Güneş ışığının her tarafı ihata etmesi vahidiyete, bir camda tezahürü ise ehadiyete misal olarak verilmektedir. Cenab-ı Hakk’ın sıfat ve esmasının insandaki tecelliyatının karşılığı nedir? Ayrıca bu ehadiyetin de insandaki karşılığını alabilir miyiz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Allah’ın o sonsuz kudretiyle bütün mahlukat âlemini ihata etmiş olması gösteriyor ki, bütün eşyayı yaratan sevk ve idare eden kudret birdir, ikinci bir kuvvetin varlığı imkânsızdır. Yani vahidiyet cihetiyle ilahi kudret bütün mahlukata muhittir.

Allah’ın sonsuz kudretinden bir cilve de insan ruhuna takılan kudret sıfatıdır. İnsan kendi kudretine bakarak Allah’ın kudretini bilebilir. İnsana o kudreti veren Allah’ın birliği de güneş gibi aşikârdır. Zira insan ruhunda o kudreti yaratmak ancak zatı vacib olan Allah’ın işidir, hiçbir mümkin varlık insana bu kudreti veremez.

Allah’ın kudretinin her şeyi ihata etmiş olması vahidiyet cihetiyle, insana kudret vermesi de ehadiyet cihetiyle onun birliğini gösterir.

Vahidiyet içinde ehadiyet cilvesi:

Besmelenin İkinci Sırrında şöyle buyrulur:

"İşte, vahidiyet içinde ukulü boğmamak ve kalbler Zat-ı Akdesi unutmamak için, daima vâhidiyetteki sikke-i ehadiyeti nazara veriyor … " (Lem’alar, 14. Lem'a, 2. Makam)

Bu kâinat sarayı bir bütün olarak Allah’ın birliğine şehadet eder. Bu şehadet vahidiyet cihetiyledir. O muhteşem saray içinde, ondan süzülen ve onun meyvesi hükmünde olan insan da Allah’ın birliğini ilan eder. Bu ilan ehadiyet cihetiyledir.

Bir başka risalede, bu hakikat, kavun ve çekirdek misaliyle nazara verilir. Çekirdeğin vahdaniyete şehadeti ehadiyete misaldir, kavunun tamamımın şehadeti ise vahidiyete misal olur.

"... Kavunun hâlıkı, çekirdeğinin hâlıkından başkası olması mümtenidir." (Mesnevi-i Nuriye, Zerre)

Besmelenin sırlarında geçen şu misal de konumuza ışık tutmaktadır:

"Çünkü nasıl merkezî bir nakış, her taraftan gelen atkı ve iplerin intizamından ve vaziyetlerinden hasıl oluyor; öyle de bu kâinatın daire-i kübrâsında bin bir ism-i İlâhînin cilvesinden uzanan nurani atkılar, kâinat simasında öyle bir sikke-i rahmet içinde bir hâtem-i Rahîmiyeti ve bir nakş-ı şefkati dokuyor ve öyle bir hâtem-i inâyeti nesc ediyor ki, Güneş'ten daha parlak kendini akıllara gösteriyor." (Lem’alar, 14. Lem'a, 2. Makam)

İşte, kâinatın tamamının "bin bir ism-i İlahinin cilvesinden uzanan nurani atkılar"la dokunmuş olması kâinat Hâlıkı'nın bir olduğunu gösterdiği gibi, aynı nuranî iplerle dokunan ve kâinatta bir merkezî nakış hükmünde olan insan da Allah’ın bir olduğunu ilan etmektedir. Birincisi vahidiyet cihetiyle, ikincisi ise ehadiyet cihetiyledir.

Fatiha suresinde Cenab-ı Hak, kendisini Rabbü’l- âlemin olarak tanıtır, son surede ise Rabbü’n-Nas olarak.

İnsanın nutfe halini terbiye ederek konuşan ve işiten bir canlı hâline getiren ancak bütün âlemlerin Rabbi olan Allah’tır. Allah’ın birliğine bütün kâinat da şahittir, bir tek insan da… Birincisi vahidiyet cihetiyle, ikincisi ise ehadiyet cihetiyle…

" … Kâinatın heyet-i mecmuasında tezahür eden haşmet-i rububiyet, vahdâniyet-i İlâhiyeyi ispat edip gösterdiği gibi, zihayatların cüz'iyatlarına mukannen erzaklarını veren nimet-i Rabbâniye dahi ehadiyet-i İlahiyeyi ispat edip gösterir." (Mektubat, 20. Mektup, İkinci Makam)

Kâinatın tamamını Rabbü’l-âlemin olan Allah terbiye etmiştir. Bütün yıldızları direksiz durdurmakta, bütün gezegenleri mükemmel bir intizamla hareket ettirmektedir. Bu ise bütün sıfatları sonsuz olan, şerikten münezzeh bir tek Hâlık’ı ve tek bir Malik’i göstermektedir.

Bütün o muhteşem âlemler gibi her bir hayvan nevinin bütün fertleri de ilahi terbiyeden geçmiş, kendi mahiyetlerine en uygun cihazlarla donatılmış ve her birine ona layık rızık tayin edilmiş ve yaratılmıştır. İşte en cüz’î bir canlının da kendisinde tecelli eden ilahi isimlerle Allah’ın varlığını ve birliğini göstermesi vahidiyet içinde bir ehadiyetin tecellisiyledir. Bir sonraki cümlelerde bu hakikat şöyle ifade ediliyor:

"Vâhidiyet ise, bütün o mevcudat birinindir ve birine bakar ve birinin icadıdır demektir."

"Ehadiyet ise, her bir şeyde, Hâlık-ı Külli Şey'in ekser esması tecelli ediyor demektir." (bk. age., a.y)

Bütün âlemleri haşmet-i rububiyetiyle Allah terbiye ettiğine göre o mevcudatın hepsi Allah’ındır, onun ilim ve kudretiyle yaratılmıştır. İkinci cümlede her şeyde ehadiyet cihetiyle Hâlık-ı Külli Şey'in ekser esmasının tecelli ettiği ifade ediliyor.

Bu isimlerden birisi de Rezzak ismidir. Her canlıya İlâhî ilimde takdir edilmiş olan rızkının muntazam olarak verilmesi gösteriyor ki, her canlı her halinde Allah’ın nazarındadır. İşte Rezzak ismi, tecellileriyle bütün canlıları ihata ettiği gibi, bir tek canlının da rızkı o ismin nuruyla geliyor ve veriliyor. O hâlde bir tek canlıya o rızkı veren ancak bütün âlemleri terbiye eden ve bütün canlıların rızıklarını veren Cenab-ı Hak’tır. Bu ise vahidiyet içinde bir ehadiyet cilvesidir.

"İşte, celal ve haşmet noktasında vahidiyet göründüğü gibi, cemal ve rahmet noktasında dahi, nimet ve ihsan, ehadiyet-i İlahiyeyi ilan eder." (bk. age., a.y)

İlave bilgi için tıklayınız:

- "Vahidiyet", "Vahdaniyet", "Ehadiyet" ve "Ferdiyet" kavramlarını ve farklarını genişçe açar mısınız?

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

SORULARLARİSALE 2024 ANKETİ
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...