Block title
Block content

"Hazret-i Mûsâ (a.s.) ve Hârun’un (a.s.) meçhulümüz olan hakikî sevapları ile muvazene değil,.." Tahminimiz haddimizden büyükse durum ne olacak, bilgi verir misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Bir çavuşun tasvir ve edebiyatı ne kadar güçlü ve kuvvetli de olsa, asla bir subayın subaylıktan hissettiği manayı zevk edemez. Ancak uzaktan uzağa hissedebilir. Bu yüzden tahmin kuvvetimiz, asla bir nebinin gerçek fazilet damenine yetişemez, onu külliyeti ile ifade edemez.

İnsanın tahmini, tasavvuru, hatta tahayyülü haddi ile kayıtlıdır, bunu delip geçmesi mümkün değildir. Yani insan haddi kadar tasvir ve tahayyülde bulunabilir. Şekeri hiç tatmamış bir çocuğun, şeker hakkındaki tasvir ve tahayyülü ne kadar geniş ve parlak da olsa, şekerin hakiki tadının yanında bu tasvir ve tahayyül sönük kalır.

Mesela; cenneti kafamızda ne kadar hayal edip kuvvetli bir şekilde tasvir de etsek, hakiki cennet ne kulak işitmiş ne göz görmüş ne de kalb-i beşere hutur etmiştir. Bizim cennet telakkimiz ancak dünyadaki en güzel mekandan öteye geçmez. Bu incelik Risale-i Nur'da şu şekilde ifade ediliyor:

"Hem anlarsın ki, öyle bir Rahmân, böyle bir âlemde, öyle has ibâdına öyle ikramlar edecek; ne göz görmüş, ne kulak işitmiş, ne kalb-i beşere hutur etmiştir. Âmennâ!"(1)

Hiç şehir ve padişah görmemiş bir köylüye, padişahı ve onun kaldığı sarayı tarif et denilse, o köylü kendi köyündeki ağaya nispet ederek tarif eder. Zira ne padişahı ne de padişahın sarayını görmemiş, gördüğü en ihtişamlı şahıs köyünün ağasıdır. Bu yüzden görmediği padişahı gördüğü ve bildiği ağaya kıyas ediyor. Köylüye denilse sana tasavvurundaki padişahın sarayını vereceğiz. Köylünün tasavvurundaki saray ise köyün en iyi evidir. Öyle ise köylüye dolmabahçe sarayı değil, köyün en iyi evi veriliyor.

Bizim tasavvurumuzdaki sevap anlayışı ile hakiki sevap arasında ciddi farklar vardır. Hazreti Musa ve Harun (as)’in sevabının mahiyeti bizce meçhul olduğu için, biz köylü gibi ne kadar keskin de tasavvur etsek, bizim sevap idrakimiz köylünün ağa tasavvuru derecesinde kalır.

Şimdi Allah bize dese; sizin tasavvurunuzdaki Musa ve Harun (as)’in sevabını size bahşediyorum; bize bahşedilen sevap ile  Musa ve Harun (as)’in hakiki sevapları arasında ciddi bir fark vardır. Bu yüzden kalkıp "ben Hazreti Musa ve Harun (as)’in hakiki sevabına mazhar oldum" demek hakikat değildir.

(1) bk. Sözler, Onuncu Söz.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Üçüncü Dal, Onuncu Asıl | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 2111 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...