Block title
Block content

"Halbuki gökte ve yerde, Allah’tan başka ilahlar bulunsaydı oraların nizamı bozulurdu. Demek ki o yüce arş ve hükümranlığın sahibi Allah, onların zanlarından, onların Allah’a reva gördükleri vasıflardan münezzehtir, yücedir!" Açıklar mısınız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

“Halbuki gökte ve yerde, Allah’tan başka ilahlar bulunsaydı oraların nizamı bozulurdu. Demek ki o yüce arş ve hükümranlığın sahibi Allah, onların zanlarından, onların Allah’a reva gördükleri vasıflardan münezzehtir, yücedir!"(Enbiya,21/22)

Kâinatta kemal sıfatları ile muttasıf, yani ilmi, kudreti, iradesi mutlak ve sınırsız olan birden fazla ilah bulunsaydı, farazî olarak şu ihtimaller olabilirdi:

 1. Onlardan yalnız birinin hükmü yürüseydi, diğerleri âciz ve noksan olurlardı ki, bu ilah olmakla bağdaştırılamaz.

 2. Her biri eşit kudret ve hakimiyete sahip olsalardı, ayrı ayrı nizamların bulunması gerekirdi. O takdirde de mevcut olan bu nizam bulunmazdı.

3. İlahların fazla değil, sadece iki tane olup, bunların bir tek nizam kurup birleştikleri varsayılırsa, iki etkenin (illetin) bir nesne (malül) üzerinde çekişmesi sonucu ortaya çıkar, nizamın devamı imkânsız olurdu.

4. Birbirleriyle anlaşmazlık halinde olsalardı, zaten baştan beri nizam kurulamazdı.

Bu âyet-i kerime kelam ilminde, tevhidin ispatında en önemli kaynak teşkil eden esaslardan biridir. Kelamda buna "bürhan-ı temânu" adı verilir.

Allah gibi birden fazla ilahların tasavvuru imkansız iken, maddi ve kevni olan insanların ilah olarak tasavvur edilmesi daha bir muhaldir ve saçmadır. “Enel Hak” tasavvufi bir kavram olup, bu mesele ile ilgili değildir.

 Allah’ın bütün isim ve sıfatları, kainat ve mevcudat aynasında tecelli ile görünürler. Bu görünmek ise, hayali ve vehmi olmayı kabul etmez. Zira, hakiki olan isim ve sıfatlar, hakiki bir aynada, hakiki olarak görünmek isterler.

Kainat ve mevcudat aynasında tecelli ile görünen isim ve sıfatların kendileri ile tecellileri farklıdır. Ayna, bir zarf, içindeki güneşin görüntüsü ise, güneşten gelen bir tecellidir. Yani, Güneşin bir yansımasıdır. Ama, Güneşin kendisi değildir. Zira aynada yansıyan güneşin görüntüsü, ayna içinde bir varlık kazanıyor, zarfın içine giriyor.  Güneşten farklı olarak, bir varlık oluyor.  Ayna içindeki görüntüyü de resme aktarsak, ayrı ikinci bir varlık oluyor.

Yani, ortada üç ayrı varlık vardır. Biri, Güneşin kendi zatı ve sıfatları; diğeri, o sıfatların mahalli ve aynası olan mevcudat; üçüncüsü ise, sıfatların aynada ve mevcudatta kendine has görüntüleri ve yansımalarıdır.

İşte, hüküm bakımından, Güneşin kendi zatı ve sıfatlarını, aynadaki görüntüsü ile aynıdır, aynı şeylerdir demek, hata olur, yanlış olur.

Akis ile aks edeni karıştırmak ve ikisi de aynıdır, demek, buna benzer. Ama, aynadaki görüntünün varlığı ve devamı, güneşe bağlıdır. Güneş olmasa o ayna ve görüntü de yok olur. Allah’ın isim ve sıfatları, kainat ve mevcudat aynasında parlak bir şekilde tecelli ile görünürler. Aynada görünen tecelli ile isim ve sıfatları ayrıdırlar. İkisini aynı kabul etmek olmaz. Mevcudat aynası ve içindeki isim ve sıfatların tecellisi, arızi, hâdis ve çok gölgelerden geçmiş zaif birer görüntüdürler .İsim ve sıfatlar ise, ezeli ve ebedi, hakiki sıfatlardır. Mevcudatın devamı ve manası, isim ve sıfatların kayyumiyeti iledir.

İşte İbn-i Arabi ve Hallacı Mansur gibi zatların  inkar ettiği, aynadaki görünen  varlık mertebeleridir. İnkarını da, ayna içindeki görüntüyü, görünen ile aynı sayması şeklinde olmuştur. Yani, mevcudat aynasında görünen, Allah’tan başkası değildir, demiş ve arızi ve hâdis olan eşyanın hakikatini inkar etmiştir. Her şey O dur demişler.

Ama bu zanna Allah’ın isim ve sıfatlarının, mevcudatta, şiddetli tecelli ve görünmesinden kinaye,  işaretteki kuvvetten dolayı mevcudata “Hu” nazarı ile bakmış demek daha isabetli olur.

Mesela, nasıl ki, bir aynada güneş şiddetli görünse, bu şiddetli görünmeye işaret olmak için ayna, güneş olmuş denilir.  Bunun gibi, Kainat aynasında Allah’ın isim ve sıfatları çok şiddetli tecelli ettiği için, İbn-i Arabi ve Hallacı Mansur gibi zatlar, bu kuvvetli işarete binaen, mahlukatı, O diye tarif etmişler. Yani, “heme ost” / "her şey odur" demişler. Zaif ve hâdis olan mevcudatın varlık mertebesini yok saymışlar, hata etmişler.

Varlıklar, Allah’ın isim ve sıfatlarının tecellisidir. Ve her daim, Allah’ın isim ve sıfatlarının tedbir ve tasarrufuna dahildirler. Bir an bile kesintiye uğramadan, yaratma devam eder. Allah, sürekli ve devamlı kainatta iş ve icraat içindedir; hiçbir şeyi kendi haline bırakmış değildir. Buna, kainattaki hassas mizan, nizam, tazelenmek, tedbir ve tedvir gibi çok fiiller delildir. 

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...