Block title
Block content

"Hem Miracın sırr-ı lüzumunu, yani ta semâvâta, ta Sidretü’l-Müntehâya, ta Kab-ı Kavseyne gidip, اَقْرَبُ اِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَرِيدِ olan Zât-ı Zülcelâl ile münacat edip, tarfetü’l-aynda yerine gelmek sırrını anlarsın." cümlesini açıklar mısınız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Peygamber Efendimizin (asv); Harem-i Şerif'ten, Kudüs’te bulunan Mescid-i Aksa'ya, oradan da semaya yükselmesi ve semavatın bütün rükünlerini gezip dolaştıktan sonra; yaratılış ağacının en zirvesi olan Kab-ı Kavseyn'e varıp, orada imanın birinci rüknü olan Allah’a iman rüknünü dünya gözüyle görmesi yani; Allah ile bizzat konuşması ve görüşmesi, dünya zamanı ile bir an-ı seyyalede olmuştur. Tarfetü’l-ayn göz açıp kapama anı demek olup, Miraç mucizesinin ne denli büyük ve azametli bir mucize olduğuna işaret ediyor.

Böyle bir mucizeden ilk anlaşılan şey; Peygamber Efendimizin (asv) hem velayet noktasından, hem de nübüvvet noktasından ne denli büyük ve azim bir makam sahibi olduğudur. Evet, ayın ikiye bölünmesi mucizesi nasılki bir peygamberlik ispatıdır, bu mucize ile nübüvvetini cin ve inse gösterdi. Öyle de, Miraç dahi bir kulluk mucizesidir ki; habibiyet makamını ervah ve melâikeye göstermiş oldu.

Dünya zamanı ile ahiret zamanı çok farklıdır. Burada binlerce yılda yapılan bir şey, oranın bir-iki dakikasına ancak mukabil gelebilir. Zira ahiret ebedi ve sonsuzdur, orada zamanın boyutu ve biçimi bekaya göre ayarlanmıştır. Oranın bir iki dakikası, buranın binlerce yılanına bedeldir. Miraç'ta dünya saati ile binlerce yılda yapılamayacak işleri bir iki dakikada Peygamber Efendimizin (asv) görmesi bu sırdan dolayıdır.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
Yükleniyor...