Block title
Block content

"Hem de, mağlûb bîçare bir reise, yahut müdahin memurlara, veyahut mantıksız bir kısım zabitlere,.." ifadesi ile, "Halbuki çoban tembel ve muavini kayıtsız, köpekleri değersizdir." cümlesi arasında nasıl bir ilgi vardır. Buradaki kişi ve olayları açabilir misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Hem de, mağlûp biçare bir reise yahut müdahin memurlara veyahut mantıksız bir kısım zabitlere itimat edilirse ve dinin himayesi onlara bırakılırsa mı daha iyidir; yoksa efkâr-ı âmme-i milletin arkasındaki hissiyat-ı İslâmiyenin mâdeni olan, herkesin kalbindeki şefkat-i imâniye olan envâr-ı İlâhînin lemeâtının içtimalarından ve hamiyet-i İslâmiyenin şerârât-ı neyyirânesinin imtizacından hasıl olan amûd-u nuranînin ve o seyf-i elmasın hamiyetine bırakılırsa mı daha iyidir, siz muhakeme ediniz."(1)

Dinin himaye ve yayılmasını reislere, yahut reise yaranmaya meyilli olan memurlara veya mantık ve muhakeme yoksunu bazı subaylara havale etmek mi iyidir, yoksa bütün milletin kolektif  hissiyat ve aklına havale etmek mi iyidir. Yani herkes dine hizmet etmeyi gaye edinir, elinden gelen gayreti gösterir ise, inşallah İslam hem himaye hem de neşredilmiş olur. Yoksa kimse elini taşın altına koymayıp, bütün işler reis, memur ve subaylara havale edilirse, inanç hırsızları bundan çok istifade eder.

İslama hizmet birkaç kişiye bırakılarak yapılmaz. Her Müslüman i’layı kelimetullaha kendini mecbur bilmelidir. Çobanı tembel ve muavini kayıtsız, köpekleri değersiz olanlara din emanet edilmez. Herkes dinine sahip çıksın.

Günümüzde, binlerce engele rağmen, Müslümanların dinlerine sahip çıkmaları ve yayılmasına hizmet etmelerinin meyvesini görüyoruz. Ülkemiz ölçeğinde bakılırsa, bir devletin yapamayacağı hizmetler ortaya konmakta olduğu görülecektir ki, bu da Üstad'ı teyit eden en önemli delildir.

Nitekim, altı asırlık Osmanlı döneminde yapılan camilerin sayısı, daha yüz seneyi geçmeyen Cumhuriyet döneminde yapılan camilerin sayısından çok çok az olması da Üstadı onaylar bir örnektir. Zira Osmanlı döneminde camileri reisler, yani devlet yapardı, cumhuriyet döneminde ise, engellere rağmen Müslüman halk yapıyordu.

"Elhasıl: Başkasına itimat etmeyen nefsiyle teşebbüs eder. Size bir misal söyleyeceğim: Siz göçersiniz. Göçerin malı koyundur; o işi bilirsiniz. Şimdi her biriniz, bazı koyunları bir çobanın uhdesine vermişsiniz. Halbuki çoban tembel ve muavini kayıtsız, köpekleri değersizdir. Tamamıyla ona itimat etseniz, rahatla evlerinizde yatsanız, biçare koyunları müstebit kurtlar ve hırsızlar ve belâlar içinde bıraksanız daha mı iyidir; yoksa onun adem-i kifayetini bilmekle nevm-i gafleti terk edip, hanesinden her biri bir kahraman gibi koşsun, koyunların etrafında halka tutup, bir çobana bedel bin muhafız olmakla, hiçbir kurt ve hırsız cesaret etmesin, daha mı iyidir? Acaba Mâmehuran hırsızlarını tevbekâr ve sofî eden şu sır değil midir? Evet, ruhları ağlamak istedi, biri bahane oldu, ağladılar."(2)

Bir işin yapılması lazım ve başkası da bu yükün altına girmeyip bu vazifeyi yapmıyorsa, o zaman kendiniz yapacaksınız. Eğer gidenlerin yerine geride kalanlar o hizmeti deruhte edip yerine getirmezlerse, o zaman hazır olun, şerri kesir, yani çok şer geliyor demektir. İşte aşağıdaki misalde de ifade edildiği gibi, iş başa düştüğünde, başkasının gevşekliği ve tembelliği söz konusu ise, o zaman bu işe gönüllü adayanlar kolları sıvayıp bismillah deyip vazifeyi üzerlerine almalılar. Belki kendileri eskisine nazaran biraz sıkıntılara maruz kalacaklar, amma neticede hem ruhen hem fikren kendisi huzurlu olacak, hem de ailesi ve içinde bulunduğu toplumun saadeti noktasından da rahat edilecektir.

İşte bir zaman şarkta meşhur olan Mâmehuran hırsızları, karşılarında kenetlenmiş ve en ufak bir açık vermeyen köylülerden dolayı yapmış oldukları hırsızlıktan vazgeçmiş ve bir daha bu işi yapmamak üzere pişmanlıklarını ifade etmişlerdir. Dolayısıyla gerek içte gerek dışta huzurumuzu bozan Mâmehuran hırsızları veya onlardan daha dehşetli olan fitne ve fesad komiteleri olabilir.

Bizler el ele verip İslamiyet’in belirlediği ölçüler içerisinde bu memlekette kardeşliği tesis edebilirsek, o zaman hiç bir güç huzurumuzu bozamayacak ve bizler ilelebet yolumuza devam edip Cenab-ı Hakk’ın vermiş olduğu imkanlar ölçüsünde dünyaya geliş gayemize uygun olarak yaşarız. Yoksa Allah muhafaza buyursun, bizim gevşekliğimizden başkaları cesaret bulup, emellerini bu memlekette icra ederlerse, o zaman ne bizde, ne de toplumda huzur kalmayacak ve adetullah kanunlarına riayet etmememizden dolayı sıkıntılar her tarafımızı saracaktır.

Dipnotlar:

(1) bk. Münazarat, Sualler ve Cevaplar.

(2) bk. a.g.e.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Münazarat | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 2187 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...