Block title
Block content

"Hem herkese dilenci, hem herşeyden, her hadiseden titrer bir surette gider." Buradaki dilencinin mahiyeti nedir ve ne şekilde dilencilik eder?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Dilenci, ihtiyaç sahibi olduğu hâlde ihtiyacını karşılamaktan aciz olan kimselere denir.

İnsan da kâinatta her şeye muhtaç olduğu hâlde ihtiyacını karşılamaktan aciz olan bir dilencidir. Mesela, insanın hayatının devam edebilmesi için, bütün kâinat ve sebeplerin mükemmel bir düzen ve ahenk ile hareket etmesi gerekiyor.

Bu durumda insan bütün kâinata ve içindeki sebeplere muhtaç vaziyettedir ki burada insanın önünde iki yol görünüyor.

Birisi insan bu kâinatın bir sahibi ve yaratıcısı var ve bütün ihtiyaçlarımı O temin ediyor deyip, Ona tevekkül ve dilencilik edecek ki bu bir iman ve ibadettir. Yani kâinat ve sebeplere el açmak yerine Allah’a el açıyor ve Onun dilencisi oluyor.

İnsanın önündeki ikinci yol ise, kâinata ve içindeki her bir sebebe ayrı ayrı perestiş edip onlara dilenci vaziyetine girmektir. Mesela, sabah kalktığında güneşe teşekkür etmesi gerekir, çünkü güneş doğmasa hayat olmaz.

Şayet insan her şeyin dizgini elinde olan bir tek Allah’a  iman edip Onun kapısının dilencisi olmaz ise, sebeplerin tamamına kul köle olmak zorunda kalır.

Evet, korkaklığın kaynağı imansızlık ve tevekkülsüzlüktür. Kalbinde iman olmayan birisi, bu yüzden her hadise karşısında titret her musibetten azap duyar.

Mümin her şeyin tedbir ve dizgininin Allah’ın kudret elinde bildiği için, hiçbir şeyden endişe ve telaş etmez. Mümin bilir ki Allah bir musibeti alnına yazmış ise bundan kurtuluş yok der teslim olur. Aynı şekilde musibeti alnına yazmamış ise, hiçbir güç o musibeti başına bela edemez. Bu tevekkül ve düşüncesi mümini rahatlatır ve cesur kılar.

Ama kâfir Allah’a ve onun kâinattaki tedbir ve iradesine inanmadığı için, her şeyi tesadüfe veriyor. O zaman başına her an bir iş bir musibet gelmesi muhtemel ve imkân dahilindedir. Bu yüzden her şeyde bir endişe bir telaş duyar. Her hadise karşısında korkar ve titrer. "Acaba bu musibet bana dokunur mu?" der, hayatı zehir olur. Üstad Hazretleri bu manaya örnek için Amerika'da olmuş bir olayı söylüyor. Kuyruklu yıldız dünyanın yakınından geçince "Acaba dünyaya çarpar mı?" endişesi ile imanı ve tevekkülü olmayan veya zayıf olanlar çok korkmuşlar, hatta evlerinden çıkmışlar.

Halbuki iman ve tevekkülü olan bir mümin bu olayda şöyle düşünür; "Şayet bu yıldız dünyaya çarpma emrini Allah’tan almış ise, tevekkülden başka yapacak bir şey yoktur." der hayret içinde çarpmasını bekler. "Yok emir almamış ise, bu yıldız haddini aşıp vazifesi olmadığı hâlde dünyamıza çarpamaz." der, endişe ve telaştan kurtulur.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Üçüncü Söz | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 2167 | Word indir | Pdf indir
Paylaş

Yorumlar

ümitli
"..çarpma emrini Allah’tan almış ise, tevekkülden başka yapacak bir şey yoktur." şeklindeki ifadenizin tevekkülün manasını daralttığını düşünüyorum, şöyle; çarpmanın olup olmayacağını bilmiyoruz, bunun için ne yapılması gerekiyor, bir şey yapılabilir mi vb. gibi noktalarında aktif olmak gerekir. (bilim kugularda görüyoruz gök taşlarını patlatmaya çalışıyorlar...) Allahın emridir yapacak birşey yoktur demenin tembellik olacağını düşünüyorum.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)
Mevzu sebeplere müracaat etmek olmadığı için bu mana tebei olarak anlaşılabilir. Biz dev bir galaksiyi ya da yıldızı çevirecek gücümüz bulunmuyor varsayımı ile o hükmü söyledik şayet elden gelen varsa elbette sebebe müracaat edeceğiz. Ama çok filim seyretmemek gerekir.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...