Block title
Block content

"Hem bir mezraadır. Hem birbiri arkasında daim gelen, geçen âyineler mecmuasıdır. Hem seyyar bir ticaretgâhtır. Hem muvakkat bir seyrangâhtır. Hem bir misafirhanedir." On Yedinci Söz'ün Beşinci Nokta'sında yer alan "Hem,.. Hem"leri izah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Beşincisi: Kur’ân’ı dinleyen insana, Kur’ân’daki ilm-i hakikati ve nur-u hakikatle dünyanın mahiyetini bildirmekliğiyle, dünyaya aşk ve alâka pek mânâsız olduğunu anlatmaktır.  Yani, insana der ve ispat eder ki:"

“Dünya bir kitab-ı Samedânîdir. Huruf ve kelimâtı nefislerine değil, belki başkasının Zât ve sıfât ve esmâsına delâlet ediyorlar. Öyle ise mânâsını bil, al; nukuşunu bırak, git..."(1)

Samed; Allah’ın bir ismi olup, mana olarak "her şeyin kendisine muhtaç olduğu halde, kendisi hiç kimseye ve hiç bir şeye muhtaç olmayan Allah" demektir.

Kainatın ve insanın bu isme nispet edilip ayna olmasında ince bir nükte vardır, o da şudur: Hiç bir şeye muhtaç olmamak manasında, kusursuzluk ve mutlak kemal manası vardır. Yani hiçbir şeye ve hiçbir kimseye muhtaç olmayan; ancak mükemmel ve kusursuz bir Zat olabilir. Elbette bu ismin tecelli edeceği ve kendisini göstereceği aynanın mahiyeti de bundan nasibini alacaktır. Yani Samed isminin aynası; ancak kusursuz ve mükemmel bir Zat'a münasip bir vaziyette olabilir. Bu sebepledir ki, kainatta sanat ve ayinedarlık noktasında, zerre kadar bir kusur ve noksanlık yoktur. Zira kusursuz bir Zat'ın aynası ve sanatı da ona göre kusursuz düşer.

İnsan mahiyetinin, Allah'ın bütün isim ve sıfatlarına kusursuz ve geniş bir şekilde ayine olması da, yani mahiyetinde her bir isim ve sıfatın manasını tam göstermesi ile de Samadiyet'in tecellisini gösterir.  İnsan şu kainatın küçük bir modeli ve numunesi hükmünde yaratılmıştır. Kainatta ne varsa insanda da o var; ama kainat büyük ve umumi bir ayna, insan ise küçük ve hususi bir ayna olarak yaratılmıştır. Kainat Allah'ın isimlerine dev bir aynadır, insan ise o dev aynanın küçültülmüş, ama tüm hususiyetlerini ihtiva eden küçük bir aynasıdır.

Özet olarak; kitab-ı samedaniyeyi; Allah’ı bize tarif eden kusursuz bir sanat ve ayna şeklinde tanımlayabiliriz. Bütün dünya ve kainat Allah’ın isimlerine işaret eden kusursuz bir levha ve işarettir. İnsanın vazifesi ise bu işaretleri okuyarak Samed olan Allah’a ulaşmaktır. Yoksa işaretlerin kendi ile meşgul kalıp maksattan gafil kalmak değildir.

“Hem bir mezraadır.  Ek ve mahsulünü al, muhafaza et; muzahrafatını at, ehemmiyet verme."

“Hem birbiri arkasında daim gelen, geçen âyineler mecmuasıdır. Öyle ise onlarda tecellî edeni bil, envârını gör ve onlarda tezahür eden esmânın tecelliyâtını anla ve Müsemmâlarını sev; ve zevâle ve kırılmaya mahkûm olan o cam parçalarından alâkanı kes."

“Hem seyyar bir ticaretgâhtır. Öyle ise alışverişini yap, gel; ve senden kaçan ve sana iltifat etmeyen kafilelerin arkalarından beyhude koşma, yorulma."

“Hem muvakkat bir seyrangâhtır.  Öyle ise nazar-ı ibretle bak ve zahirî, çirkin yüzüne değil, belki Cemîl-i Bâkîye bakan gizli, güzel yüzüne dikkat et, hoş ve faideli bir tenezzüh yap, dön; ve o güzel manzaraları irâe eden ve güzelleri gösteren perdelerin kapanmasıyla, akılsız çocuk gibi ağlama, merak etme."

“Hem bir misafirhanedir. Öyle ise, onu yapan Mihmandar-ı Kerîmin izni dairesinde ye, iç, şükret. Kanunu dairesinde işle, hareket et. Sonra arkana bakma, çık, git. Herzekârâne, fuzulî bir surette karışma. Senden ayrılan ve sana ait olmayan şeylerle mânâsız uğraşma ve geçici işlerine bağlanıp boğulma.” gibi zahir hakikatlerle, dünyanın iç yüzündeki esrarı gösterip dünyadan mufarakati gayet hafifleştirir, belki hüşyar olanlara sevdirir ve rahmetinin her şeyde ve her şe’ninde bir izi bulunduğunu gösterir."
(2)

Bir misafir, misafirhaneden ayrılırken geri bakmak yerine gideceği yeni menzile nazar eder. İnsanın da kalbini ve fikrini ölüm ötesine, cennete, ebedî saadete yönlendirmesi gerekir. Böyle bir yönlendirme dünyadan ayrılışı kolaylaştırır. 

Dünyanın fani olduğunu bildiği halde,  sanki burada ebedî kalacakmış gibi bir ruh haleti taşıyan kimsenin dünyadan ayrılması oldukça zor olur. Bu gibi kimseler ölümden fazlasıyla korkarlar. Dünyayı misafirhane telakki eden kişiler ise, bir misafirlik süresi kaldıkları bu dünyaya gönül bağlamazlar ki ondan ayrılmaları çok zor olsun.  Onlar da dünyadan ayrılmak istemezler, ancak bu istemezlikte esas olan, bu dünyadan ahiret namına daha fazla fayda sağlamak, daha çok sevap kazanmaktır. 

“Arkana bakma çık git.” ifadesi dünyayı  misafirhane olarak gören kişi için geçerli olduğu kadar, dünyanın diğer tarifleri için de geçerlidir.  Dünyayı ahiretin tarlası olarak gören kişi, bu tarlada işini bitirince artık arkasına bakmadan çıkar gider. Keza dünyayı bir imtihan meydanı olarak gören kişi de imtihanını tamamladığında imtihan salonuna hasretle bakmaz, ondan ayrılmanın elemini hiç mi hiç çekmez. Arkasına bakmadan bir an önce salonu ve bulunduğu binayı terk eder.

"İşte Kur’ân şu beş veche işaret ettiği gibi, başka hususî vecihlere dahi âyât-ı Kur’âniye işaret ediyor. Veyl o kimseye ki, şu beş vecihten bir hissesi olmaya."

Üstad Hazretleri  son beş hemleri genel hatları ile  şu şekilde izah ediyor: "

"Birinci nokta: Ehl-i dalâletin vekili der ki: "Ehâdisinizde dünya tel'in edilmiş cîfe ismiyle yad edilmiş. Hem bütün ehl-i velâyet ve ehl-i hakikat dünyayı tahkir ediyorlar, 'Fenadır, pistir' diyorlar. Halbuki, sen bütün kemâlât-ı İlâhiyeye medar ve hüccet, onu gösteriyorsun ve âşıkane ondan bahsediyorsun."

"Elcevap: Dünyanın üç yüzü var."

"Birinci yüzü Cenâb-ı Hakk'ın esmâsına bakar. Onların nukuşunu gösterir. Mânâ-yı harfiyle, onlara aynadarlık eder. Dünyanın şu yüzü, hadsiz mektubat-ı Samedâniyedir. Bu yüzü gayet güzeldir; nefrete değil, aşka lâyıktır."(3)

Dünya ve kainat Allah’ın isim ve sıfatlarının talim edildiği bir mekteptir. Bu yüzü ile dünya ve kainat güzeldir, övülmeye ve sevilmeye layıktır. İnsan bu cihetle kainatı ne kadar okusa o kadar güzeldir.

"İkinci yüzü âhirete bakar. Âhiretin tarlasıdır, Cennetin mezraasıdır, rahmetin mezheresidir. Şu yüzü dahi, evvelki yüzü gibi güzeldir. Tahkire değil, muhabbete lâyıktır."

Dünya ve kainat, ahiretin kazanıldığı bir yer, bir tarla olmasından dolayı bu yüzü ile de güzeldir ve sevilmeye layıktır. Bu yüzde ne kadar ileri gidilse güzeldir. Dünya nimetlerini ve lezzetlerini şükür için takip etmek güzeldir. Helal olan bütün lezzetlerden tatmada bir sakınca yoktur.

"Üçüncü yüzü insanın hevesâtına bakan ve gaflet perdesi olan ve ehl-i dünyanın mel'abe-i hevesâtı olan yüzdür. Şu yüz çirkindir. Çünkü fânidir, zâildir, elemlidir, aldatır. İşte, hadiste varid olan tahkir ve ehl-i hakikatin ettiği nefret, bu yüzdedir."(4)

Dünya ve ahretin bir de üçüncü yüzü vardır ki, Allah’ı ve ahireti unutturan günah ve dalalete davet eden kirli ve çirkin yüzüdür. Bu yüzü ile dünya zararlı ve faydasızdır. Haramlar ve gayri meşru lezzetler bu yüze bakar.

Özet olarak; dünya hayatına Allah adına ve onun ismi ile bakılırsa her şey çok güzel ve çok tatlı bir levha hükmüne geçer. Yani şu dünya hayatı ya Allah’ın isim ve sıfatlarının talim edildiği ulvi bir mektep ya da ahiret hayatının kazanıldığı verimli bir mezra ya da nefis ve hevaya hitap eden adi ve geçici bir oyuncaktır. Dünyanın ilk iki yüzü hidayeti temsil eden iki güzelliktir. Bu yüzlerden  ne kadar istifade edilirse edilsin, Allah hesabına olur ve bir mahzuru yoktur.

Dipnotlar:

(1) bk. Sözler, On Yedinci Söz.

(2) bk. a.g.e.

(3) bk. Sözler, Otuz İkinci Söz, İkinci Mevkıf.

(4) bk. a.g.e.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: On Yedinci Söz | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 3017 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...