"Hazret-i Muhammed (a.s.m.) öyle bir zattır ki, azamet-i mâneviyesinden dolayı sath-ı arz, o zatın mescid-i aksâsıdır. Mekke-i Mükerreme onun mihrabı, Medine-i Münevvere onun minber-i fazl-ı kemalidir." Bu sıralamayı açıklar mısınız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Hazret-i Muhammed (a.s.m.) öyle bir zattır ki, azamet-i mâneviyesinden dolayı sath-ı arz, o zatın Mescid-i Aksâsıdır. Mekke-i Mükerreme onun mihrabı, Medine-i Münevvere onun minber-i fazl-ı kemalidir. Cemaat-ı mü'minîne en son ve en âli imam ve nev-i beşerin hatîb-i şehîridir; saadet düsturlarını beyan ediyor. Ve bütün enbiyânın reisidir; onları tezkiye ve tasdik ediyor. Çünkü, dini bütün dinlerin esasatına câmidir. Ve bütün evliyânın başıdır; şems-i risaletiyle onları terbiye ve tenvir ediyor."(1)

Hz. Peygambere (asm.) risalet vazifesi verilmeden önce, Yahudiler Havralarda, Hıristiyanlar ise kiliselerde ibadet ederdi. Habib-i Kibriya Efendimiz’e (asm) risalet vazifesi verilince mü’minler için bütün yeryüzü bir mescid oldu.

“Azamet-i maneviyesi” ifadesi Allah Resulünün (asm.) peygamberlik vazifesindeki ulvî mertebesini, tebliğ sahasının genişliğini ve manevî mertebesinin yüksekliğini nazara verir. Diğer peygamberler tebliğ ve irşad vazifelerini belli bir bölgede ve belli bir kavim içinde icra ettikleri halde, ahir zaman Peygamberi olan Allah Resulü (asm.) kıyamete kadar gelecek bütün bir insanlık âlemi için elçi olarak gönderilmiştir. Bu sebeple onun mescidi bütün yeryüzüdür.

Ayrıca, İslâm’da belli mekânlarda ibadet etme mecburiyeti yoktur. Bütün yeryüzü mescittir. Yeryüzü mescid olunca ona bir minber ve bir mihrab gerekir. İşte Mekke bu arz küresinin mihrabıdır. Dünyanın her tarafındaki Müslümanlar namazlarını bu mihraba dönerek kılarlar. Medine ise minberdir. Yani, İslâm’ın insanlık âlemine duyurulması her ne kadar Mekke’de başlamışsa da büyük inkişaf hicretten sonra ve Medine’de tahakkuk etmiştir.

Resul-i Ekrem Efendimiz (asm.) Medine minberinden bütün insanlara hutbesini okumuş, Allah’ın varlığını ve birliğini, emir ve yasaklarını tebliğ etmiştir. Bu tebliğe iman ile karşılık verenlere imam olmuş, yani onların her bakımdan uyup taklit ettikleri bir “ibadet ve rıza modeli” olmuştur.

O Hak elçisi sadece ehl-i imana imam olmakla birlikte hitabını, yani tebliğini bütün insanlara yapmıştır.

O Zât (asm) bütün enbiyanın reisidir, zirâ bütün peygamberlerin gönderiliş gayesi en mükemmel olarak O’nda ve O’nun dininde tahakkuk etmiştir.

Mescid-i Aksa, Müslümanların ilk kıblesi ve en mukaddes sayılan üç mescitten biridir.

Mescid-i Aksa’nın asıl adı Arapça Beytülmakdis olup “mukaddes ev” demektir. İlk kuruluşundan beri taşıdığı bu isim sonradan şehrin tamamı için kullanılmıştır.

Şehir için Müslümanların kabul ettiği Kudüs adı da aynı kökten gelmekte ve aslında şehri değil, mabedi ifade etmektedir.(2)

İslam âlimleri, Kur’ân -ı Kerîm’de "el-Mescidü’l-Aksa" adıyla anılan ve çevresinin mübarek kılındığı ifade edilen yerin (İsrâ Suresi, 17/1) Beytülmakdis olduğu konusunda ittifak halindedir.(3)

Bütün dünya, Resulullah Efendimiz (asm.) için kudsî ve yüksek bir mescid hükmündedir.

Dipnotlar:

(1) bk. Mesnevî-i Nuriye, Reşhalar.
(2) bk. Minhaci, İthafü’l-ahissa, Kahire 1982, 1/93 vd.
(3) bk. Nevevî, Tehẕîb, Beyrut 1416/1996, 3/327.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...