Block title
Block content

"Hem büyük bir ricam var, beni hastahaneye sevk etmeyiniz. … tahammül edemediğim bir vaziyete, yani tanımadığım hastabakıcıların hükmü altına mecbur etmeyiniz." Üstad niye hastabakıcıların ona bakmasını "tahammül edilemez" olarak nitelendiriyor?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Avam insanların tevekkül anlayışı ile havas tabakasının tevekkül anlayışı arasında büyük farklar vardır. Avam insanın iyilik olarak addettiği bir şey havas tabakasında günah gibi algılanabilir. Yani iyilik ve takva kavramları nispidirler; nispet edildiği şeye ve şahsa göre şekillenirler. 

“Ebrarın hasenatı  mukarribinin seyyiatı gibidir.” Yani, makamı avam olan salih insanların yaptığı iyilik ve ibadetler, makamı büyük zatların yanında gaflet ve günah gibidirler. Bizce mübah ve normal olan hal ve durumlar, büyük zatlar için gaflet ve huzuru taciz eden haller olarak değerlendirilmiştir.

Üstad Hazretlerinin doktor ve hastabakıcılarına olan tavrına bu nazar ile bakabiliriz. Bir doktorun sıradan bir hastasına amirane, "şunu yap, bunu yapma" demesi gayet makul ve normaldir, ama bu hâli Üstad'a yakıştırmakta akıl zorlanıyor.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş

Yorumlar

YUNUS BİLGEHAN
Son cümlenin diğerleriyle nasıl bir bağlantısı var anlamadım doğrusu...Üstadın istiğna dolayısıyla hastabakıcılardan çekinmesini anlıyorum. Üstadın doktorların emr-i vaki hareketlerine tahammül edememesi tamamen farklı bir gerekçe mi?
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

Üstadın manevi azameti ve tevekkülü kalbi madde ile yaralanmış bir doktorun riyasetine girmesine manidir.

Bu inceliğe şöyle işaret edilmiştir: Yine bu hastalığın letâifindendir ki, Üstadımızın hiç sesi çıkmıyordu, konuşamıyordu. Hiç beklenilmeden, bir iftar vaktinde bir doktor geldi, elini tuttu. Üstadımız dedi ki: "Ben, hastalığımı muayene ettirmem, ben hekimlere muhtaç değilim; hekim, Cenab-ı Haktır." Birden canlandı, sesi çıkmaya başladı. Güya kendisi bir doktor şeklini aldı. Doktor ise, hasta vaziyetine girdi. Doktora ehemmiyetli bir mektup okudu. Doktorun derdine deva olacak bir ilâç oldu.

Sonra top atıldı.

Doktora dedi ki: "Burada iftar et." Doktor dedi ki: "Bugün kusur etmişim, oruç tutamadım" demesiyle, çok hayret ettiğimiz Üstadımızın vaziyeti, orucunu bozmuş bir doktorun tıp noktasında hâkimane vaziyetini kabul etmediği için o vaziyet ona verildiğini bildik.

Evet, Risale-i Nur'un şahs-ı mânevîsinden gelen şifa duası, öyle yüz bin doktora mukabil gelir diye biz de tasdik ettik. Bu hastalığın leyle-i Kadirde Risale-i Nur'un talebeleri, hususan mâsumların ettikleri şifa duaları öyle bir derece harika bir surette tesirini gösterdi ki, Üstadımıza sıhhat halinden daha ileri bir surette birden bir vaziyet verildi, leyle-i Kadre lâyık bir tarzda çalışmaya başladı. Risale-i Nur şakirtlerinden gelen bu dua-yı şifa, harika bir mucize gibi, bir keramet olduğunu biz gözümüzle gördük. Kastamonu Lâhikası

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...