Block title
Block content

“Hem, bununla beraber, Hâlık-ı Zülcelâl her şeye yakın olduğu halde, yetmiş bine yakın nuranî perdeleri vardır... Demek bütün kâinatı arkada bırakmak şartıyla, mahlûkıyetin kapısından Hâlık isminin müntehâsına yetişirsin, daire-i sıfâta yanaşırsın.” Yetmiş bin perdeyi ve kâinatı arkada bırakmak suretiyle mahlukiyetin kapısından Hâlık isminin müntehasına yetişmeyi ve daire-i sıfata yanaşmayı nasıl anlamalıyız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Cenâb-ı Hakk’ın bütün sıfatları sonsuzdur ve mutlaktır. Sonsuz olmaları, “bu sıfatlar ne kadar icraatta bulunurlarsa bulunsunlar, onlarda bir eksilme olmayacağı” mânasındadır. Meselâ, Allah’ın kudreti sonsuzdur, şu âlem gibi binler âlem yaratsa o kudrette bir azalma ve eksilmle düşünülemez.

Sıfatların mutlak olmaları ise, o sıfatların icraatının kayıt altına alınamayacağı demektir. Allah’ın şeriki olmadığından, O’nun sıfatlarını faaliyetten men edecek, yahut onları sınırlayacak başka sıfatların olması muhaldir.

Hakikat bu iken, insanın, sınırlı olan aklıyla bu sonsuz ve mutlak sıfatları kemaliyle anlaması elbette mümkün değildir. Ancak onların icraatlarındaki tefekkürünü genişlettiği ve derinleştirdiği nispette bu sıfatların kemalini biraz daha fazla anlayabilir.

Üstat Hazretleri, esmâ-i hüsnâdan Hâlık ismini örnek alarak,

“Bütün kâinatı arkada bırakmak şartıyla, mahlûkıyetin kapısından Hâlık isminin müntehâsına yetişirsin, daire-i sıfata yanaşırsın.”

buyurmakla, bu hakikati ders vermiş oluyor.

Şu noktayı önemle dikkate almak gerekiyor: İnsan, sadece kendi yaratılışını düşünmekle de Allah’ın sıfatlarını bilebilir. Yani, “Beni yaratan Zatın ilmi, iradesi, kudreti ve diğer sıfatları sonsuz kemaldedir.” diyebilir. Bu sıfatlardan kudret sıfatı üzerinde konuşacak olursak, insan sadece kendi varlığına nazar etmekle “Ben Allah’ın sonsuz kudretiyle yaratıldım.” diyebilir. Bu takdire O’nun sonsuz kudretini küçük bir perdede seyretmiş olur.

Allah bütün insanları yaratmaya Kâdir'dir, diye düşündüğünde, kudret sıfatının icraatını ve Kadîr isminin tecellisini daha geniş bir perdede seyretmiş olur.

“Allah o sonsuz kudretiyle bütün hayvanları, bütün bitkileri, bütün denizleri ve karaları, güneşi, ayı, yıldızları, bütün galaksileri, cennet ve cehennemi yaratmaya kadirdir.” diye düşünerek tefekkürünü genişlettiğind,e Kadîr ismini her defasında daha geniş bir perdede seyretmiş olur.

Bu tecellilerin her biri bir perdedir. “Aklen, tasavvuren veya hayalen” böyle yetmiş bin perde geçildikten sonra kudret sıfatının azametini anlamaya bir derece yanaşılabilir.

Bir örnek de Rezzak isminden verelim:

İnsan, yemeğini yediğinde bütün bir kâinatın birlikte çalışmalarıyla ortaya çıkan o rızkını ancak Allah’ın verebileceğini düşünür ve Rabbinin Rezzak isminin bir tecellisini kendi sofrasındaki nimetlerde seyreder. Böylece o ismin tecellisini küçük bir perdede ve dar bir dairede düşünmüş olur.

O gün yeryüzündeki bütün insanların da beslendiğini düşündüğünde, bu ismi daha geniş bir perdede tefekkür eder. Bir milyonu aşkın türden hayvanların hepsinin o gün beslendiklerini düşündüğünde Rezzak ismini daha büyük ve haşmetli bir perdede seyredebilir.

Tefekkürünü geçmiş ve gelecek asırlar için de sürdürür ve nihayet, bu ismin en şaşaalı tecellileriyle bütün cennet ehlinin ebediyen rızıklanacaklarını düşündüğünde, Rezzak ismini en büyük bir aynada seyretmiş olur. Bu kadar umumî ve küllî bir rızıklandırmayı ancak bütün sıfatları sonsuz kemalde olan Allah’ın icra ettiğini ve edeceğini düşünmekle daire-i sıfata yanaşır.

Cenâb-ı Hakk’ın Sübutî sıfatları şunlardır:

1. Hayat
2. İlim
3. İrade
4. Kudret
5. Sem’ (işitme)
6. Basar (görme)
7. Kelâm
8. Tekvin (yaratma, var etme.)

Tekvin sıfatı Maturudî mezhebine göredir. Diğer itikat imamımız İmam Eş’arî, bu sıfatı müstakil bir sıfat olarak düşünmez. Böylece bu mezhepte Sübutî sıfatlar yedi tane olmuş olur.

Cenab-ı Hakk’ın İmam Maturudîye göre sekiz, İmam Eşarî’ye göre yedi sübutî sıfatı vardır. Bu sıfatlarla icra edilen fiiller ise sonsuzdur. Meselâ, Allah rızık yaratmayı irade ettiğinde bu sıfatlarla “terzik-rızıklandırma” fiilini icra eder ve Rezzak ismini tecelli ettirir. Suret vermek irade ettiğinde, yine aynı sıfatlarla “tasvir” fiilini icra ederek Musavvir ismini tecelli ettirir.

Böyle sayılamayacak kadar çok fiil ve her birinin de yine sayılamayacak kadar çok tecelli mertebeleri vardır.

İşte, her bir isim için "yetmiş bin" ile ifade edilen bu tecelli mertebeleri, birden nazara alındığında daire-i sıfata bir derece yanaşılabilir.

Mi'rac mu’cizesi, bütün bu perdelerin geçilmesi ve aşılması yolculuğudur. Allah Resulünün (asm.) bu yolculuk sonundaki şu ifadesi, Allah’ın sıfatlarının kemaliyle bilinmesinin beşer takatini aştığını çok güzel ifade eder:

“Seni noksan sıfatlardan tenzih ederim. Ben seni hakkıyla tanıyamadım/bilemedim.”

Kısacası, yetmiş bin perde esmâ-i İlâhîyenin tecelli mertebeleridir ve mahlukat âlemi ne kadar geniş manada tefekkür edilirse, bu perdeler o kadar fazla aşılır ve İlâhî marifette o kadar ileri gidilir.

Beşerî ilimlerden bir örnek verelim:

Yüksek matematik ilmine yanaşmanın ilk basamağı çarpım tablosunu ezberlemektir. Öğrenci her sınıfta matematik bilgisini biraz daha ilerletir ve bu ilmi, daha geniş bir perdeden seyretmiş olur. İlköğretim, lise ve üniversite tahsilinde bu ilimle on beş yıl uğraşır. Bu on beş yıl on beş perde gibidir. Bu perdelerin aşılmasıyla o ilmi kemaliyle anlamaya yaklaşmış olur. Bu yaklaşmayı yüksek lisans, doktora ve daha sonraki merhaleler takip eder...

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Birinci Dal | Yazar: Alaaddin BAŞAR (Prof. Dr.) | Okunma Sayısı: 1221 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...