Block title
Block content

"Hem mahiyet-i şahsiyesinin dünyevî neticelerini ve uhrevî semerelerini, hem hüviyet ve suretini hâfızalarda ve elvâh-ı mahfuzada ve sermedî manzaraların film şeritlerinde ve ilm-i ezelînin meşherlerinde ve ..." Devamıyla izahı nasıldır?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"İşte imanla, imandaki intisapla, her mü'min gibi, bu vücudum dahi hadsiz vücutların firaksız envârını kazanır; kendisi gitse de onlar arkada kaldığından kendisi kalmış gibi memnun olur."

"Bununla beraber, Yirmi Dördüncü Mektup'ta tafsilen kat'î ispat edildiği gibi, her zîhayatın, hususan zîruhun vücudu bir kelime gibidir. Söylenir ve yazılır, sonra kaybolur. Fakat kendi vücuduna bedel ikinci derecede vücutları sayılan hem mânâsı, hem hüviyet-i misaliyesi ve sûreti, hem neticeleri, hem mübarek ise sevabı, hem hakikati gibi çok vücutlarını bırakır, sonra perde altına girdiği gibi..."

"Aynen öyle de bu vücudum ve her zîhayatın vücudu, zâhirî vücuttan gitse, zîruh ise hem ruhunu, hem mânâsını, hem hakikatını, hem misalini, hem mahiyet-i şahsiyesinin dünyevî neticelerini ve uhrevî semerelerini, hem hüviyet ve suretini hâfızalarda ve elvâh-ı mahfuzada ve sermedî manzaraların film şeritlerinde ve ilm-i ezelînin meşherlerinde ve kendini temsil eden ve beka veren fıtrî tesbihatını defter-i a'mâlinde ve esmâ-i İlâhiyenin cilvelerine ve mukteziyatlarına fıtrî mukabelelerini ve vücudî aynadarlıklarını daire-i esmâda ve daha bunlar gibi zâhirî vücudundan daha kıymettar müteaddit mânevî vücutlarını kendi yerinde bırakır, sonra gider; ilmelyakîn sûretinde bildim."(1)

İnsanın mazisi bir yokluk kuyusu değildir ki yaşadığı şeyler o kuyuda kaybolup ebedi bir şekilde ayrılıp gitsin. İnsanın varlık sahnesindeki bütün sözleri, amelleri, davranışları, düşünüşleri, maddi değişimleri, iman ve muhabbetleri kısaca her hali birçok kamere ve kaydedici tarafından muhafaza edilip saklanıyor. Kainattaki hiçbir şey yok olup zayi olmuyor.

Bu kamera ve kaydedicilerin en büyüğü Allah’ın ezeli ilmi ve bu ilmin bir tecellisi olan kader levhalarıdır. Yani her halimiz kader kamerasında bütün ahvali ile kayda alınıyor, üstelik bütün canlılık ve tazeliği ile.

İkinci büyük kamere alem-i misaldir, yani misal alemi bütün kainatın bütün ahvalinin imajını alıp tezgahında  muhafaza ediyor, ta ki bu imajlar ve manzaralar cennette sahiplerine sinema tadında gösterilip vizyona konulsun.

Üçüncü kamere ise insanın kendi kamerası olan hafızasıdır. Evet insanın her ameli ve her tavrı kendi kaydedicisi olan hafıza tarafından kayda alınıyor. Daha bunun gibi bir çok kamere ve kaydedici, kainatın ve içindeki her şeyin imajını ve fotoğrafını yüksek bir çözünürlükte ve canlılıkta muhafaza ediyorlar.

Demek insan maddi cesedini bıraksa bile birçok kayıtlarla baki ve sermedi vücutları ve varlıkları yakalıyor. Bir vücudu terk etmeye bedel binlerce vücudu kazanıyor. Öyle ise fena ve fanilik çok sınırlı ve nispi bir kavramdır. Üstelik insan maddi cesedini haşirde aynı ile tekrar iade olarak alacak. Sair cansız mahlukat ise yukarıda izah edilen vücut formatları ile yaşamına devam edecekler.

Vücudu mutlak varken, fenayı mutlak muhal ve imkansızdır.

(1) bk. Şualar, Dördüncü Şua, Dördüncü Mertebe-i Nuriye-i Hasbiye.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...