"Hem bütün tarih-i hayatı ve neşrettiği şefkatkârane mekarim-i ahlak, kemal-i şefkat ve refetini gösterdiği gibi... Ümmetinin bütün saadetleriyle kemal-i şefkatinden alakadar olduğu" Rasulullah'ın ümmetiyle alakadar olup, şefkat gösterdiğinin izahı?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Evet, rivayet-i sahiha ile mahşerin dehşetinden herkes, hatta enbiya dahi 'nefsî, nefsî' dedikleri zaman, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm 'ümmetî, ümmetî' diye refet ve şefkatini göstereceği gibi, yeni dünyaya geldiği zaman, ehl-i keşfin tasdikiyle, validesi onun münacatından 'ümmetî, ümmetî' işitmiş."

"Hem bütün tarih-i hayatı ve neşrettiği şefkatkârane mekarim-i ahlak, kemal-i şefkat ve refetini gösterdiği gibi, ümmetinin hadsiz salavatına hadsiz ihtiyaç göstermekle, ümmetinin bütün saadetleriyle kemal-i şefkatinden alakadar olduğunu göstermekle hadsiz bir şefkatini göstermiş." (Lem'alar, Dördüncü Lem'a)

Peygamber Efendimiz (asm)'in bütün hayatı onun eşsiz şefkatinin bir delili ve ispatı niteliğindedir. Resul-i Ekrem Efendimizin ne derece müşfik, şefkatli ve ümmetine düşkün olduğu bir ayette şöyle ifade edilmektedir:

“Size kendi aranızdan öyle bir peygamber geldi ki, sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir. Kalbi sizin için titrer, müminlere karşı pek şefkatli ve merhametlidir.” (Tevbe, 9/128)

Ayet-i kerîmede haber verildiği gibi, Allah Resûlü (asm), kendi içimizden ve kendi cinsimizdendir. O, melek değil, beşerdir; Kureyş ehlindendir. O ümmetine çok düşkündür; onların üzülmeleri ona çok ağır gelir. Ümmetinin dünyada ve ahirette sıkıntıya düşmesi onu çok müteessir ve mahzun eder. Onların azap görmeleri şöyle dursun, küçük bir zahmete ve sıkıntıya maruz kalmaları dahi onu üzer ve son derece rahatsız eder. Çünkü o öyle bir resuldür ki, azizdir; yani büyük bir izzet sahibidir. Bu bakımdan ümmetini sıkıntıya sokan şeyler onu fazlasıyla rahatsız eder. Ümmetinin zor durumda kalmasına asla razı olmaz. Onların bütün dertlerini ve kederlerini ruhunun derinliklerinde hisseder.

Güzel ahlakın her şubesinde olduğu gibi, merhamette de en ileri olan Habib-i Kibriya Efendimiz (asm.), daha dünyaya geldiği dakikada "ümmetî ümmetî" (ümmetim, ümmetim) dediği gibi, hayatı boyunca da hep ümmetini düşünmüş, onların dünyevî ve uhrevî saadetlerini temin için gayret göstermiştir.

Hem mahşerde herkes "nefsî nefsî" diyeceği zaman, yine o (asm), "ümmetî ümmetî" diyerek onların cehennem ateşinden kurtulmaları için Cenâb-ı Hakk’a yalvaracak ve böylece ümmetine olan şefkat ve merhametini en ileri derecede gösterecektir.

Resul-i Ekrem Efendimizi (asm.) en çok düşündürüp mahzun eden, ümmetinden ahirette cehennem azabına düşecek olanların hâlidir. Ümmetini cehennem azabına götüren bir yola düşmemesi için ikaz eden Allah Resûlü (asm), onların hep hayırlara, güzelliklere mazhar olması hususunda da çok hırslıdır.

“Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.” (Enbiya, 21/107) ayeti, Resulullah Efendimizin (asm.) gayet ince bir şefkati ve derin bir merhameti olduğunu ifade etmektedir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

SORULARLARİSALE 2024 ANKETİ
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...