Block title
Block content

"Hâlıkın en ehemmiyetli masnuu ve sevgilisi olan insanın kemâlâtı haktır ve hakikatlidir." Burada kastedilen insanın sanatındaki kemalatın, "Kemalat-ı İlahiyeye ayine olması" mıdır, izah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İnsanın en büyük kemali, Allah’ın isim ve sıfatlarına mazhar olabilme noktasıdır. İnsan bu noktada, yani İlahi isim ve sıfatlara ayna olma konusunda bütün mahlukatın fevkindedir.

Meleklerin makamı sabit, vazifeleri belli, kabiliyetleri sınırlı olduğu için, bütün isimlere tam ayna olamıyorlar.

Hayvanların şuur ve kabiliyetleri de hakeza sınırlı ve dar olduğu için mazhariyetleri de sınırlı ve dardır.

Cinler ve diğer ruhaniler de insana nispeten melekler gibidir. Gerçi cinlerin iradeleri var, ama yine de mazhariyet ve ayna olma noktasında insan kadar külliyet kazanamıyorlar.

Allah’ın isim ve sıfatları insanda üç şekilde tecelli ederler. :

Birisi, ene gibi mevhum ve itibari duyguların mukayesesi şeklindedir. İnsana verilen cüzi ilim, irade, kudret, mülk gibi şeyleri enaniyet farazi ve mevhum bir şekilde sahiplenir. Bu sahiplenme sayesinde ilim, irade, kudret, mülk gibi şeylerin farkına varır ve mahiyetini hisseder.

Hiç ilmi ve mülkü olmayan birisi ilim ve mülk sahibi olmanın ne demek olduğunu idrak edemez. Bu yüzden Allah insana ene denilen bir sahiplenme duygusu vererek  ilim, irade, kudret, mülk gibi şeylerin mahiyetini kavrattırıyor; onların bir pırıltısını farazi olarak insanın uhdesine koyarak insanın alemine bir pencere açıyor.

Mesela, insan sahip olduğu cüzi ilim ile der, "Ben şu kadar ilmim ile şu kadar şeyi bilebiliyorum, Allah ise külli ilmi ile her şeyi bilir. Ben cüzi kudretim ile şu evi yaptım, Allah sonsuz kudreti ile kainatı inşa ediyor." Bunu sadece yedi sıfata müncer yapmak doğru olmaz, Allah her sıfatı için mevhum ve itibari bir hissiyatçığı insanın mahiyetine yerleştirmiş. Bu hissiyatçıklar aynı zamanda Allah’ın şuunatını da rasat ediyor.

Mesela, insanın keyif duygusu Allah’ın münezzeh keyif almasına bir rasattır denilebilir. Kısacası insandaki sayısız farazi benlik hatları ilahi isim, sıfat ve şuunata açılan birer menfezler gibidir. İnsan bu menfezler ile Allah’ı tanır.  

İkincisi, insan fıtratına yerleştirilen zıtların aynedarlığı şeklindedir. Mesela, insanın fıtratında ki nihayetsiz acizlik nihayetsiz kudrete dayanmak ihtiyacı ile sonsuz kudreti idrak eder nihayetsiz fakirlik ile nihayetsiz zengin olan Allah’a ulaşır, aciz, zayıf ve kusurlu nefsi ile aciz, zayıf ve kusurlu olmayan Allah’a intikal eder vesaire.

Üçüncüsü olarak da Allah’ın her bir isim ve sıfatının nakış ve tecelli suretinde insanın fıtrat ve mahiyetinde tezahür etmesidir.

Mesela, göz basar sıfatının maddi bir nakşıdır, kulak semi isminin cismani bir nakşıdır, akıl ilim sıfatının kevni bir nakşıdır, dil ve konuşma kelam sıfatının bir cilvesidir, kalp Vedud isminin maddi bir yansımasıdır. Buna benzer mahiyetini tam ihata edemediğimiz binlerle hissiyat ve duyguların hepsi, isim ve sıfatların hayat üstünde kaynamasından ve tecellisinden tezahür ediyorlar.

Kainat ve mahlukat üstünde dağınık olarak serpiştirilmiş bulunan bütün güzellikleri ve kemalleri Allah Habib-i Ekremi olan Hazreti Peygamber (asm)'de cem etmiş ve onun üstünde merkezi bir şekle büründürmüştür.

Diğer bir tabirle Peygamber Efendimiz (asm) yürüyen bir kainattır. Bütün güzellikler ve ahlaki değerler onun mahiyet aynasında cem olmuştur. Kainat üstündeki güzellikleri ve mükemmellikleri geniş ve dağınık görenler derlenmiş ve toplanmış olarak görmek isterlerse Allah Resulüne bakmaları yeterlidir. Zira güzellikler onun üstünde daha berrak ve daha okunaklı olarak duruyor...

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Üçüncü Hakikat | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 412 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...