Block title
Block content

Güzellik, hayır, neşv ü nema ve terakkilerin, genelde ağır musibetlere, çilelere ve meşakkatlere bağlanmasına adetullah kanunu diye bakılabilir mi? "Külli tahavvüller, birer manevî yağmurdur." İnkılap ve külli tahavvüllerin manevi yağmurla nedir ilişkisi?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

“Bahar mevsiminde fırtınalı yağmur, çamurlu toprak perdesi altında, nihayetsiz güzel çiçek ve muntazam nebâtâtın tebessümleri saklanmış. Ve güz mevsiminin haşin tahribâtı, hazin firâk perdeleri arkasında, tecelliyât-ı Celâliye-i Sübhâniyenin mazharı olan kış hâdiselerinin tazyikinden ve tazibinden muhafaza etmek için, nazdar çiçeklerin dostları olan nâzenin hayvancıkları vazife-i hayattan terhis etmekle beraber, o kış perdesi altında nâzenin, taze, güzel bir bahara yer ihzar etmektir. Fırtına, zelzele, vebâ gibi hâdiselerin perdeleri altında gizlenen pek çok mânevî çiçeklerin inkişafı vardır. Tohumlar gibi neşv ü nemâsız kalan birçok istidad çekirdekleri, zâhiri çirkin görünen hâdiseler yüzünden sünbüllenip güzelleşir. Güyâ umum inkılâblar ve küllî tahavvüller birer mânevî yağmurdur. ”

- Yukarıdaki paragrafta geçen örneklerde; güzellikler, hayırlar, neşv ü nemalar ve terakkiler, genel mânada, ağır musibetlere, çilelere ve meşakkatlere bağlanmıştır ve onlarla irtibatlandırılmıştır. Buna; bir adetullah kanunu olarak bakabilir miyiz?

Ayrıca; “Bütün inkılaplar ve külli tahavvüller, birer manevî yağmurdur” cümlesinde sözü edilen inkılapların, külli tahavvüllerin manevî yağmurla ilişkisini açıklar mısınız?

AÇIKLAMALAR:

Hadis-i şerifte beyan edildiği gibi, bu dünya ahiretin tarlasıdır (Aclûnî, Keşfu’l- Hafa, I/412).
Ve yine bu dünya bir imtihan meydanıdır.

Allah Resulü (asm.) dünyada rahat olmadığını beyan etmekle, bu dünyanın saadet diyarı değil, çalışma ve imtihan yeri olduğunu haber vermişlerdir. Saadet âlemi cennettir. Bütün elem, keder, hastalık ve musibetlerden uzak bir  hayat ancak cennette vardır.

Bu dünyada celâl ve cemâl tecellileri birlikte kendini gösterir. Ve insan, her bir tecelli ile ayrı bir terakki ve tekâmül yoluna girer. Cemâl tecellileri onun ruhunda hamd ve şükür mânalarını inkişaf ettirirken, celâl tecellileri ona ne kadar aciz ve fakir bir varlık olduğunu, Allah’ın rahmet ve yardımına ne kadar muhtaç bulunduğunu ders verir. Bu derslerle insan, kul olduğunu daha iyi anlar ve Rabbine karşı vazifelerini daha bir hassasiyetle yerine getirir.

Öte yandan, insan cemâl tecellisi olan sıhhatiyle ibadetlerini rahat bir şekilde yerine getirdiği gibi, celâl tecellisi olan hastalıklarla da, Üstat Hazretlerinin ifadesiyle, menfî ibadet yoluna girer. Yani,  aczini ve fakrını daha iyi hissetmek ve sabır göstermek suretiyle çok değerli ve verimli ibadetler yapar.

Nur Külliyatı'ndan bela ve musibetlerle ilgili birkaç tespit:

“Hayat musibetlerle, hastalıklarla tasaffi eder, kemal bulur, kuvvet bulur, terakki eder, netice verir, tekemmül eder; vazife-i hayatiyeyi yapar.” (Lem’alar, İkinci Lem'a)

“  …  Çok zahirî musibetler var ki; İlahî birer ihtar, birer ikazdır ve bir kısmı keffaret-üz zünubdur ve bir kısmı gafleti dağıtıp, beşerî olan aczini ve za’fını bildirerek bir nevi huzur vermektir.” (bk. age.)

“Zâten sükûn ve sükûnet, atalet, yeknesaklık, tevakkuf; bir nevi ademdir, zarardır. Hareket ve tebeddül; vücuddur, hayırdır. Hayat, harekâtla kemalâtını bulur; beliyyat vasıtasıyla terakki eder.”(Mektubat, On İkinci Mektup)

Üstat Hazretlerinin bu güzel tespitlerini okuyunca şu hadis-i şerifin mânasını daha iyi anlıyoruz:

“Belâların en şiddetlisi enbiyaya, sonra evliyaya, sonra da seviyelerine göre diğer mü'minleredir.'' (Buharî, Merdâ 3)

Belânın bir manası “imtihandır”. Musibetlerle ağır imtihanlardan geçerek sabır, teslim, tevekkül ve  rıza imtihanını kazanan büyük zatların başında peygamberler gelir, sonra derecesine göre diğer has kullar…
Bilindiği gibi ağır imtihanların neticeleri de büyük olur.

“Dünya ahretin tarlasıdır.” hadis-i şerifini, insanın musibetlerle terakki ve tekâmül etmesi yönüyle ele alan şu ifadeler de bu konuda çok önemli  bir derstir:

“Tohumlar gibi neşv ü nemâsız kalan birçok istidad çekirdekleri, zâhiri çirkin görünen hâdiseler yüzünden sünbüllenip güzelleşir.”

Bir çekirdeğin toprak altına atılması görünürde bir musibettir. Orada parçalanması ikinci ve daha büyük bir musibettir. Ama, sümbül vermenin yolu da bundan geçmektedir. İşte insanın istidadı da çok çekirdekler taşır. Bunların gelişmesi, meyve vermesi ancak meşakkatle, çalışmayla ve musibetlere sabretmekle mümkündür. Her ne kadar bu sayılanlar çirkin görünseler de o zahirî çirkinliğin arkasında harika güzellikler saklıdır.

İnsan meyvesindeki bu celâl ve cemâl tecellileri, onun ağacı olan kâinatta da kendini gösterir. Kış-yaz, gece-gündüz, fırtına-sükûnet, dağlar-ovalar, güller-dikenler bu celâl ve cemâl tecellilerinden bir kaçıdır. Şu var ki, bütün celâl tecellilerinin arkasında güzel neticeler vardır.

“Bahar mevsiminde fırtınalı yağmur, çamurlu toprak perdesi altında, nihayetsiz güzel çiçek ve muntazam nebâtâtın tebessümleri saklanmış.” cümlesi, bu hakikati ders vermekte ve devamında bu ders teyid edilmektedir.

“Bütün inkılaplar ve külli tahavvüller, birer manevî yağmurdur.” cümlesine de kısaca temas edelim:

İnkılap ve tahavvül kelimeleri, “başka türlü olma, hal değiştirme” mânasına gelir. Sıhhatli bir kişinin hastalanması bir inkılaptır, bir hal değişikliğidir. Bu değişimle onun ruh âleminde “sabır ve kadere teslim” imtihanı icra edilmeye başlanmıştır. Kuru toprağa yağmurun yağmasıyla da onda bir hal değişimi başlar. İşte insanın bu sabır imtihanını kazanması toprağın yağmurdan fayda görerek çiçekler açmasına benzetilmiş oluyor.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...