“Hem deme ki: 'Ben hiçim; ne ehemmiyetim var ki, bu kâinat, bir Hakîm-i Mutlak tarafından kasdî olarak bana teshir edilsin, benden bir şükr-ü küllî istenilsin?'..."sualiyle başlayan üç paragrafın izahı nasıldır?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İnsanın nebatat ve hayvanatla bazı müşterek yönleri bulunuyor. İnsan da anne rahmine bir tohum gibi atılmış, orada rahim duvarına tutunmuş, büyümüş, gelişmiş, dokuz aylık bir terbiye ve tekâmül devresi geçirerek dünyaya gelmeye müsait hale konulmuştur.

İnsanın hayvanlarla müşterek ciheti yemesi, içmesi, görmesi, işitmesi, yürümesi ve onlara benzer tarzda çoğalmasıdır.

İnsanın, insanlık ciheti akıl ile başlar. İnsan, akıl sayesinde, şu kâinat kitabını okur, varlıkların hikmetlerini anlar ve onlardan faydalanma yollarını arayıp bulur.

Üstad Hazretleri “insaniyet-i kübra olan İslamiyet” ifadesini kullanır. Aklını yerinde kullanan insan, neticede bumu’cizeler diyarının sahibine, yaratıcısına iman eder. Bu varlık âleminde tecelli eden İlâhî isimleri, imanın nuruyla okumaya başlar. Mü’min olan insan, sadece nimetlerin faydalarını düşünmekle kalmaz, onları ihsan eden Mün’imi bulur. Rızıkta kaybolmaz, Rezzak’a varır. Tabiattaki Rabbanî eserleri incelemekle kalmaz, onlardaki mu’cize sanatlara hayran olur. Bu hâl onu marifet ve muhabbet-i İlâhîyeye ulaştırır.

Üstad Hazretleri, “... fıtrat-ı beşeriyede cemâle karşı bir muhabbet ve kemâle karşı perestiş etmek ve ihsana karşı sevmek vardır.” (1) buyurur. Mü’min insan, güzel şeylere olan sevgisini, onları yaratanı sevmekle ulvîleştirir. Her biri kendi mahiyetine göre en mükemmel şekilde yaratılmış olan mahlûkattaki kemâle meftun olması, onu Allah’ı tesbih etmeye götürürken, onların eliyle kavuştuğu ihsanlara perestiş etmesi de ona şükür ve hamd ettirir.

Böylece “İslâmiyetin terbiyesiyle tekemmül” eden insan, kulluğu içinde, manen arzın halifesi ve varlık âleminin sultanı gibi olur. Her şey ona itaat eder ve onun ihtiyaçlarını görmek için çalışır.

Allah, “inşa” sûretiyle yarattığı varlıkları, bu kâinattaki eşya ile terbiye edip kemâle erdiriyor. Bir çekirdek; topraktan ve sudan, güneşe ve mevsimlere kadar pek çok şeyin ona hizmet ettirilmesiyle gelişiyor, büyüyor, kemâle eriyor. İnsanın bedeninin terbiyesi de bu şekilde oluyor.

Ruhta ise durum çok farklıdır. Ruh inşa ile değil “ibda” ile yaratılır. Yâni, ruh kademeli olarak ve birçok safhalardan geçerek değil, doğrudan ve bir anda yaratılmıştır. Aklın, hafızanın, duyguların meydana gelmesi, organlar gibi kademeli olarak değil, birlikte ve bir anda tahakkuk eder.

Ancak, insan ruhunun manen kemâle ermesi İslamiyet’in terbiyesiyle gerçekleşir. İnsanın aklını doğru kullanması, kendini ve içinde bulunduğu âlemi iyi değerlendirmesi, sevgisini, korkusunu, bütün his dünyasını yaratılış gayelerine muvafık şekilde istimal etmesi ancak Kur’ânın terbiyesinden geçmesiyle mümkün olur.

İşte Üstad Hazretlerinin; “... insaniyet cihetinde, abdiyetin içinde bir sultansın; ve cüz’iyetin içinde bir küllîsin; küçüklüğün içinde bir âlemsin;..” (2) diye hitap ettiği insan, Kur’ân'a iman eden ve her şeyini ve her işini ona göre tanzim edebilen insandır. Bu bahtiyar insan, Allah’a ve diğer iman rükünlerine Kur’ân'ın bildirdiği gibi iman etmekle, Rabbinin inâyetiyle, kalb âlemini nurlandırır, terakki ettirir, kemâle erdirir. Artık o, dünya hanesinde Allah’ın bir misafiridir.

O kul, böylece ahsen-i takvimde yaratılan mahiyetini yerinde kullanmakla manen çok yükselir. Aksi halde, yâni İlâhî fermanı dinlemeyip nefis ve şeytanın emriyle hareket ettiğinde esfel-i sâfilîne düşer. O üstün mahiyet, hayvandan daha aşağı olur. Zira büyük sermayeyi yanlış kullanan, büyük zarar eder.

Dipnotlar:

(1) bk. Lem'alar, On Birinci Lem'a.

(2) bk. Sözler, Yirmi Üçüncü Söz, İkinci Mebhas.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...