bütün lezâiz-i mat'umâtı câmi, kuvve-i bâsıranın hoşuna gidecek bütün mehâsini şâmil, kuvve-i hayaliyeyi keyiflendirecek bütün garaibi müştemil, ve hâkezâ, bütün havass-ı zâhire ve bâtınayı okşayacak ve memnun edecek herşeyi içine koymuştur. Şimdi iki dost var, beraber o ziyafete giderler; bir locada, bir sofrada oturuyorlar. Fakat birisinin kuvve-i zâikası pek az olduğundan, cüz'î zevk alır. Gözü de az görüyor. Kuvve-i şâmmesi yok. Sanayi-i garibeden anlamaz, harika şeyleri bilmez. O nüzhetgâhın, binden ve belki milyondan birisini, kabiliyeti nisbetinde ancak zevk ederek istifade eder. Diğeri ise, bütün zâhirî ve bâtınî duyguları, akıl ve kalb ve his ve lâtifeleri o derece mükemmel ve o mertebe inkişaf etmiştir ki, o seyrangâhtaki bütün incelikleri, güzellikleri ve letâifi ve garaibi ayrı ayrı hissedip zevk ederek ayrı ayrı lezzet aldığı halde, o dostla omuz omuzadır.."(3)

Dipnotlar:

(1) bk. Lem'alar, Yirmi Beşinci Lem'a, Sekizinci Deva.
(2) bk. a.g.e., On Yedinci Lem'a, On Dördüncü Nota.
(3) bk. Sözler, Yirmi Sekizinci Söz.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş

Yorumlar

berkedar

Kusura bakmayın fakat ben böyle anlamıyorum. Hakkınızı helal edin bir kardeş burayı mail atmış sonra buradan geldiğini görünce iki kelam yazsam nasıl olur diye yazdım. Araba misali ise konuyu tam izah etmemiş gibi. Alıntı yapılan yerde zaten izahı var ve oradan böyle bir şey çıkar mı ben çıkaramadım? Latifelerin öldüğü zaten açıktır fakat ebedi hastalıktan hastalıklar, musibetlerle kurtulunur diyor 25. Lemada aynı yerde Üstadımız. Küfür ve şirk o zaman nasıl izah edilecek. Sahabeler müşrikti sonra iman ettiler. Bu ise 1000'lerce günahtan dehşetli durumdur. Büyük latifeleri tamamen yok olmuş olması gerekirdi. Fakat Sohbet-i Nebevi ve akrebiyeti ile onların kalp ve sırları tekrar dirildi. Hayy ve Muhyi Allah cc. Yani izahı ben böyle anlamadım. Şöyle bir hakikatte var. Sanki bu hakikat tevbe etmeden ölüm olursa vakii. Yoksa Allah cc açıkça Kur’anda günahları hasenata çeviririm diyor. Üstadımızın 23. Sözde ve birkaç yerde bahsetmiş. Furkan suresi : 70.Ayet Ancak tevbe eden, iman eden ve salih amellerde bulunup davranan başka; işte onların günahlarını Allah iyiliklere çevirir. Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir. Elhasıl: Nefs-i emmâre, tahrip ve şer cihetinde nihayetsiz cinayet işleyebilir. Fakat icad ve hayırda iktidarı pek azdır ve cüz'îdir. Evet, bir haneyi bir günde harap eder, yüz günde yapamaz. Lâkin, eğer enâniyeti bıraksa, hayrı ve vücudu tevfik-i İlâhiyeden istese, şer ve tahripten ve nefse itimattan vazgeçse, istiğfar ederek tam abd olsa, o vakit yübedilüllahü seyyiatihim hasenat (yukarıdaki ayetin bir kısmı: onların günahlarını Allah iyiliklere çevirir) sırrına mazhar olur. Ondaki nihayetsiz kabiliyet-i şer, nihayetsiz kabiliyet-i hayra inkılâb eder. Ahsen-i takvim kıymetini alır, âlâ-yı illiyyîne çıkar. Alıntı yapılan yerin tamamında zaten aynı yerde Üstadımız hastalıklarla bu daimi hastalık olan günahtan kurtulunduğu izah ediyor. Ey âhiretini düşünen hasta! Hastalık, sabun gibi, günahların kirlerini yıkar, temizler. Hastalıklar, keffaret-üz zünub olduğu hadîs-i sahih ile sabittir. Hem hadîste vardır ki: "Ermiş ağacı silkmekle nasıl meyveleri düşer; imanlı bir hastanın titremesi de, öyle günahları silker." Günahlar, hayat-ı ebediyede daimî hastalıklardır. Bu hayat-ı dünyevîde dahi kalb, vicdan, ruh için manevî hastalıklardır. Sen eğer sabredip şekva etmezsen, şu muvakkat bir hastalık ile DAİMİ pek çok hastalıklardan KURTULUYORSUN. Eğer günahları düşünmüyorsan, yahud âhireti bilmiyorsan veya Allah'ı tanımıyorsan, sende öyle dehşetli bir hastalık var ki; milyon defa sendeki bu küçük hastalıktan daha büyüktür. Ondan feryad et. Çünki bütün dünyanın mevcudatıyla kalbin, ruhun ve nefsin alâkadardır. Mütemadiyen firak ve zeval ile o alâkalar kesilip, sende hadsiz yaralar açılır. Bahusus âhireti bilmediğin için, ölümü i'dam-ı ebedî tahayyül ettiğinden -âdeta- güya yara bere içinde, dünya kadar hastalıklı bir vücudun var. İşte en evvel hadsiz yaralı ve hastalıklı bu büyük manevî vücudun hadsiz hastalıklarına kat'î ilâç ve kat'î şifa verici bir tiryak olan iman ilâcını aramak ve itikadını düzeltmek gerektir ki, o ilâcı bulmakta en kısa yol, bu maddî hastalığın yırttığı gaflet perdesinin altında sana gösterdiği aczin ve za'fın penceresiyle, bir Kadîr-i Zülcelal'in kudretini ve rahmetini tanımaktır. Evet Allah'ı tanımayanın dünya dolusu bela başında vardır. Allah'ı tanıyanın dünyası nurla ve manevî sürurla doludur. Derecesine göre iman kuvvetiyle hisseder. Bu imandan gelen manevî sürur ve şifa ve lezzet altında, cüz'î maddî hastalıkların elemi erir, ezilir. 25.Lem'a Sevgili peygamberimiz "Günahına tevbe eden, günahsız gibidir" buyurmuş. (İbn-i mace, sünen 2/1419, hadis no 4250, Beyhaki, Sünen-i kübra 10/154, hadis no 20348)

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (editor)

Bir binanın ana direkleri vardır. Kolonlar gibi ana direkler sağlam kalmak şartı ile bina yeniden tamir edilip daha güzel bir şekil verilebilir. Aynen öyle de insanın da teklife kabil ana duyguları vardır. Bu duygular günahlarla tahrip olmaz. Şayet kalbi mühürlenmişse, bu duyguların da tahrip olduğunun bir göstergesi olur. Dolayısı ile bizim yorumumuzda geçen duygular bu temel  duygular değildir.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...