Block title
Block content

"Hayat-ı maddiye-i nefsiyeyi bırak; kalb ve ruh ve sırrın derece-i hayatlarına çık... Senin için meyyit olan mazi, müstakbel, onlar için hayydır..." ifadelerini izah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Nefis maddidir, cismanidir, hantaldır, kesiftir, kayıtlıdır, hayvani ve nebatidir. Bu yönü ile insanın bir ayağı madde ile mahkumdur. Bu ayak ile giderse, insan iyi bir hayvan olur. Belki hayvanda da aşağı, zelil bir mahluk olur.

Ruh ise manevidir, nuranidir, hafiftir, latiftir, kayıtsızdır, yani zaman ve mekânın kayıtları ile kayıtlı değildir, insanidir ve melek olma kabiliyetine sahiptir. İnsan bu yönünü geliştirirse, iyi bir insan iyi bir kul iyi bir melek olur.

Ruh ile ceset tabiat ve mizaç olarak birbirine zıt varlıklardır. Ruh nurani ve latif bir varlıktır, ceset ise maddi ve kesif bir varlıktır. Ruh zaman ve mekân kaydından mücerrettir, ceset ise zaman ve mekân ile mukayyettir. Ruh bir anda binlerce işi tedbir ve tedvin edecek bir haysiyettedir, ceset ise aynı anda iki işi yapamaz. Ruh hafif ve kayıtsızdır ceset ise hantal ve sakildir. Ruh inbisat ve tekemmül ettikçe ceset incelir ruha karşı direncini yitirir onun gibi latif ve nurani olmaya başlar. Ceset kalınlaşır ve hükmünü icra ederse yani madde ve maddi kayıtlar inkişaf edip kesafet galip olursa o zaman da ruh asliyetini kaybeder ve sakil bir hale dönüşür. Onun için ruh ile ceset iki mütebayin rakiptir. Bir insanın hayatında bu rekabeti ruh kazanırsa, yani ruh inkişaf edip hükmünü icra ederse, cesette nuranileşir ve hatta ruh gibi hiffet bulur.

Peygamber Efendimiz (asm) miraca ruhu ile beraber mübarek cesedi ile çıkmıştır. Onun mübarek cesedi de aynı ruh gibi letafet ve nuraniyet kazanmıştır. Bu yüzden her bir azası ile hem görür hem de işitirdi. Bu mertebe her insana açıktır, ama herkes o mertebelere ulaşamıyor.

Ruhun cesede galip olması ve hükmünü icra etmesi, ancak kuvvetli ve tahkiki bir iman ve marifet ve riyazet neticesinde mümkündür. Buradaki riyazet tarikattaki riyazet anlamında değildir. İnsan maddi hayatını Kur'an ve sünnet çerçevesine yerleştirirse ve sünnetin prensipleri ile cesedi terbiye ederse, o zaman ruh inbisat ve tekemmül eder, maddi cesette incelip nuranileşir.

Mesela sünnet ölçülerinde yiyip içmek, konuşmak, uyumak, malayani iş ve davranışlardan uzak durmak, güzel ahlaklı olmak, insanlara karşı mürüvvet sahibi olmak gibi haller, insanı olgunlaştırır ve tekemmül ettirir. Tabi bütün bunların temeli ve esası tahkiki imanı elde etmektir. Zira bütün bunlar tahkiki iman üzerine bina olunacak şeylerdir.

* * *

Cisim maddidir ve maddi kayıtlara mahkumdur. Maddi kayıtlar açısından bakıldığında, maddeye hükmeden ve maddeyi kısıtlayan iki ana unsur vardır, birisi zaman, diğeri mekandır.

Maddi alemdeki zaman çok dar ve sınırlıdır. İnsan cisim açısından maddi alemde bir an içinde hapis olmuştur. Zamanın en alt ve küçük birimi ne ise, insanın cismani varlığı da odur. Yani insanın cismi zamanın en anlaşılır birimi olan salise içinde hapis olmuştur, bütün sermayesi o bir salisedir. Zira cisim için geçmiş ve gelecek ölü ve yok hükmündedir. Cismin geçmiş ve geleceği yaşaması ve hissetmesi adetullaha aykırıdır. Bu yüzden İbn-i Arabi gibi mühim evliyalardan bazıları zaman ve mekanın yok olduğuna hükmetmişler. Bu az ve sınırlı olan zaman ve mekanı varlık rengine layık görmemişler.

Mekan açısından da insan sınırlıdır. Cisim olarak insan ancak bir yerde bulunabilir, aynı anda farklı yerlerde bulunmak cisim açısından imkansızdır. Yani insan fıtratının en dar ve sınırlı dairesi bu maddi ve cismani dairesidir ki, bu dairede zaman ve mekan sarmalına hapsolmuştur.

Özet olarak, insanın maddi hayatı zamanın şimdiki an boyutunda olup geçmiş ve gelecek boyutları noktasında meyyittir. Maddi olarak zamanın bir dakika öncesine gidemediğimiz gibi, bir dakika sonrasına da gidemeyiz. İşte maddi hayatımızın mazi ve müstakbel açısından meyyit olması bu cihetledir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...