Block title
Block content

"Hem ben onların fiyatıyla yoğurt, yumurta, ekmek gibi şeyleri alacağım, tâ Medresetü’z-Zehrâ benden gücenmesin, 'Teberrükümü yemedi.' Hem muhtaca, hem bir parça ucuz, hem lâyıklara satınız." İzah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Hem benim iştiham kesildiği, hem hediye bana dokunduğu için, benim hisseme düşen üç parça yağ ve bir sepet üzüm ve bir kîse elma ve iki paket çay ve şekeri size gönderdim. Ben sizlere teberrük verecektim. Fakat sordum, sizinki de var. Hem ben onların fiyatıyla yoğurt, yumurta, ekmek gibi şeyleri alacağım, tâ Medresetü’z-Zehrâ benden gücenmesin, 'Teberrükümü yemedi.'"

"Hem muhtaca, hem bir parça ucuz, hem lâyıklara satınız ki, iki cihetle Medresetü’z-Zehrâ ve şubelerinin hediyeleri tam mübarek, hem bana, hem alanlara ilâçlı bir teberrük olsun. Hüsrev nezaretçi ve Ceylân, Hıfzı satıcı olsun.''(1)

Üstad Hazretlerinin hayatı boyunca devam eden azim bir istiğnası, ilminin izzetini, iman hizmetinin selametini muhafaza etmek için kuvvetli bir çabası olduğunu eserlerinden görmekteyiz. Fakat zaman zaman halis Risale-i Nur şakirtlerinden bazı zamanlar hediye almış olmasina rağmen, bunun karşılığını da geciktirmediğini biliyoruz. Burada Üstadımız, birinden "teberrük" diye tabir ettiği bir kısım erzak almış, fakat defaatle kendisine böyle şeyler dokunduğunu bildiği için, aldığı teberrükü ağabeyler arasında paylaşmıştır.

Hissesine düşen kısmıda, o gönderen kişi benim ''teberrükümü yemedi'' diye gücenmemesi için o erzakın abilerce satılıp paraya çevrilmesini istemiştir. Çünkü abilerin bu gibi gıdaya ihtiyacı olmadığı Üstad tarafından bilinmektedir. Burada Üstadımız o para ile yoğurt, yumurta, ekmek gibi bir kısım ihtiyaçlarını karşılamak istemiştir.

Aynı zamanda gönderen kişinin de ''Teberrükümü yemedi.'' deyip gücenmemesi için böyle bir şey yaptığını görmekteyiz. Çünkü Medresetü’z-Zehrâ diye tabir ettiği o şahsı maneviye karşı kendini sorumlu bilmektedir. Eğer o teberrükü yemeyip ve sattıktan sonraki parayı da abilere verse, bu sefer gönderenin manen güceneceğini bilmektedir.

Yani Üstad Hazretlerinin hem teberrükü göndereni, hem onu gönderdiği abileri, aynı zamanda gönderilen teberrükü düşünüp bir nevi orta yolu bulduğunu görmekteyiz. Burada hem  iktisad, izzet ve istiğnanın birleştiği ulvi noktayı, hem ağabeylerin maişeti ile olan ilgisini müşahede etmekteyiz.

(1) bk. Şualar, On Dördüncü Şua.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
Yükleniyor...