Block title
Block content

"'Hazret-i İsâ Aleyhisselâmın bir mukaddes vekili' diye, o enâniyete bir kudsiyet verir. Onun için, dünyaca en büyük makam işgal eden Hıristiyan havasları tam dindar olabilirler." Bu ifadeleri izah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Tahrife uğramış Hristiyanlık dininde vasıta ve sebeplere çok ehemmiyet verildiği için, Allah ile kul arasına giren vasıtalara adeta uluhiyet payesi verilmiştir. Onun için Hristiyanlıkta din adamları bir nevi tebasına Rablık tavrı alıyor, ene ve gururunu terbiye etmeye ihtiyaç görmüyor. Bilakis bu bozuk din, insanların gurur ve benlik duygusunu besliyor ve inkişaf ettiriyor.

Ama İslam dininde vasıta ve sebepler olmadığı ve doğrudan tevhit hakikati hakim olduğundan, bir Müslüman bu yapının gereğince benlik ve gururunu terk edip terbiye etmesi gerekiyor. Dünyanın makam ve mevkileri insanın benlik ve gururunu takviye ve teyit eden unsurlar olduğu için, dindarlık ile bağdaşması çok zor oluyor. Bu yüzden ehli takva olan Müslümanlar dünyanın makamından kaçınmışlar.

Ama Hristiyanlıkta ise dünya makamı ile dindar olmak çelişmediği için, hatta birbirlerini tamamlayan durumunda olmasından dolayı sağlam ve mutaassıp bir Hristiyan önemli mevki ve makamlarda bulunabiliyor. Benlik ve gururu çok kuvvetli makam ve mevki sahibi bir adam, aynı zamanda papazda olabilir, ikisi birbirine mani teşkil etmez demektir. Amerikan başkanlarından Wilson gibi hem başkan hem de sağlam bir dindar Hıristiyandır. Ama bizde durum tersidir, genelde makam sahipleri dindar olamıyorlar, ikisini beraber götüremiyorlar.

Üstad Hazretleri  bu manayı şöyle tarif eder:

"İslâmiyetin esası, mahz-ı tevhiddir; vesâit ve esbaba tesir-i hakikî vermiyor, icad ve makam cihetiyle kıymet vermiyor. Hıristiyanlık ise, 'velediyet' fikrini kabul ettiği için, vesâit ve esbaba bir kıymet verir, enâniyeti kırmaz. Adeta rububiyet-i İlâhiyenin bir cilvesini azizlerine, büyüklerine verir. اِتَّخَذُواۤ اَحْبَارَهُمْ وَرُهْبَانَهُمْ اَرْبَابًا مِنْ دُونِ اللهِ  ["Onlar hahamlarını ve papazlarını kendilerine Allah'tan başka rab edindiler." (Tevbe Sûresi, 9/31)] âyetine mâsadak olmuşlar. Onun içindir ki, Hıristiyanların dünyaca en yüksek mertebede olanları, gurur ve enâniyetlerini muhafaza etmekle beraber, sabık Amerika Reisi Wilson gibi, mutaassıp bir dindar olur. Mahz-ı tevhid dini olan İslâmiyet içinde, dünyaca yüksek mertebede olanlar ya enâniyeti ve gururu bırakacak veya dindarlığı bir derece bırakacak. Onun için, bir kısmı lâkayt kalıyorlar, belki dinsiz oluyorlar."(1)

Hristiyanların zengin olması dindar olmalarını mutlak anlamda iktiza etmez sadece zenginlik ve makam sahibi olmak ile dindar Hıristiyan olmak arasında bir çelişki olmaz demektir. Yoksa zenginlik ile Hristiyanlık arasında bir münasebet yoktur.

(1) bk. Mektubat, Yirmi Altıncı Mektup, Üçüncü Mebhas.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...