Block title
Block content

"Hakikî zevk ve elemsiz lezzet ve kedersiz sevinç ve hayattaki saadet yalnız imandadır ve iman hakikatleri dairesinde bulunur. Yoksa, dünyevî bir lezzette çok elemler var. Bir üzüm tanesini yedirir, on tokat vurur." Açıklar mısınız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Dünya lezzetlerini acılaştıran en büyük ve en tesirli faktör, firak ve ölümdür. Mesela, gençlik ve sıhhat iki dünya nimetidir, hatta bütün lezzetlerin de kaynağıdır. Lakin bu iki nimet en fazla yirmi otuz yıl sürüyor, sonra yerini hastalığa ve yaşlılığa bırakıyor. Kalbini gençliğe kaptıran birisi için, gençliğin elden gitmesi, hatta ölüme maruz kalması çok acıklı ve hazindir. Ne kadar lezzet ve muhabbet varsa o kadar azap ve acı vardır. Zira kalbin bağlandığı bir şeyden ayrılması çok daha zor ve daha acı vericidir.

Ölüm ve ayrılık acısı sadece gençlik ve sıhhati acılaştırmıyor, dünyanın her türlü nimet ve lezzetini azap yumağına çeviriyor. Tabi bu durum, düşünen ve tefekkür eden insan için böyledir, yoksa kafasını sefahat ve rezaletlere sokan gafiller bu incelik ve hakikatleri hissetmeyebilir. Zaten sefahat ve haramlara dalmasının sebebi de bu acı ve azapları hissetmemek içindir.

"Dünyanın âkıbeti ne olursa olsun, lezâizi terk etmek evlâdır. Çünkü, âkıbetin ya saadettir; saadet ise şu fâni lezâizin terkiyle olur. Veya şekavettir. Ölüm ve idam intizarında bulunan bir adam, sehpanın tezyin ve süslendirilmesinden zevk ve lezzet alabilir mi? Dünyasının âkıbetini küfür sâikasıyla adem-i mutlak olduğunu tevehhüm eden adam için de terk-i lezâiz evlâdır. Çünkü, o lezâizin zevaliyle vukua gelen hususî ve mukayyed ademlerden, adem-i mutlakın elîm elemleri her dakikada hissediliyor. Bu gibi lezzetler o elemlere galebe edemez."(1)

Dünya hayatı ancak iki sonuç ile bitebilir. Üstad Hazretleri her iki sonuçta da dünya lezzetlerini terk etmek gerektiğine işaret ediyor ve bunun gerekçelerini izah ediyor.

Biri, iman ve salih amel neticesinde saadeti ebediyeye mazhar olmaktır. Ebedi saadetin kazanılması da ancak Allah namına olmayan haram lezzetleri terk etmek ile mümkündür. Yani ebedi saadetin kazanılması, haram lezzetleri terk etmek ile kayıtlıdır. Bu noktadan lezzetleri terk etmek gerekir.

Dünya hayatının diğer neticesi ise  şekavettir. Yani ebedi azap ve hüsrandır. Ölümü mutlak bir yokluk olarak gören birisi için de dünya lezzetlerini terk etmek evladır. Zira idama mahkum bir adama dünyanın en leziz yiyecek ve içeceklerini takdim etseniz veya asılacağı idam sehpasını süsleseniz, onun acısını hafifletir mi? Acaba acısına acı katmaz mı? Dünyanın lezzetli hayatına ünsiyet ve ülfet ne kadar kuvvetli ve kavi ise, onlardan ebedi ayrılmak  o kadar sert ve acı olur. Öyle ise yokluğa gittiğini sanan o adam dünyanın lezzetlerine kendini alıştırması ve ünsiyet etmesi hiç iyi olmaz.

Burada terki evla olan dünya lezzetlerinden kasıt, mümin için haram lezzetler veya mana-yı ismi ile aldığı zevklerdir. Kafir için ise her nevi lezzetlerdir. Zira idam mahkumu olan birisi hiçbir şeyden lezzet alamaz. Ama iman sahibi bir mümin helal olan şu dünya lezzetlerini ahiret lezzetlerinin bir numunesi nevinden tadabilir ve ahiret lezzetlerine müşteri olup, şevk ve şükre bir kapı açabilir. Kafirin böyle bir imkanı olmadığı için bütün lezzetleri terk etmesi evla olandır onun için.

Bu hakikatleri öncelikle nefsimizde yaşamak gerekiyor. Nefsimizde yaşanmadan, başkasına tesir etmesi mümkün değildir. Birinci amacımız, bu hakikatleri muannid olan nefsimize dinletmek olursa, başkasına anlatmak kolay olur inş.

(1) bk. Mesnevî-i Nuriye, Habbe

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...