Block title
Block content

"Hem hususî olarak bir ilm-i Kur'anî ve hikmet-i imaniye verdi. Ve o ihsanıyla çok mahlûkat üstüne bir tefevvuk verdi..." Devamıyla izah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Hem hususî olarak bir ilm-i Kur'anî ve hikmet-i imaniye verdi. Ve o ihsanıyla çok mahlûkat üstüne bir tefevvuk verdi."

"Ve sâbık noktalar gibi çok cihetlerle öyle bir câmiiyet vermiş ki, ehadiyetine ve samediyetine tam bir ayna ve küllî ve kudsî rububiyetine geniş ve küllî bir ubûdiyetle mukabele edebilen bir istidat vermiş."

"Ve enbiyalarla insanlara gönderdiği bütün mukaddes kitapların ve suhufların ve fermanların icmâıyla ve bütün enbiya ve evliya ve asfiyanın ittifakıyla bu bendeki bulunan emaneti ve hediyesi ve atiyesi olan vücudumu ve hayatımı ve nefsimi -âyet-i Kur'aniye'nin nassıyla- benden satın alıyor. Tâ ki, elimde faydasız zayi olmasın."

"Ve iade etmek üzere muhafaza edip satmak pahasına saadet-i ebediyeyi ve Cenneti vereceğini kat'î bir surette çok tekrarla vaad ve ahdettiğini ilmelyakîn ve tam iman ile anladım."(1)  

Allah, insana sayısız ihsan ve ikramlarda bulunmuş ve bu ihsan ve ikramları tadıp tartacak cihazlar ile donatmış ve bunun şükrünü istiyor. İnsanın da bu nimetlere iman ve ibadet ile mukabele ederek şükretmesi gerekiyor.  Bu paragrafta bu nimetlerin bir bölümü inceleniyor. 

İnsanı kâinatta yaratılmışlara üstün kılan iki büyük nimetten birisi Kur’an ilmidir. Diğeri ise imanın insana bahşetmiş olduğu hikmettir. İnsan bu iki nimet sayesinde bütün yaratılmışlara üstün sağlıyor, onların efendisi konumuna yükseliyor. Öyle ki kâinat bile insan-ı kamil olan Peygamber Efendimiz (asm)'in yüzü suyu hürmetine yaratılıyor.

Hikmetin insan için büyük bir hayır olduğu ayette şu şekilde ifade edilmektedir:

"Allah hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse, şüphesiz ona çokça hayır verilmiş demektir. Bunu ancak akıl sahipleri anlar." (Bakara, 2/269)

Bir şey asıl amaç ve gayesinde kullanılmaz ise ya kıymetten düşer ya da atıl, işe yaramaz bir vaziyete sukut eder.

Burada asıl maksat, insan mahiyetine takılan yüksek duygu ve cihazlar dünyanın adi ve basit meselelerine sarf olunmak ya da onları temin etmek için verilmemiş; Allah’a kul olmak ve saadeti ebediyeyi kazanmak için verilmiştir.

Dünyanın fani ve basit işleri, ahiret hayatına nispetle gübre ve necis şeyler gibi önemsizdir. Kıymetli şeyler kıymetsiz maddeleri elde etmekte kullanılmaz kullanılırsa kıymetten düşer değersiz bir hal alır demektir.

Bu hakikati iki misal ile akla yaklaştıralım: Birisi, milyon dolarlık çok lüks bir uçak bize hediye edilse, biz bu uçağı alıp tavuk kümesi ya da buna benzer adi ve basit işlerde kullansak, yani uçağı gayesinin dışında bir alanda kullansak, elbette hem uçağı hediye eden o cömert zata hem de uçağın yapılış gayesine ihanet etmiş olur ve bir te’dib ve tokadı hak ederiz.

Aynı şekilde insanın fıtrat ve mahiyetine takılan duygu ve cihazlar, Allah’ın çok yüksek ve kıymetli birer hediyeleridir. Veriliş sebep ve gayesi ise, Allah yolunda kullanmak ve ahireti kazanmak içindir. Biz bu duyguları ve cihazları kumar, içki, zina, hırsızlık, hile gibi adi ve süfli haramlarda sarf edersek, bir nevi gübre eşeleyen tavuklar konumuna düşeriz.

Bu cihazları cennet karşılığında Allah’a satarsak, o zaman cihazların kıymeti bir iken bin olur.

(1) bk. Şualar, Dördüncü Şua.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Üçüncü Mertebe-i Nuriye-i Hasbiye | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 1314 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...