Block title
Block content

"Hayır" kelimesinin ıstılahi manası nedir, insan hayrı nasıl ister? Neyin hayır olup olmadığını nasıl bileceğiz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Dilimize Arapça'dan geçmiş olan bu kelimenin aslı "hayr" olup; herkesin beğendiği, rağbet ettiği şeyler, şeref, meşru iş, faydalı ve sevabı gerektiren amel, iyilik, ibâdet ve mal gibi anlamlara gelir. Zıt anlamı ise, şerdir.

Aynı kelimeden türemiş olan "hayrât"; beğenilen ve öğülen hasletler, sevap kazanmak için Allah rızası yolunda yapılan iyiliklere denir. Başkalarına maddî ve manevî yönden yararlı olan kimselere de, hayır sahibi anlamına gelen "ehl-i hayr" denir.

Hayır iki türlüdür. Birincisi "mutlak hayır" olup, herkes tarafından dâima beğenilen, sevilen ve herkese göre iyi olandır. Adâlet, yardımlaşma, cömertlik ve doğruluk gibi... Allah'ın bizler için hayır gördüğü her şey.

"Kim zerre kadar hayır yaparsa onun karşılığını görecektir. Ve her kim zerre kadar şer (kötülük) işlerse onu görecektir."(Zilzâl, 99/7,8).

"Ne hayır yaparlarsa ondan mahrum bırakılacak değildirler. Ve Allah takva sahiplerini bilir." (Âli İmrân, 3/115).

"Herkesin yüzünü döndürdüğü bir yönü vardır. Öyleyse siz de hayırlı işlere koşun. Birbirinizle yarışın. Nerede bulunursanız bulunun, Allah hepinizi getirir. Şüphesiz ki Allah her şeye kadirdir."(Bakara, 2/148).

Cenâb-ı Allah, kullarının yapmış olduğu hiçbir hayrı boşa çıkarmayacağını açıkladığı bu âyetlerde geçen "hayr''dan maksat, iyilik, cömertlik, ibâdet ve tüm salih amellerdir. Rabbimizin hoşnut olduğu bu filler ve özellikler, kullar tarafından da rağbet edilen ve benimsenen hasletler olmaları hasebiyle, mutlak mânada hayırdırlar.

İkinci tür hayır, "Mukayyed hayır"dır. Yani kişiden kişiye değişen, birine göre hayır, bir başkasına göre şer ve kötülük sayılan şeyler... Kötü yolda harcanan çok mal gibi. Bu hayır toplumların örf ve adetlerine göre değişkenlik gösterir. Bu yüzden bütün insanlığın üzerinde ittifak ettiği hayır kapsamına girmez.

"Her hayır Allah’tandır" demek, hayrı icat edip onun sebeplerini ihzar edip, onu yaratmak anlamındadır. Yani hayır, müspet ve vücudi bir fiil olduğu için  Allah’a aittir. İnsanın hayırda icat noktasında hiç bir hissesi yoktur.  Bu yüzden insan, gurur ve kibre kapılmamalıdır. İnsan hayra ancak dua ve talep ile sahip olabilir.

Dualarımızda hayrı mutlak anlamda talep etmeliyiz. Yani dua ederken bana şunu ver, bunu ver demek yerine, "benim için hayırlısı ne ise onu ver" demek daha özlü ve isabetli bir dua olur.

Duanın kabul şekilleri farklıdır. Allah bazen duamızdaki aynı istediğimizi verir, bazen duamızı ahiret için değerlendirir, bazen de bize zararı olacağı için sevap olarak yazar. Bu yüzden; "duama karşılık verilmedi" denilmez; belki "daha hayırlı bir şekilde kabul edildi" denmelidir.

Üstat bu hususu Yirmi Dördüncü Mektub'un Birinci Zeylinde şöyle izah ediyor:

"ÜÇÜNCÜ NÜKTE"

"Dua-yı kavlî-i ihtiyarînin makbuliyeti, iki cihetledir: Ya ayn-ı matlubu ile makbul olur; veyahut daha evlâsı verilir."

"Meselâ, birisi kendine bir erkek evlât ister. Cenâb-ı Hak, Hazret-i Meryem gibi bir kız evlâdını veriyor. 'Duası kabul olunmadı.' denilmez. 'Daha evlâ bir surette kabul edildi.' denilir. Hem bazan kendi dünyasının saadeti için dua eder. Duası âhiret için kabul olunur. 'Duası reddedildi.' denilmez. Belki, 'Daha enfâ bir surette kabul edildi.' denilir, ve hâkezâ..."

"Madem Cenâb-ı Hak Hakîmdir. Biz Ondan isteriz, O da bize cevap verir. Fakat hikmetine göre bizimle muamele eder. Hasta, tabibin hikmetini itham etmemeli. Hasta bal ister; tabib-i hâzık, sıtması için sulfato verir. 'Tabip beni dinlemedi.' denilmez. Belki âh ü fizârını dinledi, işitti, cevap da verdi, maksudun iyisini yerine getirdi."(1)

(1) bk. Mektubat, Yirmi Dördüncü Mektup'un Birinci Zeyli

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...