"Hadis-i sahihle, âhir zamanda İsevîlerin hakikî dindarları ehl-i Kur'ân ile ittifak edip, müşterek düşmanları olan zındıkaya karşı dayanacaklar..." Hadisin kaynağı hakkında bilgi verir misiniz? Son din İslam'dır; başka dine mensup olan imanlı sayılır mı?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Hattâ, hadis-i sahihle, âhirzamanda İsevîlerin hakikî dindarları ehl-i Kur’ân ile ittifak edip, müşterek düşmanları olan zındıkaya karşı dayanacakları gibi; şu zamanda dahi ehl-i diyanet ve ehl-i hakikat, değil yalnız dindaşı, meslektaşı, kardeşi olanlarla samimî ittifak etmek, belki Hıristiyanların hakikî dindar ruhanîleriyle dahi, medar-ı ihtilâf noktaları muvakkaten medar-ı münakaşa ve nizâ etmeyerek, müşterek düşmanları olan mütecaviz dinsizlere karşı ittifaka muhtaçtırlar."(1)

Bediüzzaman Hazretleri daha küçük yaşlarda Cenab-ı Hakk'ın inayetiyle doksan kitap ezberlemiş ve her üç ayda bir, günde üç saat meşgul olmak şartıyla bu kitapları tekrar etmiş. Sonraki yıllarda Risale-i Nur eserlerini telif eden Bediüzzaman Hazretleri, yanında herhangi bir kitap mevcut olmadığı halde bu Nur Külliyatı'nı telif etmiştir.

Yapılan araştırmalar neticesinde görülmüştür ki, Risalelerdeki binlerce hadisten herhangi birinde hata ve yanlış mevcut değil. Matbaa hatası veya ravi farkından bazı hadislerde biraz farklılık görülse bile, mana ve muhteva açısından herhangi bir hata bulunmamaktadır.

Bu ifadenin bir tek hadis olarak değil, ayet ve hadislerden işaretlerle yapılan bir derleme olduğu anlaşılıyor. Bu manaya işaret eden bir hadisi paylaşalım:

“Sizler Rumlarla güvenli bir barış yapacaksınız. (Sonra) Siz ve onlar (birleşip) arkanızdan (saldıran başka) bir düşmanla savaşacaksınız." (2)

Sorunun ikinci kısmına gelince;

Dinler arası ittifak bazı ortak konularda, ortak paydalarda, ortak hareket etmek demektir. Bunun da dinin özüne ve ruhuna aykırı bir durum olmaması halinde bir sakıncası yoktur. Mesela, İslam ve Hristiyanlığın ortak düşmanı olan komünizme karşı ortak mücadele etmesi ve dayanışma içinde olması, ne dinen, ne de siyaseten mahsurlu değildir. Diyalog ve ittifakın meşruluğuna dair Kur’an ve sünnette çok deliller vardır. Hatta Hazreti Peygamberimiz (asv)'in bizzat uygulamaları mevcuttur.

İslam’ın başka dinler ile birleşmesi ve karma bir din anlayışı ise batıldır. Genelde insanların diyalog ve ittifaktan anladığı ve bir birine karıştırdığı husus, bu karma ve birleşme hadisesidir. Yani biraz şu dinden, biraz bu dinden alalım, yeni karma bir din yapalım düşüncesi ile diyalog ve ittifak taban tabana zıt şeylerdir. Böyle karma bir din anlayışı, ne tarihte vardır, ne de din mensupları bunu kabul eder. Onun için dinler arası diyalog, dinlerin karışımından çıkan yeni bir din oluşturma gayreti değildir. İslam dini o kadar kuvvetli ve hak bir dindir ki, diyalogdan zararlı değil, kazançlı çıkar. Zaten İslam, barış ve hoşgörü ortamlarında yeşermiş ve gelişmiş bir dindir.

"Âhirzamanda madem fetret derecesinde din ve din-i Muhammedîye (asm.) bir lakaytlık perdesi gelmiş ve madem âhirzamanda hazret-i İsanın din-i hakikîsi hükmedecek, İslâmiyetle omuz omuza gelecek. Elbette şimdi, fetret gibi karanlıkta kalan ve hazret-i İsaya mensup Hıristiyanların mazlumlarının çektikleri felâketler, onlar hakkında bir nevi şehadet denilebilir.”(3)

İslam’a göre din ve dinin kaynaklarını duymamış, görmemiş ve bilmemiş bir kimse dinen mesul değildir. Yani İslam’ı tahkik edip değerlendirecek imkanı olmayan her insan ehli necattır ve cennete gider. Bu değerlendirme ikinci dünya savaşında demir perde denilen komünist rejimin izolesi ve baskısı altında zulüm çeken çaresiz ve habersiz Hıristiyanlar hakkında yapılan özel bir değerlendirmedir. Umumi ve genel bir hüküm değildir.

Üstad Hazretleri bu hükmünü ayet ve Ehlisünnetin şu hükümleri ile teyit ediyor:

“Fakat zaman-ı fetrette وَمَا كُنَّا مُعَذِّبِينَ حَتّٰى نَبْعَثَ رَسُولاً sırrıyla; ehl-i fetret, ehl-i necattırlar. Bilittifak, teferruattaki hatiatlarından muahezeleri yoktur. İmam-ı Şâfiî ve İmam-ı Eşarîce; küfre de girse, usûl-i imanîde bulunmazsa, yine ehl-i necattır. Çünkü teklif-i ilâhî irsal ile olur ve irsal dahi, ıttıla ile teklif takarrur eder. Madem gaflet ve mürur-u zaman, enbiya-i salifenin dinlerini setretmiş; o ehl-i fetret zamanına hüccet olamaz. İtaat etse sevap görür, etmezse azap görmez. Çünkü mahfî kaldığı için hüccet olamaz.”(4)

Bunun gibi özel durumlarda olan bazı mazlum Hristiyanlar cennete gidebilirler. Bu Üstad Hazretlerinin değil bütün Ehl-i sünnet alimlerin ortak görüşüdür. Bunun dışında kalan Ehl-i kitap ebedi olarak cehennemliktir.

Risale-i Nurlar bütün Ehl-i kitabı cennetlik olarak görmüyor, bazı art niyetli cahiller bunu kasti olarak Nurcular Ehl-i kitabı cennetlik olarak görüyorlar deyip avam insanları ifsat ediyorlar. Halbuki Risale-i Nur noktası noktasına Ehl-i Sünnet çizgisinde olan bir meslektir. Nurcular hiç bir zaman İslam’ın ortak aklı olan Ehl-i sünnete muhalefet etmemiştir ve etmez de.

Yukarıdaki mülahazalar eşliğinde “Îsevîlerin hakiki dindarları” tabirini iki şekilde anlamak mümkündür.

Birisi, İslam dini ile müşerref olmuş Hristiyanlardır. Yani Hristiyanlıktan İslam’a geçmiş kesimlere işaret etmek için konulan bir sembol tabirdir. Nasıl Müslüman Türkler denildiğinde bir kavme atıf vardır, aynı şekilde hakiki dindar İseviler tabirinde de Müslüman İsevilere atıf vardır.

İkincisi, samimi bir şekilde komünizm karşısında mücadele eden dindar, ama tutucu ve bağnaz olmayan Hristiyanlardır. Bunlar dinin komünizm karşısında muhafaza olması için İslam ile ittifak ediyorlar. Bu ittifakları belki ahirette karşılıksız kalmaz, ama onların cennete girmesine yetmeyecektir. Zira cennete ancak İslam olunca girilebilir. İnsanların iyilikleri cennet için yeterli değildir, imanda lazımdır.

Dipnotlar:

(1) bk. Lem'alar, Yirminci Lem'a, Haşiye.
(2) bk. Ebû Dâvûd, Cihad, 156, Melahim 2; İbn Mace, Fiten 35; Ahmed b. Hanbel, IV-91; V-372, 409. Ayrıca bk. Kenzü’l-Ummal, hn: 38451; 31526.
(3) bk. Kastamonu Lâhikası, (76. Mektup)
(4) bk. Mektûbat, Yirmi Sekizinci Mektup, Sekizinci Risale.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...