Block title
Block content

"Hazret-i Ali’nin (r.a.) istikbaldeki vaziyetini ve o fitneler içindeki harpleriyle mes’ul olmadığını ve niyeti ve matlubu fazl-ı İlâhî olduğunu haber veriyor." ifadesinin geçtiği yeri izah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Ve  رُحَمَاۤءُ بَيْنَهُمْ ile istikbalde en mühim bir fitnenin vukuu hazırlanırken, kemâl-i merhamet ve şefkatinden, İslâmlar içinde kan dökülmemek için ruhunu feda edip teslim-i nefis ederek Kur’ân okurken mazlumen şehid olmasını tercih eden Hazret-i Osman’ı da haber verdiği gibi;.."(1)

Bu paragraf Hazreti Osman (ra)’in fazileti ve şehit oluşundan bahsediyor. Hazreti Osman (ra) halim selim ve aynı zamanda çok şefkatli olduğu için, hilafeti zamanında çıkan sosyal ve siyasi fitneleri sert ve askeri bir yöntemle değil, kendi canını feda edecek bir fedakârlık ile karşılamıştır.

Şayet Hazreti Osman (ra) sert ve askeri bir yöntem ile nifak çıkaranların üstüne gitmiş olsa idi, toplumun ikiye bölünüp çok kanın dökülmesi mukadder idi. Ama o bu yöntemi değil mazlumen şehit olmayı tercih ederek ne kadar müşfik ve fazilet sahibi olduğunu göstermiş oldu.   

"  تَرٰيهُمْ رُكَّعًا سُجَّدًا يَبْتَغُونَ فَضْلاً مِنَ اللهِ وَرِضْوَانًا saltanat ve hilâfete kemâl-i liyakat ve kahramanlıkla girdiği halde ve kemâl-i zühd ve ibadet ve fakr ve iktisadı ihtiyar eden ve rükû ve sücudda devamı ve kesreti herkesçe musaddak olan Hazret-i Ali’nin (r.a.) istikbaldeki vaziyetini ve o fitneler içindeki harpleriyle mes’ul olmadığını ve niyeti ve matlubu fazl-ı İlâhî olduğunu haber veriyor."(2)

Hazreti Ali (r.a)’in döneminde olan olaylara ancak Hazreti Ali gibi sağlam ve kahraman bir karakter mukavemet edebilirdi. Bir dönemde hilm ve şefkat gerekirken -Hazreti Osman (ra) gibi- bir dönemde de cesaret ve kahramanlık gerekir. Sosyal ve siyasi hadiselere tek tip ve tek bir kalıp ile karşı konulamaz. Hazreti Ali  Efendimiz (ra)'in şecaat ve cesareti o dönem münafıklarını korkutuyordu ve elzem olan da bu idi.

Hazreti Ali  Efendimiz (ra) zühd, takva ve ibadeti esas alıp, daima fakir ve iktisat ile yaşamış bir sahabedir. Onun en öne çıkan vasfı namaz ve ibadete olan düşüklüğüdür ki ayette “rükû ve sücudda devamı ve kesreti herkesçe musaddak olan” cümlesi bu gerçeğe işaret ediyor.

Bazı münafıkların iddia ettiği gibi, Hazreti Ali Efendimiz (ra) hilafeti beceremediği için o olaylar vuku bulmuş değil, tam aksine o çetin ortamı ancak onun gibi cesur ve minnetsiz bir kahraman kaldırabilirdi ve nitekim de öyle olmuştur. Şayet Hazreti Ali Efendimiz (ra)'in döneminde daha liyakatsiz bir halife olmuş olsa idi, belki İslam tarihte bu denli aziz ve güçlü olamayacaktı.

Dipnotlar:

(1) bk. Lem'alar, Yedinci Lem'a.
(2) bk. age.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Yedinci Lem'a | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 1523 | Word indir | Pdf indir
Paylaş

Yorumlar

hamditas

Bir gün Hz. Hasan ve Hüseyin hastalanmıştı. Hz. Ali ile Hz. Fâtıma, sevgili yavruları iyileşirse Allah rızası için üç gün oruç tutmayı adadılar. Cenâb-ı Hak yavrulara sıhhat ve afiyet verince, adaklarını yerine getirmek üzere oruca başla­dılar. Akşam olmuş, iftar vakti gelmişti. Fakat yiyecek olarak ancak bir parça ekmekleri vardı. O sırada kapıda bir yetim belirdi. Ekmeği ona verip ken­dileri suyla iftar ettiler. İkinci ve üçüncü gün de üst üste bir fakir ve esir geldi. Yi­yeceklerini onlara verdiler. Üç gün üst üste aç kalmanın tesiriyle güçsüz düştüler. Sabah olunca yavrularını da alarak Peygamber Efendimizin huzuruna gitti­ler. Renklerinin solgunluğu Peygamberimizin dikkatini çekti:

“Yâ Ali!” dedi. “Hâliniz nedir?”

Hz. Ali, başlarından geçen hadiseyi anlattı. Derken Cebrail gel­di ve İnsân Sûresi‘nin şu mealdeki 5-10. âyetlerini vahyetti:

“İyiler, şüphesiz güzel kokulu ve serin kâfur dolu bir kadehten içerler. O bir pınardır ki, ancak ondan Allah’ın veli kulları içer. Onu nereye isterlerse peşle­rinden akıtırlar, fışkırtırlar. Onlar adaklarını yerine getirirler. Şerri yaygın olan günden korkarlar. Yemeğe olan sevgi ve iştihalarına rağmen fakiri, yetimi, esiri doyururlar. Biz size ancak Allah rızası için yediriyoruz. Sizden ne bir karşılık ne de bir teşekkür istemeyiz. Çünkü biz Rabb’imizden ve yüzlerin ekşiyeceği o çetin günden korkarız, derler.”

Peygamber Efendimiz, gelen bu vahyi kendilerine bildirdiğinde o kadar çok sevindiler ki, üç günlük açlığın verdiği bitkinliği unuttular.

Üsdü’l-Gàbe, 5: 530-531; Tefsîrü’l-Kebîr, 30: 244.

Amma Hazret-i İmam-ı Ali'nin Vak'a-i Sıffin'de Hazret-i Muaviye'nin taraftarlarıyla muharebesi ise, hilâfet ve saltanatın muharebesidir. Yani, Hazret-i İmam-ı Ali, ahkâm-ı dini ve hakaik-i İslâmiyeyi ve âhireti esas tutup, saltanatın bir kısım kanunlarını ve siyasetin merhametsiz mukteziyatlarını onlara feda ediyordu. Hazret-i Muaviye ve taraftarları ise, hayat-ı içtimaiye-i İslâmiyeyi saltanat siyasetleriyle takviye etmek için azimeti bırakıp ruhsatı iltizam ettiler, siyaset âleminde kendilerini mecbur zannedip ruhsatı tercih ettiler, hataya düştüler. Said Nursi r.a. (Mektubat,15.Mektup)

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...