Hayat için "Tecelliyât-ı Samedâniye âyinelerinin en câmii ve en berrağı" deniliyor. Kalp için de aynı ifade, yani ayine-i Samed kullanılmıştı. İlk ifadeye göre söz konusu ayineler ikiden fazladır. Bunlar nelerdir; aralarındaki münasebetin izahı?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Nur Külliyatında insan kalbinin Samed isminin ayinesi olduğu çokça ifade ediliyor. Bilindiği gibi Samed; “Her şey O’na muhtaç O ise hiçbir şeye muhtaç değil.” demektir. Mahlûkat içinde ihtiyacı en çok olan insandır. Hayata muhtaç olduğu gibi, o hayatın ihtiyaçları olan görmeye, işitmeye, yürümeye, anlamaya, hıfzetmeye ve sair şeylere muhtaçtır. Bedene muhtaç olduğu gibi, onun beslenmesi için bütün bir kâinata muhtaçtır. İnsan kalbi ise kâinatın maddesine muhtaç değildir, onun ihtiyacı Rabbini tanımak, O’na iman ve muhabbet etmek, O’nun marifetinde mesafeler kat’ etmek ve rızasına ermektir. “Biliniz ki kalbler ancak Allah’ı zikirle tatmin olur.” (Ra’d Sûresi 28) âyet-i kerimesi de kalbin samedayinesi olduğuna işaret etmektedir.

“Ve tecelliyât-ı Samedâniye âyinelerinin en câmii ve en berrakıdır."

Bir mahlûk ne kadar muhtaç ise ihtiyaçlarını gören Rabbinin Samed ismi onda o kadar ileri derecede tecellî eder. Dağlar, taşlar, denizler, aylar, güneşler, yıldızlar Samed ismine sadece varlıklarının devam etmelerinin Allah’ın iradesine bağlı olduğu noktasında muhtaçtırlar. O dilediği anda bütün varlıkları yokluğa mahkûm edebilir. Bir ağaç Samed ismine ayine olmakta dağlardan, yıldızlardan daha ileridir. Zira onda yarımda olsa bir hayat bulunması cihetiyle güneşe de havaya da suya da muhtaçtır. Bu isim bir hayvanda daha ileri derecede tecellî eder. Her hayvan, hayatının devamı için rızka muhtaç olduğu gibi, görmek için göze, işitmek için kulağa, yürümek için ayağa yahut uçmak için kanada muhtaçtır. Bu ihtiyaçlarının görülmesiyle onda Rezzâk ismi, Basir ismi, Semi’ ismi gibi çok esmâ tecellî eder.

Mahlûkatın en muhtacı insandır. Zira insan hayvanlara da muhtaçtır, bitkilere de; güneşin ışığına da muhtaçtır, rüzgârın bulutları taşımasına da; havanın kanını temizlemesine de muhtaçtır, toprağın nebatatı bitirmesine de. Bu ihtiyaçların bir kısmı hayvanlarla da müşterek olmakla birlikte, insanın Samediyete ayine olmasında en büyük hisse onun kalbine aittir.

İnsanın midesi rızıkla tatmin olurken, aklı ilimle, kalbi de imanla tatmin olur. İnsanda esas olun ruh ve kalptir, beden ise ruhun hanesidir. Bu hanenin ihtiyaçlarının tatmini için şu muhteşem âlem sonsuz bir kudret ve hikmetle yaratılmış, her şey insana faydalı olacak şekilde tanzim ve tertib edilmiştir. Bedeni bu âlemle tatmin olan insanın ruhu ancak imanla tatmin olur. Bu hakikat şu ayet-i kerime açıkça beyan etmektedir.

“Bilesiniz ki, kalpler ancak Allah’ı anmakla mutmain olur.” (Ra’d Sûresi, 28)

Üstad Hazretleri de bu manayı şöyle ders verir: “Bâtın-ı kalb ayine-i Sameddir.”

Kalbin zahiri bedendeki malum vazifesini yaparken ve beden bu faaliyetlerle hayatını devam ettirirken, kalbin bâtını yani insanın ruhu ve manevî kalbi zikirle, yani Allah’ı anmakla iman ve ibadet vazifesini yerine getirmekle tatmin olur

"Evet, hayat, tek başıyla, bir Hayy-ı Kayyûmu bütün esmâ ve şuûnâtıyla bildirir. Çünkü hayat pek çok sıfâtın memzuç bir macunu hükmünde bir ziya, bir tiryaktır. Elvân-ı seb’a ziyada ve muhtelif edviyeler tiryakta nasıl ki mümtezicen bulunur. Öyle de hayat dahi pek çok sıfattan yapılmış bir hakikattir. O hakikattaki sıfatlardan bir kısmı, duygular vasıtasıyla inbisat ederek inkişaf edip ayrılırlar. Kısm-ı ekseri ise, hissiyat sûretinde kendilerini ihsas ederler ve hayattan kaynama sûretinde kendilerini bildirirler.”

Güneş ışığındaki yedi renk birbiriyle imtizaç ederek tek bir ziya olarak kendini gösterdiği gibi, ruhtaki bütün sıfatlar, kabiliyetler, hisler de sanki bir araya gelerek bir tek şey olmuşlardır.

Bütün mahlûkat Allah’ı tesbih etmekle birlikte O’nu en iyi tanıyan, en çok seven, mahlûkatını en ileri derecede tefekkür eden, bütün esmâsına en güzel ve en câmi’ ayine olan insan kalbidir.

İnsanın kalbi, kâinatın küçük bir misalidir, nazargâh-ı İlahidir. Bir kudsî hadiste şöyle denilmiştir:

“Ben yere göğe sığmadım, ancak mü'min kulumun kalbine sığdım.”(1)

Çekirdek içindeki ince program itibarı ile nasıl ağacın latif bir fihristesi ise, insanın kalbi de kâinatın latif ve nuranî bir çekirdeği mesabesindedir. Yani kâinat ağaç ise, insanın kalbi de bu ağacın çekirdeği gibidir.

"Ayine-i samedani" bazı eser ve san’atların parlaklığına bir alamet-i farikadır. İnsan bedeninde birçok âza ve latife vardır ama kalb en mümeyyiz olanıdır.

Peygamber Efendimiz (asm.) bir hadisinde şöyle buyurur:

“Vücutta bir et parçası vardır. O iyi olursa bütün beden iyi olur, o kötü olursa bütün beden kötü olur. Bu et parçası kalptir.” (2)

Kalp sonsuz ihtiyaç içindedir; onun bu sonsuz ihtiyaçlarını ise ancak ve ancak Samed olan Allah verebilir. Aslında bütün âlem Allah'a ayine mesabesindedir. Ama en parlak ayine, insan kalbidir. Kalbin bu ayine oluşu, çok yönlü ihtiyaçları sebebiyledir.

Üstadın ifadesiyle, “İnsan ebed için yaratılmıştır ve ebede gidecektir.” Onun istidadı bu dünyaya sığışmıyor. Başta peygamberler olmak üzere insan mahiyetinin verdiği nuranî meyveler ölüm ile hiçliğe atılmayacak, ahiretin yaratılmasıyla o meyveler kendilerine layık mükâfat göreceklerdir. Keza, o ulvi istidadı yanlış kullanarak küfür, şirk ve isyan yolunu tutanlar da ölümle hiçliğe gömülmeyecekler, kendilerine layık cezalara çarptırılacaklardır.

İnsan ancak iman, ibadet ve güzel ahlak sayesinde Samediyetinâyinesi olabilir. Mesela hayatında adaleti tahakkuk ettiremeyen birisinin Samediyete ayine olması mümkün değildir. Yine maddî ve manevî kirlerinden arınamamış birisinin Samediyete ayine olması mümkün olamaz. Adalet ve nezafet ancak insanın kesbi ve iradesi ile tahakkuk edebilecek şeylerdir.

(1) bk. El-Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ II/165; İmam ı Gazâlî, İhyâ-u Ulûmiddîn, III/14.

(2) bk. Buhari, İman, 39; Müslim, Musakat, 207.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...