Block title
Block content

"Hem muvazene sırrıyla, cevv-i fezada bir terazi o iki kefesinde bulunan iki cevizi birini semâvâta, birini yere indiren aynı kuvvetle, iki şems bulunsa birini Arşa, diğerini ferşe kaldırır, indirir." izah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Bir meyveyi yaratmakla çok meyve veren bir ağacı yaratmak Allah’ın kudretine nisbeten kolay ve eşittir. Ağacın meyveye nispetle yaratılması daha zor veya daha külfetli değildir. Hatta  koca kainatı yaratmakla bir meyveyi yaratmak arasında da fark yoktur. Baharı yaratmakla bir çiçeği yaratmak Onun sonsuz  kudretinde müsavi ve  aynıdır.

Allah’ın kudreti karşısında az çok, büyük küçük, ağır hafif, uzun kısa gibi şeylerin hepsi eşittir. Çok az gibi, büyük küçük gibidir, onun kudretine nispetle. Bu sayılan arıza ve engeller, zorluk ve müşkilat çıkaramaz, hepsi kudretin nazarında müsavi ve aynıdır. Bu manayı akla yaklaştırmak için Üstad Hazretleri  altı tane temsil zikrediyor. Biz konumuz olan muvazene sırrı üzerinde duralım.

Muvazene sırrı: Çok büyük ve hassas bir tartı düşünelim. İki kefesi var. Bu kefeler dağı da tartar, küçük bir atom zerreciğini de tartar bir mahiyettedir. Önce terazinin iki kefesine aynı ağırlıkta iki dağı koysak, ikisi eşit olduktan sonra, küçük bir dokunmakla dağın biri göğe diğeri zemine iner. Sonra o çok hassas kefelere atom zerrelerini koysak, terazi yine dengede olur ve dağa sarf ettiğimiz aynı küçük dokunuşu bu kez de atomlara yapsak aynı dağdaki gibi biri göğe diğeri zemine iner. Denge ve terazi sırrı ile aynı dokunuşla dağ ile atom eşitlendi, dağa daha fazla güç kullanmaya ihtiyaç kalmadı,  ikisi de müsavi oldular.

Aynen bu misaldeki gibi, bütün mahlukat büyük küçük, ağır hafif, uzun kısa, fark etmeden, mümkinat terazisindedir. Yani var olmak, terazinin bir kefesi, yoklukta kalmak terazinin diğer kefesi. Kudret ise bu dengeyi bozan bir dokunuş hükmündedir.

Mesela bir dağ, var ve yok olma noktasında eşitken, bir dokunuşla varlık sahasına çıkar. Bir atom zerreciği de aynı dağ gibi varlık ve yokluk dengesinde bir dokunuşla varlık kazanır. İkisi kudret nazarında eşittir. İkisi de bir dokunmak ile var olurlar.

Varlık mertebeleri vacip ve mümkün olmak üzere iki sınıftır.

Vacip olan varlık, ezeli ve ebedi olan Allah’ın varlığıdır ki, başı ve sonu yoktur, kendi nefsi ile kaimdir. Yani bir başkasının yardımı ve bekası ile varlığını devam ettirmez. Onun varlığı kendinden olup, hiçbir varlığa muhtaç değildir. Yokluk ve fena bu varlığa yanaşamaz. Varlıklar içinde en mükemmel ve rasih olan varlık Allah’ın varlığıdır. Onun var etmesi ile varlık kazanan diğer mümkün varlıklar bu varlığa nispetle yok hükmündedir.

Mümkün varlık, varlığı ve yokluğu müsavi olan ve varlık sahasına çıkmak için vacip olan Allah’a muhtaç olan varlıklara denir. Mümkün varlıklar ancak ve ancak Allah’ın var etmesi ile varlık kazanabilirler ve varlıkları Allah’ın varlığına nispeten gölge gibi zayıf ve kararsızdır. “Çünkü mümkinatın vücudu, vâcibin nurundan bir gölge olduğu cihetle, vehmî bir mertebededir.” ifadesi iki vücut arasındaki farka işaret ediyor. Vacip olan Allah’ın varlığı yanında mümkinatın varlığının esamesi okunmaz demektir. Nasıl güneşin şiddetli ışığı içinde cep fenerinin ışığı görünmeyecek kadar zayıf ve adi kalıyorsa, aynı şekilde Allah’ın ezeli ve ebedi varlığı yanında mümkinatın varlığı zayıf bir gölge ve ışık gibidir, ama varlığı da sabittir.

"... Demek mümkinatın vücudu bizzat hakikî bir vücud-u haricî olmadığı gibi, vehmî veya zâil bir zıll de değildir. Ancak, Vâcibü´l-Vücudun icadıyla bir vücuttur."

Bu cümlede ise mümkün varlıkların kendi başlarına var olmadıklarını, ancak Allah’ın var etmesi ile varlık kazandıkları izah ediliyor. Yani bu varlıklar ne kendi başlarına var olacak kadar sağlam ve kararlı bir varlıktırlar, ne de bütünü ile yok hükmündedirler. Ancak Allah’ın var etmesi ile var olan varlıklardırlar. 

 Varlıkların kuvvet ve zaaf yönünden muhtelif tabakaları vardır. Nuraniyete yakın olan varlık tabakaları madde ve kesif olan varlık tabakalara nispetle daha kuvvetli ve daha kayıtlardan azadedir. Yani varlık tabakaları içinde en zayıf ve kararsız olanı kesif olan maddi ve cismani tabakadır. En kuvvetli ve devamlı olan varlık tabakası ise madde ve cisimden münezzeh olan Allah’ın varlığıdır.

 Burada asıl mesele kuvvetli olan varlık tabakasının kendinden kuvvetsiz olan varlık tabakasında kolay ve zahmetsiz tasarruf etmesidir. Allah’ın varlık mertebesi bütün varlık mertebelerinden kıyasa gelmeyecek şekilde daha kuvvetli ve münezzeh olmasından dolayı, sair varlık sahalarında tedbir ve tasarruf ederken, mutlak bir kolaylık ve zahmetsizlik içinde tasarruf eder. Mahluk olan varlık mertebelerindeki kayıt ve maniler Allah için geçerli değildir, demektir.    

(1) bk. Mesnevi-i Nuriye, Zeylü'l-Habbe.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Hatime | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 2121 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...