Block title
Block content

"Hattâ O'na getirilen herbir salâvat dahi, O'nun duasına birer âmindir." Salavat, Peygamber Efendimizin duasına nasıl âmin demek oluyor?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Evet, münâcât-ı Ahmediye (A.S.M.) zamanından şimdiye kadar bütün ümmetin bütün salâtları ve salâvatları O'nun duasına bir âmin-i daimî ve bir iştirâk-i umumîdir. Hattâ O'na getirilen herbir salâvat dahi, O'nun duasına birer âmindir ve ümmetinin herbir ferdi, herbir namazın içinde O'na salât ve selâm getirmek ve kametten sonra Şâfiî'lerin O'na dua etmesi; O'nun saadet-i ebediye hususundaki duasına gayet kuvvetli ve umumî bir âmindir."(1)

“Salavat”, genel manada Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed (asv)'i anmak, O’na selam göndermektir. Kelime olarak ise tebrik ve dua anlamına geliyor. Istılahta ise Peygamber Efendimize (asv) yapılan özel dua ve niyaz demektir.

"Muhakkakki Allah ve melekleri Peygambere salat ederler, ey iman edenler siz de ona salavat getirin ve tam bir teslimiyetle selam verin." (Ahzab, 33/56)

"Makâm-ı mahmûd" ilahi bir sofradır ve bütün ihsan ve ikramlar bu sofranın üzerine iniyor. Öyle ise nasıl Peygamber Efendimiz (asv)'in varlığı şu kâinatın varlığına sebep olmuş ise, aynı şekilde şu kâinat sofrasına akan bütün ihsan ve ikramlar da, onun Allah katındaki makamı hürmetinedir. Yani makâm-ı mahmûdun hürmetine bütün izzet ve ikramlar geliyor, demektir.

İlahi sofra niteliğinde olan bu makâm-ı mahmûda icabet etmek ise, ancak salavat ile oluyor. Öyle ise salavata sadece bir dua ve hatırlama nazarı ile bakmamak gerekir. Salavat  Allah Resulü (asv)'nün davetine bir icabet, Allah’ın rahmetinin celbine bir nişanedir.

Kâinatı onun hürmetine yarattığı bir zatı, salavat ile memnun edip Allah’ın rahmetine intikal etmek, elbette her müminin bir misyonu olması gerekir.

Hem "makâm-ı mahmûd" bir şefaat makamıdır; kim bu makama salavat ile müracaat etmez ise, şefaatten de mahrum kalır. Allah Resulü (asv) bu makama salavat ile katkı yapılmasını, sırf kendi şahsi makamını yüceltmek ve yükseltmek için değil, ümmetine daha ziyade şefaat etmek için ısrarla istiyor. Öyle ise biz de salavat ile Allah Resulü (asv)'nün işini kolaylaştırmalıyız ve ona bolca salavat ve dua etmeliyiz, ta ki onun şefaatine hak kazanalım.

Tabiri yerinde ise, nasıl verilen vergiler vatandaşa yol, su ve hizmet olarak dönüyor ise, bizim getirdiğimiz salavatlar da bize şefaat olarak dönecek inşallah. Öyle ise salavata karşı kayıtsız durmak en azından bu noktadan akıl kârı değildir.

Bu paragrafta farklı bir noktaya işaret ediliyor, o da şudur: Peygamber Efendimiz (asv)'in en büyük duası, insanlığın saadet-i ebediyesidir ve bütün hayatı ve ibadeti de bunun üzerine odaklanmıştır. Ümmetin salavatı da Peygamber Efendimiz (asv)'in bu büyük duasına âmin demek anlamına geliyor. Yani Peygamber Efendimiz (asv)'e ne kadar çok salavat getirilirse, onun o büyük duası o kadar genelleşir ve güç kazanır demektir. Malum tekil istekler zayıf, çoğul istek ve talepler ise kuvvetlidir ve kabulü katileştirir.

(1) bk. Sözler, Onuncu Söz, Mukaddime, Beşinci Hakikat (Haşiye-1)

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Beşinci Hakikat | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 1693 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...