Hayatın gayesindeki dokuz emirde geçen; "Duygular terazileri ile İlahi nimetleri tartmak ve küllî şükretmek" idrak ve marifet ile mi, yoksa duyguların mizan ve zevkleri ile mi ilgilidir? Ayrıca, külli şükrün bununla ilgili olmasının hikmeti nedir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Dokuz emirden birincisinde nimetlerin tadılıp tartılması, ikincisinde bütün varlıklarda tecelli eden İlahi isimlerin tefekkür edilmesi nazara veriliyor.

Buna göre birincideki tartma, duygularla olmakta ve akabinde külli şükretmenin zikredilmesiyle bu tatmanın ve tartmanın idrak ile, tefekkür ile yapılması gereği vurgulanmış olmaktadır.

İnsan, gözü ile eşyanın büyüklüklerini, şekillerini, renklerini, uzaklık ve yakınlıklarını tartar. Dağlara bakarak “Şu dağ, şu tepeden büyüktür.” der. Renkleri tartarak şu mavi, şu yeşil, şu daha koyu yeşil hükmünü verir.

Dil bir terazidir, bütün lezzetler bu terazide tartılır.

Burun bir terazidir, bütün kokular bu terazi ile tartılır.

Göz bir terazidir, bütün renkler ve tasvirler bu terazi ile tartılıp okunur.

Dokunma hissi bir terazidir, cisimlerin yumuşaklık ve sertliği, yaşlığı ve kuruluğu bunun ile tartılır.

Kulak bir terazidir, bütün sesler bu terazide ölçülür.

Kalp bir terazidir, sevgi ve muhabbet, güzellik ve aşk bu terazide tartıya girer.

Vicdan, sarrafın hassas bir terazisi gibi, bütün hak ve doğruları tartıp sezer.

Akıl bir terazidir, bütün manalar bu terazinin ölçüsünde anlam kazanır vs...

İşte, insandaki bu duygu terazilerinin hepsi, bir nimet alemine açılan pencereler hükmündedir. İnsan bu pencereler vasıtası ile bu nimetler alemine açılır ve o nimetleri bu teraziler ile tartar ve tadar; bu da külli bir şükre kapı aralar. Bu sayılan duygu terazileri, bizim bilebildiğimiz ve görebildiğimiz terazilerdir; halbuki insan fıtratında mahiyetini bilmediğimiz daha binlerce hissiyatlar ve onlara mukabil nimetler alemleri vardır.

İbadet ve marifet için yaratılan insanın, bu kutsî görevinin bir şubesi tefekkür ise bir diğeri de şükürdür. İnsan, birçok âlemleri ancak duygularıyla tanır ve tartar, onları böylece tefekkür eder, onlardan gördüğü faydaları düşünmekle de şükreder.

Şükrün küllî olması şöyle düşünülebilir:

Bir nimeti tek olarak düşünmek yerine, bütün nimetleri birlikte düşünmek küllî bir tefekkürdür ve insanı “küllî şükre” götürür.

Bir de, insan, “bedenindeki her organın” ve “ruhuna takılan her latifenin ve her duygunun” ne kadar büyük birer nimet olduğunu düşünüp bunların tümü için Allah’a şükretmekle “küllî şükretmiş” olur.

Öte yandan, insan bu enfüsî nimetler için yaptığı küllî şükrü, kendisini kuşatan bütün harici nimetleri de birlikte düşünmekle yine küllî şükretmiş olur.

Bir başkası ise: İnsan mazhar olduğu bir nimete şükrederken, aynı nimete kavuşmuş olan bütün sevdiklerini, hatta bütün canlıları da düşünüp şükrünü küllileştirebilir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...