HAKAİK-İ EŞYA

EŞYANIN HAKİKATİ

"Bütün hakaik-i mevcudat ism-i Hakkın şuaatı, ve esmasının tezahüratı ve sıfatının tecelliyatıdırlar." Sözler

Bütün varlıkların birer “sureti, hüviyeti, mahiyeti ve hakikati” vardır.

Suret; dıştan görünen şekil, biçim, bir şeyi diğerlerinden ayıran şey demektir. Suret de ikiye ayrılıyor: Maddî ve manevî. Cism-i latif olan meleklerin de sureti var. Onlar da bu suretlerle birbirinden ayrılıyor, fark ediliyorlar.

Diğer kelimeler ise, Seyyid Şerif Cürcani’nin Tarifat adlı kitabında şöyle özetlenir:

"O nedir? Sorusunun cevabı olan özellik, makûl olması bakımından mahiyet, hariçte sübutu bakımından hakikat, başkalarından farklılığı bakımından ise hüviyet diye adlandırılır."

"İnsan nedir?" sorusuna "İdrak sahibi bir canlıdır.” şeklinde cevap vermekle insanın mahiyetini anlatmış oluruz. Gördüğümüz bütün insanlar ise bu mahiyetin hakikatidir. Bir insanı diğer insanlardan ayıran özellikler de onun hüviyetini teşkil ederler.

Nurlardan bir hakikat dersi:

"Hattâ muhakkikîn-i evliyanın bir kısmı demişler: Hakikî hakaik-i eşya, esma-i İlahiyedir. Mahiyet-i eşya ise, o hakaikın gölgeleridir." Sözler

Âlemin varlığı bir hakikat; Mucid ismine dayanıyor.

Bu âlemde her şeye bir suret, bir şekil verilmiş olması da ayrı bir hakikat; bu da Musavvir ismine dayanır.

Her suretin ayrıca süslendiği, en güzel bir biçime sokulduğu da bir başka hakikat; bu da Müzeyyin ismine dayanır.

Misâller çoğaltılabilir.

"Mahiyet-i eşya ise, o hakaikın gölgeleridir." ifadesine gelince:

Gölgeye baktığımızda, gölge sahibinin varlığını biliriz, ama onun sıfatlarını, meselâ ilmini, irfanını, takvasını, güzel ahlâkını seyredemeyiz.

Gölgenin varlığı, aslın varlığı yanında çok sönük kalır.

Gölgenin gölgesi:

“Evet mevcudatta sebeb-i muhabbet olan hüsün ve ihsan ve kemal, umumiyetle Bâki-i Hakikî’nin hüsün ve ihsan ve kemalâtının işaratı ve çok perdelerden geçmiş zaîf gölgeleridir; belki cilve-i esma-i hüsnanın gölgelerinin gölgeleridir.” Lemalar

Mahlûkatıın İlâhî ilimdeki hallerine “mahiyet” deniliyor. Bu ilmî vücutlar, İlâhî isimlerin gölgeleridir. Mahlukat yaratıldıklarında o mahiyetler “hakikat” olurlar.

Meselâ: Rızık olan bütün eşya, henüz yaratılmadan Allah’ın ilminde idiler. Bu ilmî vücudlara mahiyet deniliyor. Allah’ın ilmindeki bütün rızıklar O’nun Rezzak isminin birer gölgesi gibidirler. Bu rızıklar yaratıldıklarında hakikat olurlar. Buna göre yediğimiz bir meyve, onun İlâhî ilimdeki haline göre gölge makamındadır. İlâhî ilimdeki hali de Rezzak isminin gölgesi olunca, bu meyve Rezzak isminin gölgesinin gölgesi olmuş olur.

Gölgenin gölgesi için şöyle bir misal de veriliyor:

Bir cismin aynadaki tecellisi onun bir bakıma gölgesidir. Yani o cismin varlığına göre aynadaki timsalinin varlığı gölge kadar zayıf bir mertebededir. Bu aynanın karşısına bir ayna daha tutalım ve o cismin aksi o ikinci aynada da tecelli etsin. İşte bu ikinci gölge varlığa, "gölgenin gölgesi" denilir.

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...