Block title
Block content

"Hakperestlik hissi, hüsn-ü mücerred aşkı, cemâlperestlik zevki, hakikatperestlik şevki verir. Hem de aldatmaz." ifadesini izah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Buradaki "hakperest" ifadesi "kuvvetperest" ifadesine karşılık söyleniyor. Yani Batı medeniyeti kuvveti kutsayıp alkışlarken, Kur’an hakkı esas alıp ona değer veriyor. Yani kuvvetli haklı değil haklı kuvvetlidir, prensibini temel alıyor.

"Hüsn-ü mücerret aşk" ifadesi de tensel ve maddesel güzel aşkın bir karşılığıdır. Yani Batı medeniyeti insanları tensel ve maddesel güzelliklere aşık olmayı tavsiye ederken, Kur’an medeniyeti maddeden pak ve münezzeh olan ilahi güzelliğe aşık olmayı tavsiye etmektedir. Yani Kur’an mecazi aşka bedel hakiki aşk olan İlahi aşka teşvik ediyor.

Cemalperestlik zevki, estetiğin aşkın ve müteal olma halidir. Yani Kur’an terbiyesini almış bir insanın estetik değeri aşkın ve mütealdir. Müşahhas ve somuta indirgenmiş bir estetik zevki olmaz. Ve bütün güzellik ve estetikler müteal güzelliklerin bir tecellisi bir yansımasıdır.

"Demek bu kâinatta bulunan bütün güzelliklerin envâı ve çeşitleri, âlem-i gayb arkasında tecellî eden ve kusurdan mukaddes, maddeden mücerret bir cemâlin esmâ vasıtasıyla cilveleri ve işaretleri ve emârâtlarıdır. Fakat nasıl ki, Vâcibü'l-Vücudun Zât-ı Akdesi, başkalara hiçbir cihette benzemez ve sıfatları mümkinatın sıfatlarından hadsiz derece yüksektir. Öyle de onun kudsî cemâli, mümkinatın ve mahlûkatın hüsünlerine benzemez, hadsiz derecede daha âlidir."

"Evet, koca Cennet bütün hüsün ve cemâliyle bir cilvesi bulunan ve bir saat müşahedesi ehl-i Cennete Cenneti unutturan bir cemâl-i sermedî, elbette nihayeti ve şebîhi ve nazîri ve misli olamaz. Malûmdur ki, her şeyin hüsnü kendine göredir; hem binler tarzda bulunur ve nevilerin ihtilafı gibi güzellikleri de ayrı ayrıdır. Meselâ, gözle hissedilen bir güzellik, kulakla hissedilen bir hüsün bir olmaması ve akılla fehmedilen bir hüsn-ü aklî, ağızla zevk edilen bir hüsn-ü taam bir olmadığı gibi; kalb, ruh ve sair zâhirî ve bâtınî duyguların istihsan ettikleri ve güzel hissettikleri güzellikler, onların ihtilâfı gibi muhteliftir."

"Meselâ, imanın güzelliği ve hakikatın güzelliği ve nurun hüsnü ve çiçeğin hüsnü ve ruhun cemâli ve suretin cemâli ve şefkatin güzelliği ve adaletin güzelliği ve merhametin hüsnü ve hikmetin hüsnü ayrı ayrı oldukları gibi; Cemîl-i Zülcelâlin nihayet derecede güzel olan Esmâ-i Hüsnâsının güzellikleri dahi ayrı ayrı olduğundan, mevcudatta bulunan hüsünler ayrı ayrı düşmüş."(1)

Üstadımızın bu ifadeleri, estetik ve güzelliğin temel kaynağı ve ölçüsünün ne olduğunu ifade etme bakımından çok veciz bir ifadedir.

Hakikatperestlik şevki de pragmatik felsefenin karşıtlığıdır denilebilir. Yani Batı medeniyeti faydacılığı esas alırken, Kur’an medeniyeti hakikat aşkını esas alıyor. Müslüman hakikatperestlik aşkı ile şevklenirken, Batı medeniyet tilmizi ise pragmatist (faydacı / yararcı) ve hedonist (hazcı) duygular ile aksiyoner olur. 

(1) bk. Şualar, Dördüncü Şua.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...