Block title
Block content

"Haksızlığı hak iddia edenlere karşı hak dâvâ etmek ve onlara müracaat etmek bir haksızlıktır, hakka karşı bir hürmetsizliktir." cümlesini açıklar mısınız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Haksızlığı hak kabul edenlere ve iddia edenlere karşı, hakkı anlatmak; bir nevi hakka haksızlıktır. Burada tebliğatın herkese ait bir vazife olmadığını, her mesleğin ehli ve ihtisası olduğu gibi; tebliğin, hizmetin ve İslamiyeti yaymanın da ehli ve ihtisası vardır.

Yukarıdaki kaideye bahsettiğimiz izah açısından bakılırsa, mesele çözülmüş olur. Her bir Müslümanın İslamiyet açısından, kendine düşen bir vazifesi vardır. Ancak bu herkesin her şeyi yapması ve ifa etmesi anlamına gelmez.

Cenab-ı Hakk'ın peygamber olarak gönderdiği, en yüksek istidat ve kabiliyet ile donattığı ve özel yarattığı insanları; münhasıran dini yaymakta ve tebligat vazifesini ifa etmekte kullandığını esas alır isek; tebliğ vazifesinin herkese terettüp etmediği anlaşılır.

Ayrıca bir meselede haklı olmak kifayet etmez. Ancak haklı davayı savunurken, faydalılık da esas alınmalıdır. Bizler genellikle haddimizi aşarak sahamıza girmeyen, hele hele dini meseleler ile ilgli konularda, maalesef fikirler beyan ediyor ve mütalaalar ortaya koyuyoruz.

Bu halimiz ile yapayım derken bazen de yıkabiliyoruz. İşte bu sebeplere binaen; herkes kendi ihtisas sahasıyla ilgili vazife ifa etmesi için bir kaos ve kargaşa ortamı oluşmaması açısından, irşatta ve tebligatta ciddi kaide ve kurallar ortaya konulmuştur.

Dolayısıyla sualdeki kaide ve kural; tebligatta yapılacak muhtemel hataların önünü alabilmek için genel bir kaide olarak benimsenmiştir. Çünkü yılan gibi zehirlemekten lezzet alan ve canavarlar gibi parçalamaktan zevk duyan muannit insanlara karşı hakkı nazara vermek ve söylemek; belki daha vahim neticeler meydana getireceğinden dolayı, irşatta kime, ney, nasıl ve ne şekilde anlatılacaksa ona göre itinalı hareket etmek lazımdır.

Yoksa onlara hakikatlar anlatılmayacak anlamına gelmiyor. Vazife işin ehline bırakılısa; kim, kime, nasıl ve ne şekilde tebligat yapılacağını bilir. Demek ki sualdeki kaide ehliyetsizlerin yapacağı hatalardan dolayı temkinli olunması hususunda ortaya konulmuş bir metottur. Muazzez Üstadımız bu meseleyi bir cümle ile vecizleştirmiştir (mealen).

“Her söz doğru olmalı; her doğru, söz olmamalı.”(1)

(1) bk. Hutbe-i Şamiye.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş

Yorumlar

u_b_e_y_d_u_l_l_a_h

kanaat-i âcizânemce, burada sözkonusu olan husus, kime tebliğde bulunulur ve kim kime tebliğde bulunmalı hususu değil. sözkonusu olan husus yapılan bir haksızlık üzerine "hak arama, hak talep etme". içtimai hayatta türlü sebeplerle insanların uygulamalarında haksızlıklar olabilir. kimi zaman iyi niyetle yapılan işlerde bile hatalar, haksızlıklar husule gelebilir. bunların telafisi için ilgili makama başvuruda bulunmak ve gerekli izahları yaparak hakkın tahakkukunu talep etmek normal olan usuldür. fakat, haksızlığı yapanlar "insan suretinde şeytan"lar veya "beşer kıyafetinde hayvanlar" ise ve bu haksızlığı, bile-isteye, bir hınç ve intikam duygusuyla yapıyorlarsa, onların kapısına gidip "hakkını talep etmek" onların indinde adalet kavramı olmadığı için, bir nevi "hak dilenmek" anlamına geleceği için, savunduğun hak davayı küçük düşürmek olacağı için ve zaten "olmayacak duaya amin deme" hükmünde olacağı için üstad gereksiz, hatta hatarlı buluyor, diye düşünüyorum.. ayrıca bu türden zalimlerin kapılarına bu faydasız gidişin, onların ve taraftarlarının üstünlük duygularını okşayacağı ve hakka taraftar olanların içlerinde de bir eziklik duygusu oluşturacağı unutulmamalı.. allahu a'lem.. not: bu sözün geçtiği "on altıncı mektubun zeyli"ndeki "beşinci sebep"ten sonraki "altıncı sebep" okunursa, üstadın burada ne demek istediği daha iyi anlaşılacaktır sanırım, "altıncı sebep"in ilk paragrafı "beşinci sebep"in bir yönden izahı çünkü..

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...