"Hayat-ı maddiye-i nefsiyeyi bırak; kalb ve ruh ve sırrın derece-i hayatlarına çık." buradaki sır nedir? İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Buradaki “sır”; kalp, akıl, ruh gibi bir latifedir. Mahiyetinin bilinmezliğine işaret için "sır" denilmiş. Zaten "sır" mahiyeti bilinmeyen demektir ve insanın ehemmiyetli bir hissidir.

Kâmil mürşidler, kalbin manen terakki mertebelerini kalb, sır, sırrın sırrı, hafi, şeklinde beyan etmişlerdir.

İnsan, kalp ve ruh dairesinde terakki ettikçe maddî kayıtlardan nasıl azade oluyorsa, aynı şekilde mahiyetini bilemediği duygularını da manen terakki ettirirse, aynı şekilde maddî kayıtlardan azade olur, çok sırları müşahede eder.

Sırların temizlenmesi ise; kalb ve ruhun maddeye ve nefse değil de, Allah’a ve ahirete dönmesi mânâsındadır. Kalbin temizliği; masivadan kurtulup, İlahi aşk ile boyanması, Allah yolunda terakki etmesidir.

“Dünya nefislerin sevgilisidir; âhiret ise kalblerin. Aziz ve Celil olan Hak ise sır âlemlerinin sevgilisidir.” (Şah-ı Geylanî)

"Hayat-ı maddiye-i nefsiyeyi bırak; kalb ve ruh ve sırrın derece-i hayatlarına çık, bak: Ne kadar geniş bir daire-i hayatları var! Senin için meyyit olan mazi, müstakbel, onlar için hayydır, hayattar ve mevcuttur."

Nefis maddidir, cismanidir, kesiftir, kayıtlıdır, hayvani ve nebatidir. Bu yönü ile insanın bir ayağı madde ile mahkûmdur. Sadece nefsin süfli arzularının peşinden gitmek, insanı hayvandan daha aşağı bir derekeye düşürür, zelil eder.

Ruh ise manevidir, nuranidir, latiftir, kayıtsızdır, yani zaman ve mekânın kayıtları ile kayıtlı değildir, insanidir ve melek olma kabiliyetine sahiptir. İnsan ruhen terakki ederse, insan-ı kâmil ve iyi bir kul olur.

Ruh ile ceset tabiat ve mizaç olarak birbirine zıt varlıklardır. Ruh nurani ve latif bir varlıktır, ceset ise maddî ve kesif bir varlıktır. Ruh zaman ve mekân kaydından mücerrettir; ceset ise zaman ve mekân ile mukayyettir. Ruh bir anda binlerce işi tedbir ve tedvin edecek bir haysiyettedir; ceset ise aynı anda iki işi yapamaz. Ruh hafif ve kayıtsızdır, ceset ise hantal ve sakildir.

Peygamber Efendimiz (asm) miraca ruhu ile beraber mübarek cesedi ile çıkmıştır. Onun mübarek cesedi de aynı ruh gibi letafet ve nuraniyet kazanmıştır. Bu yüzden her bir azası ile hem görür hem de işitirdi.

Ruhun cesede galip olması, ancak kuvvetli ve tahkiki bir iman, derin bir marifet ve riyazet neticesinde mümkündür. İnsan maddî hayatını Kur'an ve sünnet çerçevesine yerleştirirse ve sünnetin düsturlarıyla terbiye ederse, o zaman ruh inbisat ve tekemmül eder.

Sünnet üzere yiyip içmek, konuşmak, uyumak, malayani işlerden uzak durmak, güzel ahlaklı olmak insanı olgunlaştırır ve tekemmül ettirir. Bütün bunların temeli ve esası tahkiki imanı elde etmektir.

Maddî âlemdeki zaman çok dardır ve sınırlıdır. İnsan cisim açısından maddî âlemde bir an içinde hapis olmuştur; bütün sermayesi o bir salisedir. Zira cisim için geçmiş ve gelecek ölü ve yok hükmündedir. Bu yüzden İbn-i Arabî gibi mühim evliyalardan bazıları zaman ve mekânın yok olduğuna hükmetmişler. Bu az ve sınırlı olan zaman ve mekânı varlık rengine layık görmemişler.

Mekân açısından da insan sınırlıdır. Cisim olarak insan ancak bir yerde bulunabilir, aynı anda farklı yerlerde bulunmak cisim açısından imkânsızdır. Yani insan fıtratının en dar ve sınırlı dairesi bu maddî ve cismani dairesidir ki, bu dairede hapsolmuştur.

Özet olarak, insanın maddî hayatı, zamanın şimdiki anı olup, geçmiş ve gelecek noktasında meyyittir. Maddî olarak zamanın bir dakika öncesine gidemediğimiz gibi, bir dakika sonrasına da gidemeyiz. İşte maddî hayatımızın mazi ve müstakbel açısından meyyit olması bu cihetledir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...