Block title
Block content

"Hazreti Muhyiddin meşrebinde olanlar, yalnız âyinelik ve zarfiyet cihetinde ve âyinedeki vücud-u misâli, nefiy noktasında ve akis ... 'Lâ mevcûde illâ Hû' diyerek, yanlış etmişler." İzah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

“Eşyanın varlığı sabittir.” hükmü, bütün Ehl-i sünnet alimlerince kabul edilmiş bir hakikattır. İbn-i Arabi ise bu hükme ve kurala zıt olarak, eşyanın varlık mertebesini inkar etmiştır. “Allah’tan başka, varlığı olan hiçbir şey yoktur.” demiş. Var gibi duranlar için de, Allah’ın varlığının bir devamı, ya da tezahürü nazarıyla bakmıştır. İbn-i Arabi, nazarını vahdet ve Vacibü'l-Vücut'ta hapsettiği, ya da tamamen o sıfatların içinde eridiği için, başka arızi ve hâdis vücutları görememiştir. Yani, eşyanın varlığını fark edememiştir. Bu yüzden, Allah’tan başka varlık yoktur,  demiş.

Nasıl ki, kuvvetli bir ışık içinde, zaif ışığın varlığı belirsiz hal alır, görünmez.  İbn-i Arabi de Allah’ın vacip olan vücut mertebesinin ışığında, gözleri kamaştığı için, zaif ve hâdis olan eşyanın varlık ışığını fark edememiş ve inkar etmiştir. Ehl-i sünnet alimleri de O’nu, Allah’ın varlığında hapsinden dolayı mazur saymışlar ve ilişmemişler.

Allah’ın bütün isim ve sıfatları, kainat ve mevcudat aynasında tecelli ile görünürler. Bu görünmek ise, hayali ve vehmi olmayı kabul etmez. Zira, hakiki olan isim ve sıfatlar, hakiki bir aynada, hakiki olarak görünmek isterler.

Kainat ve mevcudat aynasında tecelli ile görünen isim ve sıfatların, kendileri ile tecellileri farklıdır. Ayna, bir zarf, ve içindeki güneşin görüntüsü ise, güneşten gelen bir tecellidir. Yani, Güneşin bir yansımasıdır. Ama, Güneşin kendisi değildir. Zira aynada yansıyan güneşin görüntüsü, ayna içinde bir varlık kazanıyor, zarfın içine giriyor.  Güneşten farklı olarak, bir varlık oluyor.  Ayna içindeki görüntüyü de resime aktarsak, ayrı ikinci bir varlık oluyor.

Yani, ortada üç ayrı varlık vardır. Biri, Güneşin kendi zatı ve sıfatları; diğeri, o sıfatların mahalli ve aynası olan mevcudat; üçüncüsü ise, sıfatların aynada ve mevcudatta kendine has görüntüleri ve yansımalarıdır.

İşte, hüküm bakımından, Güneşin kendi zatı ve sıfatlarını, aynadaki görüntüsü ile aynıdır, aynı şeylerdir demek, hata olur, yanlış olur.

Akis ile aks edeni karıştırmak ve ikisi de aynıdır, demek, buna benzer. Ama, aynadaki görüntünün varlığı ve devamı, güneşe bağlıdır. Güneş olmasa, o ayna ve görüntü de yok olur. Allah’ın isim ve sıfatları, kainat ve mevcudat aynasında parlak bir şekilde tecelli ile görünürler. Aynada görünen tecelli ile isim ve sıfatları ayrıdırlar. İkisini aynı kabul etmek olmaz. Mevcudat aynası ve içindeki isim ve sıfatların tecellisi, arızi, hâdis ve çok gölgelerden geçmiş zaif birer görüntüdürler. İsim ve sıfatlar ise, ezeli ve ebedi, hakiki sıfatlardır. Mevcudatın devamı ve manası, isim ve sıfatların kayyumiyeti iledir.

İşte İbn-i Arabi'nin inkar ettiği, aynadaki görünen  varlık mertebeleridir. İnkarını da, ayna içindeki görüntüyü, görünen ile aynı sayması şeklinde olmuştur. Yani, mevcudat aynasında görünen, Allah’tan başkası değildir, demiş ve arızi ve hâdis olan eşyanın hakikatini inkar etmiştir. Her şey O dur demiş.

Ama bu zanna Allah’ın isim ve sıfatlarının, mevcudatta, şiddetli tecelli ve görünmesinden kinaye,  işaretteki kuvvetten dolayı mevcudata Hu nazarı ile bakmış demek gerekir.

Mesela, nasıl ki, bir aynada güneş şiddetli görünse, bu şiddetli görünmeye işaret olmak için ayna, güneş olmuş denilir.  Bunun gibi, Kainat aynasında Allah’ın isim ve sıfatları çok şiddetli tecelli ettiği için, İbn-i Arabi gibi zatlar, bu kuvvetli işarete binaen, mahlukatı, O diye tarif etmişler.

Yani, heme ost, her şey odur demişler. Zaif ve hâdis olan mevcudatın varlık mertebesini yok saymışlar, hata etmişler. Varlıklar, Allah’ın isim ve sıfatlarının tecellisidir. ve her daim, Allah’ın isim ve sıfatlarının tedbir ve tasarrufuna dahildirler. Bir an bile kesintiye uğramadan, yaratma devam eder. Ayetin ifadesi ile Allah, her an kainatta bir iş ve tasarruf  içindedir. Hiçbir şeyi kendi haline bırakmış değildir. Buna, kainattaki hassas mizan, nizam, tazelenmek, tedbir ve tedvir gibi fiiller delildir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...