Block title
Block content

"Hayır-şer, güzel-çirkin, nef’-zarar, kemâl-noksan, ziya-zulmet, ... havf-muhabbet gibi âsarlarıyla, meyveleriyle, şu kâinatta ezdad birbiriyle çarpışıyor." Buradaki "havf ve muhabbet zıtlığını açıklar mısınız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Cenab-ı Hakk'ın iki silsile, iki tarz isimleri vardır. Biri cemal ve cemali isimler, diğeri ise celal ve celali isimler. Bu iki silsile ve tarzın tecelliyatı, en büyük daireden tut, en küçük daireye kadar kuşatıyor.

Mesela, sıfatlar  aleminde cemal tecellisi, lütuf ve hüsün  şeklinde görünür. Celal ise kahır ve heybet  şeklinde görünür. Fiil aleminde, tezyin,  yani süslendirmek ve tenzih, yani, onun kudsiyetini ifade eden icraatlar şeklinde görünür.

Bu alemden ahiret’e intikal edince, cennet ve cehennem şeklinde tecelli eder. Zikir aleminde hamd ve tesbih şeklinde görünür. Kelam aleminde yani, hitapta, emir ve yasak; irşad aleminde,  tergib ve terhib; insanın vicdanına da havf ve reca, yani ümit ve korku olarak tecelli eder.

Bu, bütün mahlukatın en büyük dairesinden en küçük dairesine kadar bu şekilde cereyan eder. Arştan, insanın kalp ve vicdanına kadar, bu iki sıfatın, yani cemal ve celalin tecelliyatı bu iki farklı şekilde olur.

İnsandaki sevmek ve kormak manasının kökü ve esası buradan geliyor. Yani, her iki sıfatın tecelli etmek ve kendini her dairenin hükmüne göre göstermek istemesinden ileri geliyor.

Havf: daha çok Allah’ın celali tarzına uygun, yani, İzzet, Azamet, Kibriya, Kahhar, Müntakim, gibi isimlerin tecelligahı oluyor. Onun manasına hizmet ediyor ve onu okutturuyor. Buradaki korkmak ve havf, Cebbar, zalim ve merhametsiz bir Zat’dan korkmak tarzında değildir.

Üstad bunu şöyle ifade etmiş;

“Evet, Hâlık-ı Zülcelâlinden havf etmek, Onun rahmetinin şefkatine yol bulup iltica etmek demektir. Havf bir kamçıdır, Onun rahmetinin kucağına atar. Malûmdur ki, bir valide, meselâ bir yavruyu korkutup sinesine celb ediyor. O korku, o yavruya gayet lezzetlidir. Çünkü şefkat sinesine celb ediyor. Halbuki, bütün validelerin şefkatleri, rahmet-i İlâhiyenin bir lem'asıdır. Demek havfullahta azîm bir lezzet vardır."

"Madem havfullahın böyle lezzeti bulunsa, muhabbetullahta ne kadar nihayetsiz lezzet bulunduğu malûm olur."

"Hem Allah'tan havf eden, başkaların kasavetli, belâlı havfından kurtulur. Hem, Allah hesabına olduğu için, mahlûkata ettiği muhabbet dahi firaklı, elemli olmuyor."(1)

Muhabbet ve reca, yani ümit ise, daha çok, cemal ve cemali isimlerin tecelli ettiği ve göründüğü dairedir. Burada  hükmeden, muhabbeti gerektiren lütuf ve ihsan manasıdır. Ve tecelli de ona göre oluyor. Bir nevi korkmak ve sevmek manası bu iki silsilenin ve tarz-ı tecellinin neticesi ve mahsulüdür. Zaten zıtlar ve farklılıkların asıl kaynağı ve sebebi isim ve sıfatların farklı ve hükümlerinin de muhtelif tecelli etmesinden ileri geliyor.

Şu paragraf maksada işaret ediyor.

"İşte, ve lillâhi'l-meselü'l-a'lâ, Ezel ve Ebed Sultanının pek çok Esmâ-i Hüsnâsı vardır. Tecelliyat-ı celâliye ve tezahürat-ı cemâliye ile pek çok şuûnâtı ve ünvanları vardır. Nur ve zulmet, yaz ve kış, Cennet ve Cehennemin vücudunu iktiza eden isim ve ünvan ve şe'n ise, kanun-u tenasül, kanun-u müsabaka, kanun-u teavün gibi pek çok umumî kanunlar misilli, kanun-u mübarezenin dahi bir derece tâmimini isterler. Kalp etrafındaki ilhamat ve vesveselerin mübarezelerinden tut, ta sema âfâkında melâike ve şeytanların mübarezesine kadar, o kanunun şümulünü iktiza eder."(2)

Dipnotlar:

(1) bk. Sözler, Yirmi Dördüncü Söz.

(2) bk. a.g.e., On beşinci Söz.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: İkinci Maksat, Dördüncü Esas | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 3788 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
Yükleniyor...