Block title
Block content

HASED

 

Haset kötü huylardandır. Hasette esas olan, başkasının elindeki bir nimetin, makamın yahut servetin yok olmasını istemektir. Kendisinin o nimetlere sahip olup olmaması önemli değildir, önemli olan karşı tarafın mahrumiyete düşmesidir.

Gıpta hasetten şu yönüyle ayrılır: Gıptada karşı tarafın elindeki imkanların yok olması değil, kendisinin de o nimetlere, o servetlere kavuşması arzu edilir.

Hasedin bir de kadere itiraz yönü vardır.
“Yoksa onlar, Allah’ın lütfundan verdiği şeyler için, insanlara haset mi ediyorlar?” (Nisa Suresi, 54)

Böyle kimselere Bediüzzaman şu ikazda bulunur:
“Kaderi tenkid eden başını örse vurur kırar. Rahmete itiraz eden, rahmetten mahrum kalır.” (Mektûbat)
 

Paylaş

Yorumlar

Nurun fedaisi
HASED İLE İLGİLİ EK BİLGİ VERMEK AMACIYLA İSTİFADENİZE SUNMAK İSTİYORUM.. Haset, başkalarında olan servet, makam ve diğer imkânların ortadan kalkmasını, onların elinden alınmasını hırsla istemektir. Haset eden kişi, o nimetlere kendisinin kavuşmasını hiç nazara almadan, sadece rakibinden alınmasını arzu eder. “Hasetle gıptanın farkı” da buradadır. Gıpta da “rakibindeki imkânlarının kendisinde de olmasını istemek” esastır; “onun olduğu gibi, benim de olsun” mantığı hakimdir. “Hasette ise benim olup olmaması çok önemli değil, yeter ki onun olmasın.” düşüncesi ağırlık kazanır. Hasedin iki önemli zararı vardır: Birisi şahsın iç alemini huzursuz kılması, diğeri de gıybete ve düşmanlığa yol açması. “Hased evvelâ hâsidi ezer, mahveder, yandırır. Mahsud hakkında zararı ya azdır veya yoktur.” — Mektûbat “Gıybet; nasıl ateş odunu yer bitirir; gıybet dahi a’mal-i sâlihayı yer bitirir.” — Mektûbat Burada Peygamber Efendimizin (asm.) bir hadis-i şeriflerini nakletmek isterim: “Ümmetimden müflis (iflas etmiş kişi) odur ki, kıyamet günü namaz ve zekâtla gelir. Ama, bu arada sövdüğü şu kimse, dövdüğü bir başka kimse dahi gelir. Bunun üzerine kendisinin hasenatından (sevaplarından) şuna verilir, buna verilir. Üzerinde haklar bitmeden kendi hasenatı tükenirse o zaman onların hatalarından alınır kendisine yüklenir. Daha sonra cehenneme atılır.” — Müslim Kul hakkına riayet, bütün Müslümanların görevi olmakla birlikte bunun en fazla ihlal edildiği saha, İslâmî esaslardan uzak olarak yapılan ticarettir. Hırs ve rekabet sonucu, hisleri akıllarına ve vicdanlarına galip gelen kişiler kul olduklarını unutur ve Allah’ın kullarına haksızlık yapmaktan geri durmazlar. Karşılarındaki kişiler şahsi güç ve imkânlarıyla bu haksızlığa karşı koyacak halde değillerse, onlara acımasızca zulmeder, haklarını çiğnerler. Halbuki, bu kişilerin Allah’ın kulları oldukları hatırlansa ve onlara yapılacak bir haksızlığın hesabının mutlaka sorulacağı dikkate alınsa nefisler dizginlenir, heveslere engel olunur ve zulüm ortadan kalkar. İSTİFADE ETMEMİZ DİLEĞİYLE.. SELAM VE DUA İLE..
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...