Block title
Block content

"Hazırlanınız! Başka, daimi bir memlekete gideceksiniz. Öyle bir memleket ki, bu memleket ona nisbeten bir zindan hükmündedir. Padişah'ımızın makarr-ı saltanatına gidip merhametine, ihsanlarına mazhar olacaksınız." Açar mısınız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Bu surette, temsildeki padişahın ordusundaki en yüksek rütbeli subaylara verilen görev ve donanımların ebedî bir âleme işareti ve padişahın en yüksek rütbeli yaverinin ondan getirdiği mesajında ahirete kuvvetli işaretleri ders verilerek, ahiretin varlığı akla yaklaştırılmış oluyor.

Yani Peygamberimizin (asv), Kur'ân'ın ve Bismillâhirrahmânirrahîm'in âhirete olan kuvvetli işaretleri ders verilip  izah ediliyor.

On İkinci Suret'in izahının tamamı On Birinci Hakikat'te geçmektedir. Mesela bir kısmını aldığımız aşağıdaki ifadelerden,  cüzdan ve defterin ne anlama geldiği net ifade edilmektedir. Cüzdandan maksat, kalp ve kalbe bağlı kanallar; defterden maksat ise akıl ve ona bağlı fakülteler olduğu ifade edilmektedir. Şöyle ki;

"Elhasıl: Nasıl hikâye-i temsiliyede bir zabitin cüzdanına ve defterine bakıp görmüştük ki: Hem rütbesi, hem vazifesi, hem maaşı, hem düstur-u hareketi, hem cihazatı bize gösterdi ki, o zabit, o muvakkat meydan için değil; belki müstekar bir memlekete gidecek de ona göre çalışıyor."

"Aynen onun gibi, insanın kalb cüzdanındaki letâif ve akıl defterindeki havas ve istidadındaki cihazat, tamamen ve müttefikan saadet-i ebediyeye müteveccih ve ona göre verilmiş ve ona göre teçhiz edilmiş olduğuna ehl-i tahkik ve keşif müttefiktirler."

"Ezcümle: Meselâ, aklın bir hizmetkârı ve tasvircisi olan kuvve-i hayaliyeye denilse ki, “Sana bir milyon sene ömürle saltanat-ı dünya verilecek; fakat âhirde mutlaka hiç olacaksın.” Tevehhüm aldatmamak, nefis karışmamak şartıyla, “Oh” yerine “Ah” diyecek ve teessüf edecek. Demek, en büyük fâni, en küçük bir alet ve cihazat-ı insaniyeyi doyuramıyor."

"İşte bu istidattandır ki, insanın ebede uzanmış emelleri ve kâinatı ihata etmiş efkârları ve ebedî saadetlerinin envâına yayılmış arzuları gösterir ki, bu insan ebed için halk edilmiş ve ebede gidecektir. Bu dünya ona bir misafirhanedir ve âhiretine bir intizar salonudur."
(1)

İnsanın mahiyetindeki bütün cihaz ve duyguların yapısı ve yönü ahirete bakıyor ve oraya işaret ediyor. Peygamberler de bu donanım ve cihazların ahirete olan işaretlerini, yine vahyin terbiyesi ile insanlığa ders veriyorlar.

Mesela kalpteki aşk-ı beka bu dünyaya sığmıyor. Kalp ebedi yaşamak arzu ettiği halde dünya geçici ve fanidir. Ya da kalbin o kadar çok emel ve arzuları vardır ki, bu dünyada binden birisine ulaşamıyor.

Ruh latif ve nurani bir varlıktır. Dünyevi ve cismani kayıtlardan sıkılır ve bunalır. Ama ceset kafesinde kayıt ve prangalar içindedir. Demek ruhun mahiyeti de bu maddi dünyaya sığmıyor, daha nurani ve latif olan bir alemi talep ediyor. Ruhun o kadar çok incelikleri var ki, hepsi dünya torbasını yırtıp başlarını çıkararak "ebed, ebed" diye inliyorlar. Bunları en avam insanlar bile çözümleyebilir.

Akıl tam kapasitesini bu dünyada kullanamıyor. Demek kullanacağı başka ve daimi bir alem var olduğu anlaşılıyor. İnsanın akli melekesini kayıtlayan ve hakikatleri görmesini engelleyen o kadar çok maddi gaflet ve sebepler var ki, akıl bu kayıt ve engellerden dolayı bazen en zahir bir hakikati bile göremeyebiliyor. Halbuki akıl, mahiyet olarak onları anlamaya müsaittir, ama aklı çevreleyen karanlık perdeler onu anlamasına engel teşkil ediyor. Akıl da ahiret aleminde özgürlüğüne kavuşacak, tıpkı kalp ve ruh gibi.

İnsanın duygu ve latifelerinin anatomisi, bu dünya için olmadıklarını gayet zahir bir şekilde ortaya koyuyor. Tıpkı anne karnındaki bir çocuğun azalarını anne karnında kullanamamasının, kullanabileceği bir aleme işaret etmesi gibi.

 Nasıl anne karnındaki bebeğin azaları dünyaya işaret ediyor ise, aynı şekilde dünya da ahiret alemine nispetle anne karnı gibi dar ve sınırlı olduğu için, insanın latife ve duyguları da ahiret alemine işaret ediyor. Dünya hayatı insan mahiyetine dar gelen bir elbise hükmündedir. Bu da insanın bu dünyaya ait olmadığının en büyük ispatıdır.  

(1) bk. Sözler, Onuncu Söz, On Birinci Hakikat

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...