Block title
Block content

“Hem o Güneş, her şeffaf zerreye, ... timsali görünmesiyle anlaşılır.” Bu meseleyi Cenâb-ı Hak ile mevcudat arasındaki münasebet açısından nasıl anlamalıyız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

“Hem o Güneş, her şeffaf zerreye, hattâ ziyası nereye girmiş ise orada hazır ve nâzır gibi olduğu, o zerrenin kabiliyet ve rengine göre Güneşin aksi ve bir nevi timsali görünmesiyle anlaşılır.”

Bu cümle, Üstat Hazretlerinin aşağıdaki ifadesine bir misâl olabilir:

"Kâinatta tasarrufları görünen ef'al-i Rabbaniyenin ıtlak ve ihata ve nihayetsiz bir sûrette zuhurlarıdır. Ve o fiilleri takyid ve tahdid eden, yalnız hikmet ve iradedir ve mazharların kabiliyetleridir." (Şuâlar, Yedinci Şuâ)

Allah’ın bütün sıfatları mutlaktır, yani başkaları tarafından kayıt altına alınamaz. Yine bütün sıfatları varlık âlemini ihata etmiştir. Ancak, Üstad'ın ifade ettiği gibi bu sıfatların tecellisi “hikmet, irade ve mazharların kabiliyetine” göredir. Şöyle ki,

Bütün kuvvetler Allah’ın ihsanıdır. Bu ihsanını varlık âleminde hikmetle ve mahlukatın kabiliyetlerine göre tecelli ettirir. Karıncanın yürümesi de, bizim bir iş görmemiz de güneşin, gezegenlerini döndürmesi de ancak Allah’ın ihsan ettiği kuvvet iledir. Ancak, güneşe gerekli olan kuvveti karıncaya vermek hikmete uygun düşmediği gibi, karıncanın kabiliyeti de bu kuvveti taşımaya uygun değildir.

Bir misâl de İlâhî isimlerden verelim. Bütün canlıları rızıklandıran Allah’tır. Ama, her canlıya, onun midesine, ağzına ve dişlerine en uygun rızık verilmiştir. Rezzak isminin tecellileri bütün yeryüzünü doldurmuştur, ancak her canlı bu rızıklardan kendi kabiliyetine göre istifade edebilmektedir.

İşte bu hakikati de Üstadımız güneş misâliyle çok berrak bir şekilde aydınlatmıştır. Güneşin ışığı bütün zemini ihata etse de her ayna kendi kabiliyetine göre ondan bir feyz alabilmektedir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...