Block title
Block content

"Hamele-i Arş ve yer ve göklerin melâike-i müekkelleri ve sair bir kısım melekler hakkında Muhbir-i Sadıkın tasvir ettiği, meselâ kırk binler başlı,.." On Dördüncü Söz'ün, üçüncüsü ve dördüncüsü diye başlayan yerleri izah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"ÜÇÜNCÜSÜ: Meselâ, Hamele-i Arş ve yer ve göklerin melâike-i müekkelleri ve sair bir kısım melekler hakkında Muhbir-i Sadıkın tasvir ettiği, meselâ kırk binler başlı, herbir başta kırk binler lisan ve her lisanda kırk binler tarzda tesbihat ettiklerini ve intizam ve külliyet ve vüs'at-i ubudiyetlerini ifade eden hakikate çıkmak için şuna dikkat et ki, Zât-ı Zülcelâl,.."

Burada ana tema; her bir mahlukun ibadet ve tesbih noktasından, bir melek tarafından temsil edildiği ve bu meleğin temsil ettiği mahlukun şeklinde göründüğüdür. 

Mesela; bir damla yağmura bir melek nezaret ve vekalet ediyor, bu melek o yağmur damlasının suret ve şekline mütenasip bir şekle bürünüyor. Yine bir ağaca bir melek nezaret ve vekalet ediyor, ağacın her bir dal ve yaprakları Allah’ı tebsih ve tezkir ettiği için, bu tesbih ve zikirleri temsil edecek melek, o dallar ve yapraklar adedince ağza sahip bir hüviyete bürünüyor. Yani ağaçta kırk bin yaprak ve dal varsa, ona nezaret ve vekalet eden melek kırk bin dil ve ağız ile o dal ve yaprakların yapmış olduğu zikir ve tesbihleri, Allah’a şuurlu bir şekilde takdim ediyor.

Yine dünya ve sema iki ayrı mahluk ve iki farklı menzil olmasından dolayı, dünya ve semaya nezaret ve vekalet eden melekler, çok azim ve dehşetli bir şekle ve surete sahip olmaları iktiza ediyor. 

Dünya ve içindeki sayısız mahlukatı temsil edecek meleğin, suret ve şeklini kavramak tavrı aklın haricinde olsa gerek. Bir ağaca nezaret eden meleğin kırk bin dili ve ağzı olmak gerekiyorsa, semada milyonlarca galaksi ve gezegenlere toptan vekalet eden meleğin dehşet ve azemeti ne denli olur düşünmek gerekir.

"DÖRDÜNCÜSÜ: Meselâ, اِنَّمَاۤ اَمْرُهُ اِذَاۤ اَرَادَ شَيْئاً اَنْ يَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ - وَمَاۤ اَمْرُ السَّاعَةِ اِلاَّ كَلَمْحِ الْبَصَرِ - وَنَحْنُ اَقْرَبُ اِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَرِيدِ - تَعْرُجُ الْمَلٰۤئِكَةُ وَالرُّوحُ اِلَيْهِ فِى يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُ خَمْسِينَ اَلْفَ سَنَةٍ gibi âyetlerin ifade ettikleri hakikat-i ulviyesine ki, Kàdir-i Mutlak o derece suhulet ve sür’atle ve muâlecesiz ve mübaşeretsiz eşyayı halk eder ki, yalnız sırf bir emir ile îcad eder gibi görünüyor, fehmediliyor."

Burada Allah’ın eşyayı yaratması ve tedbir ve terbiye etmesindeki nihayetsiz kolaylığa işaret ediliyor. Yani onun yaratmasına ve tedbir ve idaresine hiçbir şey engel ve kayıt koyamaz. Allah için bir zerre ile galaksiler arasında yaratma ve tedbir noktasından bir fark yoktur. Bu manayı akla yaklaştırmak için güneş misali veriliyor:

"Güneş, ulviyetiyle beraber, bütün şeffaf ve parlak şeylere nihayet derecede yakın, belki onların zatlarından onlara daha yakın olduğu, cilvesiyle ve timsaliyle ve tasarrufa benzer çok cihetlerle onları müteessir ettiği halde, o şeffaf şeyler ise binler sene ondan uzaktırlar. Onu hiçbir vecihle müteessir edemezler, kurbiyet dâvâ edemezler."

"Hem o güneş, her şeffaf zerreye, hattâ ziyası nereye girmişse orada hazır ve nazır gibi olduğu, o zerrenin kabiliyet ve rengine göre güneşin aksi ve bir nevi timsali görünmesiyle anlaşılır."
(2)

Güneş Allah’ın Nur ismine mazhar basit bir mahluk iken, bir anda milyonlarca şeffaf ve parlak şeyler üstünde tecelli edip onlar üstünde bir çeşit tedbir ve tasarruf edebilirken, sonsuz Nur sahibi Allah, elbette bir anda bütün kainatı bir zerre gibi tedbir edip idare edebilir. Hem güneş o parlak ve şeffaf şeylere ısı ve ışığı ile çok yakın iken, o şeffaf şeyler güneşten çok uzak olması misullü, Allah da isim ve sıfatları ile her şeye her şeyden yakın iken, her şey Zat itibari ile Allah’tan çok uzaktırlar. Burada ana tema bu hususlar.

Dipnotlar:

(1) bk. Sözler, On Dördüncü Söz

(2) bk. a.g.e.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...