Block title
Block content

Hayvanlarda şuur var mıdır? Melek, insan, hayvan, bitki ve cansızların akıl-şuur meselesini açar mısınız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Hayvanlarda şuur vardır, fakat akıl yoktur.

HAYVANLARDA ŞUURUN VAR OLDUĞU

Hayvanlarda şuurun var olduğunu kendilerinin sergiledikleri şuurkarane hallerden anladığımız gibi, Kur’an-ı Kerim'de geçen bazı ayetler ve Risale-i Nur'daki sarih ifadeler de bunu gösteriyor.

Mesela Neml suresinde geçen şu iki ayet:

“Nihâyet neml (karınca) vâdisine geldiklerinde, (içlerinde reis olan) bir karınca: 'Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin! Süleymân ve orduları farkında olmayarak sizi ezmesin!' dedi.” (Neml, 27/18)

“Derken çok geçmeden (Hüdhüd, Süleymân’a) gelip dedi ki: (Ben) senin bilmediğin bir şeyi öğrendim ve sana Sebe’ (şehrin)den doğru (ve mühim) bir haber getirdim. Gerçekten ben, onlara (Sebe’lilere) hükümdârlık eden ve kendisine her şeyden (bir nasib) verilmiş ve kendisi için büyük bir taht bulunan (Belkıs adında) bir kadın buldum! Onu ve kavmini, Allah’ı bırakıp güneşe secde ediyorlar buldum; hem şeytan onlara amellerini süslemiş de onları (doğru) yoldan men etmiş; bu yüzden onlar doğru yolu bulamıyorlar.” (Neml, 27/22-24)

Bediüzzaman Hazretleri ise hayvanlarda şuur olduğunu şöyle ifade eder:

"Dünyada sun'î libasın hikmeti, yalnız soğuk ve sıcaktan muhafaza ve zînet ve setr-i avrete münhasır değildir; belki mühim bir hikmeti, insanın sair nevilerdeki tasarruf ve münasebetine ve kumandanlığına işaret eden bir fihriste ve bir liste hükmündedir. Yoksa kolay ve ucuz, fıtrî bir libas giydirebilirdi. Çünki bu hikmet olmazsa; muhtelif paçavraları vücuduna sarıp giyen insan, şuurlu hayvanatın nazarında ve onlara nisbeten bir maskara olur, manen onları güldürür."(1)

"Her şeyin gayat-ı vücudu ve netaic-i hayatı üç kısımdır:

"Birincisi ve en ulvîsi, Sâni'ine bakar ki; o şeye taktığı hârika-i san'at murassaatını, Şahid-i Ezelî'nin nazarına resm-i geçit tarzında arzetmektir ki, o nazara bir ân-ı seyyale yaşamak kâfi gelir..."

"İkinci kısım gaye-i vücud ve netice-i hayat, zîşuura bakar. Yani her şey, Sâni'-i Zülcelal'in birer mektub-u hakaik-nüma, birer kaside-i letafetnüma, birer kelime-i hikmet-eda hükmündedir ki; melaike ve cin ve hayvanın ve insanın enzarına arzeder, mütalaaya davet eder. Demek ona bakan her zîşuura, ibret-nüma bir mütalaagâhtır." 

"Üçüncü kısım gaye-i vücud ve netice-i hayat, o şeyin nefsine bakar ki; telezzüz ve tenezzüh ve beka ve rahatla yaşamak gibi cüz'î neticelerdir."(2)

"Rûy-i zemin meydanında, Sultan-ı Ezelî'nin nihayetsiz enva'-ı cünudundan melek ve cinn ve ins ve hayvanlar gibi şuursuz nebatat taifesi dahi, hıfz-ı hayat cihadında Emr-i كُنْ فَيَكُونُ ile: 'Müdafaa için silâhlarınızı ve cihazatınızı takınız.' emr-i İlahîyi aldıkları vakit, zemin baştan aşağıya bütün ondaki dikenli ağaçlar ve nebatlar süngücüklerini taktıkları zaman, aynen süngülerini takmış muhteşem bir ordugâha benziyor."(3)

HAYVANLARDA AKLIN OLMADIĞI

"'Fakat ey insan, senin mazi ve müstakbelin akıl cihetiyle bir derece gaybîlikten çıkmasıyla, setr-i gaybdan hayvana gelen istirahattan tamamen mahrumsun. Geçmişten çıkan teessüfler, elîm firaklar ve gelecekten gelen korkular ve endişeler; senin cüz'î lezzetini hiçe indirir. Lezzet cihetinde yüz derece hayvandan aşağı düşürür. Madem hakikat budur. Ya aklını çıkar at, hayvan ol kurtul veya aklını imanla başına al, Kur'anı dinle. Yüz derece hayvandan ziyade bu fâni dünyada dahi safi lezzetleri kazan!..' diyerek onu ilzam ettim."(4)

"İnsanda akıl ve fikir olduğu için, hayvanın aksine olarak hazır zamanla beraber geçmiş ve gelecek zamanlarla da fıtraten alâkadardır. O zamanlardan dahi hem elem, hem lezzet alabilir. Hayvan ise, fikri olmadığı için, hazır lezzetini, geçmişten gelen hüzünler ve gelecekten gelen korkular, endişeler bozmuyor. İnsan ise, eğer dalalet ve gaflete düşmüş ise, hazır lezzetine geçmişten gelen hüzünler ve gelecekten gelen endişeler o cüz'î lezzeti cidden acılaştırıyor, bozuyor. Hususan gayr-ı meşru ise, bütün bütün zehirli bir bal hükmündedir. Demek hayvandan yüz derece, lezzet-i hayat noktasında aşağı düşer. Belki ehl-i dalaletin ve gafletin hayatı, belki vücudu, belki kâinatı; bulunduğu gündür. Bütün geçmiş zaman ve kâinatlar, onun dalaleti noktasında madumdur, ölmüştür. Akıl alâkadarlığı ile ona zulmetler, karanlıklar veriyor."(5)

"Sen de onların inkârından müteellim olma. 'Allah'ın akılsız hayvanları çoktur.' de."(6)

İNSANLARDAKİ ŞUURUN FARKLI OLDUĞU

Hayvanlarda mevcud olan şuur, insanlardaki şuurdan farklı olduğunu Risale-i Nur'daki ibarelerden ve sergiledikleri ahvalden anlayabiliriz.

Aşağıda derç edildiği gibi Mektubat ve Mesnevi-i Nuriye’de geçen “aklın şuuru” tabiri ve Sözler'de birçok yerde geçen “umumî şuurlu olan insan” “şuuru küllî zât” ibareleri gösteriyor ki, insana ait şuur hayvanatın şuurundan farklıdır.

"İ'lem Eyyühel-Aziz! Zikreden adamın feyz-i İlahîyi celb eden muhtelif latifeleri vardır. Bir kısmı, kalb ve aklın şuuruna bağlıdır. Bir kısmı da şuursuz, yani şuurlara tâbi değildir. مِنْ حَيْثُ لاَ يَشْعُرُ husule gelir. Binaenaleyh gaflet ile yapılan zikirler dahi feyizden hâlî değildir."(7)

"Kurdun bahsini ettiğin zaman topuzu hazırla, vur; çünki kurt geliyor." Demek bir hiss-i kabl-el vuku' ile latife-i Rabbaniye icmalen o adamın gelmesini hisseder. Fakat aklın şuuru ihata etmediği için; kasden değil, ihtiyarsız olarak bahsetmeye sevkeder."(8)

"Ve şu muhabbet ve rağbet ise, masnuat içinde en münevver ve mükemmel ferd olan insana daha ziyade müteveccih olup temerküz etmek ister. İnsan ise, şecere-i hilkatin zîşuur meyvesidir. Meyve ise, en cem'iyetli ve en uzak ve en ziyade nazarı âmm ve şuuru küllî bir cüz'üdür. Nazarı âmm ve şuuru küllî zât ise, o San'atkâr-ı Zülcemal'e muhatap olup görüşen ve küllî şuurunu ve âmm nazarını tamamen Sâni'in perestişliğine ve san'atının istihsanına ve nimetinin şükrüne sarfeden en yüksek, en parlak bir ferd olabilir."(9)

"Hem umumunu, en âmm nazarlı, en küllî şuurlu, en mümtaz istidadlı bir ferde ders verecektir." (10)

"Hem madem umum o âleme, o memlekete, o şehre, o saraya alâkadarlık gösteren ve havas ve duygularıyla umumuna münasebetdar ve nazarı küllî olan bir insan vardır. Elbette o Sâni'-i Muhteşem, o küllî nazarlı ve umumî şuurlu olan insan ile ulvî, a'zamî bir münasebeti bulunacaktır ve ona kudsî bir hitabı ve âlî bir teveccühü olacaktır."(11)

MELAİKELER ZÎŞUUR, ZÎHAYAT, ZÎRUH VE ZEVİL-İDRAK OLDUĞU

"Şu nihayetsiz feza-yı âlem ve şu muhteşem semavat, burçlarıyla, yıldızlarıyla zîşuur, zîhayat, zîruhlarla doludur. Nârdan, nurdan, ateşten, ışıktan, zulmetten, havadan, savttan, rayihadan, kelimattan, esîrden ve hattâ elektrikten ve sair seyyalât-ı latifeden halk olunan o zîhayat ve o zîruhlara ve o zîşuurlara, Şeriat-ı Garra-yı Muhammediye (Aleyhissalâtü Vesselâm), Kur'an-ı Mu'ciz-ül Beyan, 'Melaike ve cânn ve ruhaniyattır.' der, tesmiye eder."(12)

"Elbette gayet cem'iyetli ve gayet yüksek bir mahiyete mâlik ve haricî vücud giydirilmiş ve zîşuur ve zîhayat ve nurani kanun-u emrî olan ruh-u beşer, ne derece kat'iyyetle bekaya mazhar ve ebediyetle merbut ve sermediyetle alâkadar olduğunu anlamazsan, nasıl 'Zîşuur bir insanım.' diyebilirsin?"(13)

"Madem yapan bilir; elbette bilen konuşur. Madem konuşacak, elbette zîşuur ve zîfikir ve konuşmasını bilenlerle konuşacak. Madem zîfikirle konuşacak, elbette zîşuurun içinde en cem'iyetli ve şuuru küllî olan insan nev'i ile konuşacaktır."(14)

"Belki madde-i nurdan, hattâ zulmetten, hattâ esîr maddesinden, hattâ manalardan, hattâ havadan, hattâ kelimelerden zîhayat, zîşuuru kesretle halkeder ki; hayvanatın pekçok muhtelif ecnasları gibi pekçok muhtelif ruhanî mahlukları, o seyyalat-ı latife maddelerinden halkeder. Onların bir kısmı melaike, bir kısmı da ruhanî ve cin ecnaslarıdır."(15)

"Evet, hakikat böyle iktiza eder. Zira şu zeminimiz, semaya nisbeten küçüklüğü ve hakaretiyle beraber zîşuur mahluklarla doldurulması, arasıra boşaltıp yeniden yeni zîşuurlarla şenlendirilmesi işaret eder, belki tasrih eder ki: Şu muhteşem burçlar sahibi olan müzeyyen kasırlar misali olan semavat dahi, nur-u vücudun nuru olan zîhayat ve zîhayatın ziyası olan zîşuur ve zevil-idrak mahluklarla elbette doludur.(...)"

"Hayat tabaka-i insaniye olan en yüksek mertebeye çıktıkça, öyle bir inbisat ve inkişaf ve tenevvür eder ki; hayatın ziyası olan şuur ile akıl ile bir insan kendi hanesindeki odalarda gezdiği gibi, o zîhayat kendi aklı ile avalim-i ulviyede ve ruhiyede ve cismaniyede gezer. Yani, o zîşuur ve zîhayat manen o âlemlere misafir gittiği gibi, o âlemler dahi o zîşuurun mir'at-ı ruhuna misafir olup, irtisam ve temessül ile geliyorlar."(16)

Cemadat, nebatat, hayvanat, insan ve melaikenin; vücut, hayat, şuur, akıl ve ruh durumunu, yukarıdaki alıntılardan istihraç ile şöyle bir şema şeklinde ifade edebiliriz:

Dipnotlar:

(1) bk. Mektubat, Yirmi Sekizinci Mektup, Sekizinci Risale.
(2) bk. Sözler, Onuncu Söz, Altıncı Suret.
(3) bk. Sözler, Onuncu Söz, Altıncı Hakikat.
(4) bk. Şualar, On Birinci Şua, Üçüncü Mesele
(5) bk. Sözler, On Üçüncü Söz, İkinci Makam.
(6) bk. age., Yirmi Beşinci Söz, Birinci Şule.
(7) bk. Mesnevi-i Nuriye, Hubab. 
(8) bk. Mektubat, Yirmi Sekizinci Mektup.
(9) bk. Sözler, On Sekizinci Mektup.
(10) bk. age., Otuz Birinci Söz, Üçüncü Esas.
(11) bk. age., Birinci Esas.
(12) bk. age., Yirmi Dokuzuncu Söz.
(13) bk. age., 
(14) bk. Mektubat, On Dokuzuncu Mektup, Birinci Nükteli İşaret.
(15) bk. Sözler, Yirmi Dokuzuncu Mektup.
(16) bk. age.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş

Yorumlar

Gökyüzü
Çok güzel izah edilmiş. Allah razı olsun
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
erdalguler
10.söz, 2.hakikat, haşiye(2)Evet aç bir arslan, zaîf bir yavrusunu kendi nefsine tercih ederek, elde ettiği bir eti yemeyip yavrusuna vermesi; hem korkak tavuk, yavrusunu himaye için ite, arslana saldırması; hem incir ağacı kendi çamur yiyerek yavrusu olan meyvelerine hâlis süt vermesi, bilbedahe nihayetsiz Rahîm, Kerim, Şefîk bir zâtın hesabıyla hareket ettiklerini kör olmayana gösteriyorlar. Evet nebatat ve behimiyat gibi şuursuzların gayet derecede şuurkârane ve hakîmane işler görmesi bizzarure gösterir ki: Gayet derecede Alîm ve Hakîm birisi vardır ki, onları işlettiriyor. Onlar, onun namıyla işliyorlar.} üstat hazretleri burada bitkiler ve hayvanlar gibi şuursuzların gayet derecede şuurkarane işler görmeleri derken hayvanların şuursuz olduklarını belirtiyor burayı nasıl anlamamız gerekir?
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)
Hayvanların şuurundan maksat sevk-i İlahi ya da motor davranışlar şeklindedir.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
[email protected]

Meleklerin aklı var mıdır? Sorusunun sorulduğu bölümde cevap olarak:

Yukarıdaki tespitler bize gösteriyor ki melekler, zişuur ve akıl sahibidir." denilmişken neden buradaki tabloda meleklere ziakıl denilmemiş.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
[email protected]

"Mesela, melekler için akıllı varlıklar yerine şuurlu varlıklar demek daha uygundur. Bu yüzden şuur daha genel bir kavramdır." Başka bir yerde de böyle denilmiş. Sorulara verilen cevaplar çelişkili ya da en azından farklı. Şimdi melekler akıllı mı değil mi, akıl mı üstün şuur mu?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

Şuur sınırları çizilmiş bir akıl iken ziakıl sınırları çizilmemiş bir akıldır. İnsanın terakkiye medar olmasında bu özellik yatmaktadır. Oysa meleklerin şuuru İlahi takdir ile sınırlıdır terakkiye medar değildirler. 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...