Block title
Block content

Hamd ve senanın sadece Allah'a ait olduğu izah edilirken, ileride kudret ve Cenab-ı Hakk'a hiçbir şey ağır gelmeyeceği izahı şeklinde devam ediyor. Bu geçişteki münasebeti izah eder misiniz? Hamd ve senadan kudrete geçişin izahı?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Bizim Hâlıkımız ve Musavvirimiz ve bizi hediye veren Kadîr-i Zülcemâl, Hakîm-i Bîmisal, Kerîm-i Pürneval her şeye kadirdir. Hiçbir şey Ona ağır gelmez. Hiçbir şey daire-i kudretinden hariç olamaz. Kudretine nisbeten, zerreler, yıldızlar birdir. Küllî, cüz'î kadar kolaydır. Cüz, küll kadar kıymetlidir. En büyük, en küçük kadar kudretine nisbeten rahattır. Küçük, büyük kadar san'atlıdır; belki, san'atça, küçük büyükten daha büyüktür. Bütün mazideki acaib-i kudreti olan vukuat şehadet eder ki, o Kadîr-i Mutlak, bütün istikbaldeki acaib-i imkânâta muktedirdir. Dünü getiren yarını getirdiği gibi, maziyi icad eden o Zât-ı Kadîr, istikbali dahi icad eder. Dünyayı yapan o Sâni-i Hakîm, âhireti de yapar. Evet, Mâbud-u Bilhak yalnız o Kadîr-i Zülcelâl olduğu gibi, Mahmud-u bi'l-Itlak yine yalnız Odur. İbadet Ona mahsus olduğu gibi, hamd ü senâ dahi Ona hastır."(1) 

Şükür ve hamd, nimet ve ihsana yapılır. Nimet ve ihsan ise servet ve kudret ile verilir. Allah’ın bize bahşettiği ve bahşedeceği bütün ihsan ve nimetlerin hepsi, Allah’ın sonsuz kudret ve gınasından çıkıp geliyor. Haliyle kudret ile nimet arasında lüzum-u beyyin var.

Mesela bağdan kopardığımız bir üzümü oraya asan ve olgunlaştıran en büyük aktör Allah’ın kudret sıfatıdır. Şayet Allah’ın sonsuz kudreti güneşi o üzümü olgunlaştırmak için onun etrafında döndürmese idi, biz o üzümü yiyip şükredemeyecektik. Demek şükür ile kudret arasında sıkı bir münasebet vardır.

 "...Evet, Mâbud-u Bilhak yalnız o Kadîr-i Zülcelâl olduğu gibi, Mahmud-u bi'l-Itlak yine yalnız Odur. İbadet Ona mahsus olduğu gibi, hamd ü senâ dahi Ona hastır..."

(1) bk. Mektubat, Yirminci Mektup.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...