Block title
Block content

"Haricî vücud giydirilmiş ve zîşuur ve zîhayat ve nurânî kanun-u emrî olan ruh-u beşer..." Sevgi, öfke gibi hisler de kanun-u emri midir? Bir de melekler zahiren idare eder, deniyor. Ruhlu olan insanın atom ve zerrelerini ruh mu idare ediyor, melekler mi?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Ruh, insan mahiyetinin aslı ve esasıdır. Ruh, bütün hasse ve duyguların efendisi ve yaşam kaynağıdır. Ruh basittir, bölünmez, parçalanmaz, eskimez, pörsümez, ölmez, dağılmaz, yaşlanmaz. Hayat ve şuur (akıl)  ruhun bir hassesi ve vasfıdır. Ceset olmasa da ruhun hayat ve şuuru devam eder. Yani insan ruhu hem görür, hem işitir, hem konuşur, hem düşünür, hem hisseder, hem hatırlar, hem lezzet ve elemi hisseder. Hatta insan bedeni öldükten sonra ruha münasip, ruh ayarında, bir latif kılıf giydirilir, ruh bütünü ile çıplak kalmaz.

 Ruh bir cevherdir, asla değişmez, dönüşmez, başkalaşmaz, bir halden başka bir hale intikal etmez. Basittir, yani bileşken değildir. Nefsi ile kaimdir, başka bir cevher ve araza muhtaç değildir. Ruh orijinaldir, asliyesini daima muhafaza eder. Bir şey iken başka bir şey olmaz (felsefede özdeşlik prensibine işarettir). Ama ruh kendi orijinalliği içinde asliyesini bozmadan tekemmül edip olgunlaşabilir. Cevher olan ruh, asla araz olan maddeye dönüşmez. Emir alemi ile temas eden ya da tecellisine mazhar olan sadece ruhtur.

Öfke, nefsin bir cihazı iken, sevgi kalbe ait bir hususiyettir.

Nefis, insan mahiyetinde maddi, cismani ve hayvani yönü temsil eden; nurani ve latif duyguların terakki ve tekemmülünde rakip olan bir cihazdır. İnsanın nebati ve hayvani bütün istek ve arzularını cem eden bir terimdir nefis. Kesif ve cismani olduğu için, Allah’ın isim ve sıfatlarının tamamının anlaşılmasında önemli bir miyardır. İnsan bu kesif nefsi ıslah ve terbiye ile nurani ve latif bir surete çevrilebilir. İşte nefsin mertebeleri bu ıslah ve terbiye sürecinin aşamalarından ibarettir. Şehvet ve öfke nefis kapsamında en önemli iki hissiyattır.

Kalp, fiziki bedenimizde çam kozalağını andıran bir et parçasından ibaret değildir. Kalp, Allah’ın bir ihsan ve ikram eseri olarak bize verdiği vicdandan gelen hissiyat ile dimağdan, yani akıldan gelen fikirlerin depolandığı ve şekillendiği  bir latife, bir duygudur.

Kalbi besleyecek ve onu çalıştıracak iki kanal, iki kutup vardır. Biri, yaradılışta insana takılan hakkın ve doğrunun kıstaslarını taşıyan, hislerin toplamını temsil eden vicdandır. Bu vicdandaki  hakka ve doğruya pusula olan hisler, kalbe uzanan ve onu besleyen ana damardır.

İkincisi ise dimağdır. Yani hakkı, batılı, doğruyu, yanlışı, zararı ve menfaati temyiz ve tefrik eden ve bunu fikir olarak  kalbe ulaştıran ikinci ana damardır. Bir çeşit, kalbi besleyen ve şekillendiren iç ve dış etkenlerdir. Kalp doğuşta boş bir sayfa iken, bu sayfayı dolduran iki kalem gibi çalışırlar vicdan ve dimağ.

Üstad Hazretleri  bu manayı şöyle özetliyor;

"İhtar: Kalbden maksat, sanevberî (çam kozalağı) gibi bir et parçası değildir. Ancak, bir lâtife-i Rabbaniyedir ki, mazhar-ı hissiyatı vicdan, mâkes-i efkârı dimağdır."(1)

Şehvet ve gadap duygusu nefsin iki temel kaynağı ve iki temel unsuru niteliğindedir; ruh cevheri ile doğrudan bir münasebeti yoktur.

Tasarruf ve yaratma sadece ve sadece Allah’a mahsustur. Ne melekler ne ruhlar ne de bir başka şey  hakiki anlamda tasarruf ve yaratıcı değildirler. Bal nasıl arının vasıtası ile Allah tarafından bize ikram ediliyor ise, insan bedeni de ruhun vesile ve vasıtası ile Allah’ın irade ve kudreti ile idare ve tasarruf ediliyor. Yoksa -haşa- ruh yapıyor demek şirk olur.  

(1) bk.  İşârâtü'l-İ'câz, Bakara Sûresi, 7. Ayetin Tefsiri.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş

Yorumlar

drerkan

Çok kapsamlı bir izah olmuş. Allah razı olsun. Selam ve dua.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...