"Hattâ çok sûrelerde zikr ve tekrar edilen Kıssa-i Mûsâ'nın,.." Kur’ân’daki tekrarların, özellikle de Kıssa-i Mûsâ’nın tekraren zikredilmesinin hikmetini açıklar mısınız? "Kıssa-ı Mûsâ" kaç defa hangi sûrelerde zikredilmektedir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Kur’ân-ı Kerîm'de Hz. Mûsâ ile ilgili âyet sayısının iki yüz kadar olduğu belirtilmiştir. Bunların tamamını zikretmek yerine, Hz Mûsâ (as.) ile alâkalı temel konuları ve âyet numaralarını vermekle iktifa edeceğiz.

Bakara Sûresi, 54. âyet: Hz. Mûsâ’nın, kavmine “Siz o buzağıyı put edinmekle kendinize zulmettiniz…” buyurması.

Bakara Sûresi, 55. âyet: Kavminin kendisine “Biz Allah’ı açıkça görmedikçe senin sözüne inanmayacağız.” demeleri.

Bakara Sûresi, 60. âyet ve A’raf Sûresi, 160. âyet: Kavminin su istemesi, asasını taşa vurmasıyla on iki pınar fışkırması.

Bakara Sûresi, 63. âyet: Kavminden misak alınması ve Tûr’un üzerlerine kaldırılması.

Bakara Sûresi, 67. âyet: Kavmine bir sığır kesmelerinin emredilmesi.

A’raf Sûresi, 104-117. âyetler: Hz. Mûsâ’nın Firavuna tebliğde bulunması, asasının ejderha olması, bu olaya sihir denilmesi ve sihirbazlarla imtihan edilmesi.

A’raf Sûresi, 138. âyet: İsrailoğullarının denizden geçmeleri.

A’raf Sûresi, 143-145. âyetler: Kırk gecelik mikat; İlâhî kelama mazhariyet; Tevrat’ın levhâlar hâlinde vahyedilmesi. Allah’ı görme talebi, dağın yerle bir olması.

A’raf Sûresi, 148-151. âyetler: Kırk gecelik zaman zarfında, kavminin onun arkasından buzağı heykelini tanrı edinmeleri; Hz. Harun’u dinlememeleri.

Yunus Sûresi, 90-92. âyetler: Firavun'un suda boğulması. İnandım demesi. Bedenine necat verilmesi.

Nisâ Sûresi, 6. âyet: Firavun'un, İsrailoğullarının erkeklerini öldürüp kadınlarını diri bırakması.

İsrâ Sûresi, 101-103. âyetler: Dokuz mu’cize. Firavun'un İsrailoğullarını takip etmek istemesi ve suda boğulması.

Kehf Sûresi, 65-82. âyetler: Hz.Mûsâ’nın (as.) Hz. Hızır’la seyahati.

Tâ-Hâ Sûresi, 10-37. âyetler: Yolculuklarında Hz. Mûsâ’nın ailesine “Siz yerinizde durun, benim gözüme bir ateş ilişti" demesi. Ateşe vardığında, “Ey Mûsâ, Ben şüphesiz senin Rabbinim…“ diye çağrılması. Elindeki nedir sorusu, asasını yere bıraktığında yılan olması. Firavun'a gitmesinin emredilmesi. …

Tâ-Hâ Sûresi, 38-40. âyetler: Annesine İlâhî ilhamla bildirilmesi üzerine Hz. Musa'nın bir tabut içinde denize bırakılması, Firavun'un sarayında büyütülmesi, başkalarının sütünü emmeyince, kız kardeşinin saraya müracaat etmesi ve annesinin ona kavuşması.

Tâ-Hâ Sûresi, 44. âyet: Firavun'a tebliğde bulunurken yumuşak konuşmalarının emredilmesi.

Kur’ân'daki tekrarlar konusunda genel bir açıklama:

Bir kısım hakikatlerin yahut kıssaların Kur’ân’da birkaç kez tekrar edilmesi, hakikatte tam bir hikmet olduğu hâlde, bazı kesimlerce kusur tevehhüm ediliyor.

Üstad Bediüzzaman Hazretleri Kur’ân'ın bir “zikir, dua ve davet” kitabı olduğunu nazara vererek, bunlarda yapılan tekrarların hakikatte tekrar olmadığını ve müstahsen olduğunu hatırlatır.

Zikir, dua ve davet… Her üçünde de tekrarlar hikmetli ve gereklidir.

Zikirde tekrar, kusur değildir. Namazın içinde çok tekrarlar vardır ve sonunda tesbih, hamd ve tekbir cümleleri otuz üçer defa tekrar edilmiştir. Bu tekrarlarla ibadet binası inşa edilmekte, yükselmekte kemale ermektedir. O itirazcıların vehimleri esas alınsa, namazın sadece bir rekâtında Fatiha okumak, sadece namaza başlarken tekbir getirmek, namaz sonunda tesbihat yaparken de bir defa Sübhanallah, bir defa Elhamdülillah, bir defa da Allahu Ekber demek kâfi gelecektir.

Kur’ân’da, Ebu Leheb’in küfrünü ve karısının küstahlığını bir defa nazara vermek belki kâfi gelebilir, ama Allah’ın varlığını ve birliğini bildiren, rahmetinden haber veren, o rahmete karşı şükür vazifemizi hatırlatan, isyan ve küfrün cehennemle karşılık bulacağını tehdit eden âyetler ne kadar fazla okunsa, hem insan kalbine o kadar sürur ve inşirah verirler, hem de insan nefsine haddini o kadar kuvvetle bildirirler.

Dua için de benzer şeyler söylenebilir.

Davete gelince; Kur’ân, insanları imana, hidâyete, ahlâka, adalete davet ettiği için bu davetin bir kere yapılıp sonra herkesin kendi haline bırakılması yerine, doğru yola her vesileyle çağrılmaları hikmetin ve rahmetin gereğidir.

Demek ki, bir kişiyi hak ve hakikat yoluna bir kez davet edip, ondan sonra onunla hiç ilgilenmemek sağlam bir yol değildir. Karşıdakinin de bizim gibi nefis sahibi olduğunu, şeytanın onunla da sürekli uğraştığını göz önüne alarak bu davetimizi her fırsatta ve her zeminde tekrarlamamız gerekir.

Kısacası zikir ve dua gibi davette de süreklilik ve tekrar esastır.

“Hem Kur'ân, müessistir, bir Din-i Mübînin esâsıdır ve şu âlem-i İslâmiyetin temelleridir ve hayat-ı içtimâiye-i beşeriyeyi değiştirip, muhtelif tabakâta, mükerrer suâllerine cevaptır. Müessise, tesbit etmek için tekrar lâzımdır, te'kid için terdad lâzımdır, teyid için takrîr, tahkik, tekrîr lâzımdır.”(1)

Demek oluyor ki, her tekrar kusur değildir. Bazı tekrarlar tesis için ve meseleyi zihinlerde ve kalplerde iyice tespit etmek için yapılırlar. Buna şöyle bir örnek veriliyor: Bir duvarı örerken aynı işi sürekli tekrarlarız. Bir sıra örmekle yetinmez, duvar tamam oluncaya kadar tuğlaları yan yana ve üst üste dizmeye devam ederiz.

Bütün insanlık âleminin yanlış yolda olduğu, bir kısmının tahrif edilmiş semavî kitaplara, diğer kısmının putlara taptığı, bir başka grubun ise insan aklının mahsulü olan yanlış felsefî cereyanlara kapıldığı o cehalet asrında, Kur’ân-ı Kerîm hak dinin ve doğru inancın temelini atmıştır. Allah’a iman başta olmak üzere, bütün iman hakikatlerini insanlara açıklamış ve şirkin bütün çeşitlerinden uzak bir tevhid dini ortaya koymuştur. Öncelikle insanların kalplerini ve akıllarını tenvir eden Kur’ân-ı Kerîm, batılı bırakıp hakka tabi olanların teşkil edecekleri bir İslâm toplumunun da bütün esaslarını ortaya koymuştur. Toplumun her tabakasının suallerini cevaplandırmış, ihtiyaçlarını karşılayacak esaslar getirmiştir.

Küfürden imana, şirkten tevhide, bedevilikten medeniyete, zulümden adâlete dönen bu insanların kalplerinde bu yeni inancı iyice yerleştirmek, şahsî ve içtimaî hayatlarında Kur’ân esaslarını tam hâkim kılmak için bu hakikatler üzerinde tekrarla durulmuştur.

Bu tekrarlar her asra, bilhassa içinde bulunduğumuz bu dehşetli asra son derece lüzumludur. Küfrün, ahlâksızlığın ve batıl ideolojilerin birer şahs-ı manevî hâlinde, imana ve ahlâka hücum ettiği böyle bir zamanda, Kur’ân ve iman hakikatleri üzerinde ne kadar tahşidat yapılsa yerindedir.

Kıssa-i Mûsâ’nın tekrarı meselesine gelince, bu konuda Üstad Hazretleri şöyle buyurmaktadır:

“Kıssa-i Mûsâ, çok meziyetleri ve hikmetleri müştemildir. Her makamda o makama münasib bir vecihle zikredilmesi, ayn-ı belâgattır.”(2)

Kur’ân-ı Kerîmde Hz. Mûsâ’nın (as.) kıssası birkaç sûrede tekrarlanmıştır. Ancak, bu kıssa her bir sûrede ayrı bir maksat için zikredildiğinden bu tekrarlar, hakikatte tekrar ve kusur sayılmazlar.

Bunlardan bir kaçını şöyle sıralayabiliriz:

- Birçok peygamber gibi Hazret-i Mûsâ’nın da mu’cizelerine zamanın müşrikleri sihir demişlerdir. İşte, Hazret-i Mûsâ’nın asasının sihirbazların bütün sihirlerini yutmasına, Firavun ve etbaının sihir demeleri, Peygamber Efendimize (asm.) yapılan bu sihir isnadının Hazret-i Mûsâ’ya da yapıldığını hatırlatmaktadır.

- İlahlık taslayan kibir timsali Firavun'un akıbeti nazara verilmekle, İslâm’a karşı çıkan müşriklerin de sonlarının hezimet ve mağlubiyet olacağı, hakkın batıla mutlaka galip geleceği müjdelenmekte, mü’minlere ümit ve teselli verilmektedir. Bu teselliye, sadece sahabeler değil, baskıya ve zulme maruz bütün mü’minler muhtaçtırlar.

- Hazret-i Mûsâ’nın (as.) Hazret-i Hızır’la yaptığı seyahatin nakledilmesi, kader konusunda çok ehemmiyetli mesajlar vermekte, Hazret-i Mûsâ aleyhisselâmın dahi bilemediği ve Hz. Hızır’dan ders alma ihtiyaç duyduğu bu gibi İlâhî sırlarla mü’minlerin fazla meşgul olmamaları, bilhassa belâ ve musibetler karşısında kadere itiraz yoluna gitmeyip Allah’ın hikmetine ve rahmetine itimat etmeleri ders verilmektedir.

- Cenâb-ı Hakk’ın, dilerse, fâcir ve kâfirleri bile dine hizmet ettireceği gerçeğine, Hazret-i Mûsâ’nın Firavun'un sarayında büyüyüp yetişmesi en güzel bir örnektir.

“Allah size yardım ederse size galip gelecek kimse olamaz.”(Âl-i İmran Suresi, 3/160)

âyet-i kerîmesindeki hakikat dersine Hazret-i Mûsâ’nın Firavun’a galip gelmesi en büyük bir misaldir ve Müslümanların en zor şartlarda bile ümitsizliğe düşmelerine gerek olmadığının en müessir bir dersidir.

- Hazret-i Mûsâ’nın Allah’ı görme talebine karşı “Sen beni göremezsin.” buyurulması, Allah’ın bu âlemde görülemeyeceğini ders verir. Üstad Hazretleri, Mesnevî-i Nuriye’de, Peygamber Efendimizin (asm.) “Mirac yoluyla beka âlemine girdiğini” ve Cenâb-ı Hakk’ı bu dünya âleminde değil, o beka âleminde gördüğünü beyan ediyor. Demek oluyor ki, Hazret-i Mûsâ’nın (as.) görme talebinin yerine gelmemesi, o büyük mazhariyete bu dünyada kavuşmak istediği içindi.

- Bu kıssadaki çok ehemmiyetli bir ders de Firavun’a yumuşak sözlerle tebliğ yapılmasının emredilmesidir. Cenâb-ı Hak, İlahlık taslayan bir düşmanına bile iki peygamberini birlikte gönderiyor ve ona iman ve tevhidin tebliğini istiyor. Ve bu tebliğin de yumuşak bir şekilde yapılmasını özellikle emrediyor. Bizler, din düşmanları bir yana, kanaatimizi paylaşmayan bir Müslüman’a bile sert davranmakla bu İlâhî emre ne kadar ters düştüğümüzün farkında mıyız?

İşte, Kıssa-yı Mûsâ’da böyle daha nice hakikat derslerinin verilmiş olması, bu kıssanın tekrarını kusur tevehhüm edenlerin aldandıklarını ve tekrarların son derece hikmetli olduğunu gösterir.

Dipnotlar:

(1) bk. Sözler, On Dokuzuncu Söz.

(2) bk. İşârâtü’l-İ’caz, Bakara Sûresi Tefsiri.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...