"Hem o meyveler, tohumlar, vahdetin âyineleri oldukları gibi, kaderin meşhud işârâtı ve kudretin mücessem rumuzâtıdır..." devamıyla izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Hem o meyveler, tohumlar, vahdetin âyineleri oldukları gibi, kaderin meşhud işârâtı ve kudretin mücessem rumuzâtıdır ki, kader onlarla işaret eder ve kudret o kelimelerle remzen der:.."

Açıklamalarımızı meyveleri esas alarak yapalım. Her meyve bir vahdet ayinesidir. Yani, “Beni yapan ancak bütün ağacı yapan olabilir.” hakikatini ilan eder. Ağacın, meyvedeki genetik şifreye göre teşekkül etmesi cihetiyle de her meyve kaderden haber veren bir işarettir. Yani, meyveyi kim planlamışsa ağacı da, kâinatı da her şeyiyle o takdir etmiş ve kudretiyle yaratmıştır.

Ağacın “bütün hakikatinin bir meyvede toplanması ve bütün mânâsının bir çekirdekte derc edilmesi gibi” bu kâinat ağacında tecelli eden bütün İlâhî isimler de onun meyvesi olan insanda tecelli etmiştir. Böylece insan yaratılışı itibariyle Allah’ın birliğini gösterdiği, yani beni ancak kâinat ağacının Halıkı yaratmıştır diye ders verdiği gibi “kalbi dahi imân gözüyle kesret içinde sırr-ı Vahdeti görür."

Kesret, kâinatın tümü, vahdet ise kâinatın insan meyvesi veren bir ağaç olmasıdır. Yani ondaki bütün sistemler bir ağacın dalları gibi bir araya gelerek bir tek ağaç halini almış ve başta insan olmak üzere bütün canlıları meyve vermiştir.

"Nasıl şu ağaca müteveccih küllî nazar, küllî tedbîr, küllîyetiyle ve umumiyetiyle bir tek meyveye bakar; çünkü o meyve, o ağaca bir misâl-i musağğardır. Hem o ağaçtan maksud, odur. Hem o küllî nazar ve umumi tedbîr, bir meyvenin içinde herbir çekirdeğe dahi nazar eder. Çünkü, çekirdek umum ağacın mânâsını, fihristesini taşıyor. Demek, ağacın tedbîrini gören Zât, o tedbîr ile alâkadar bütün esmâsıyla, ağacın vücudundan maksud ve icadının gàyesi olan her bir semereye müteveccihtir.”

Cenab-ı Hakk’ın ilmi, kudreti ve sair sıfatları küllî bir nazarla ağacın tümüne bakmış ve onu meyve verecek şekilde tanzim etmiştir. “O meyve, o ağaca bir misâl-i musağğardır.” Yani onun küçük bir misalidir. Bu ifadelerle insanın kâinat ağacının meyvesi ve bir misal-i musağğarı olduğu hakikatine işaret edilmiştir. Nur Külliyatı’nda bu konu birçok derste işlenmiştir. Özet olarak arz edeyim:

İnsanın bedeni kâinatın küçük bir misalidir. Kemikleri taşlardan, etleri topraktan, bedendeki muhtelif akıntılar ırmaklardan haber verdiği gibi; ruhu âlem-i ervahtan, hafızası levh-i mahfuzdan, hayali âlem-i misalden, ruhundaki muhtelif hisler ruhanîlerden haber verirler.

Ağacın tümüne bakan küllî nazar her bir meyveye ve her bir çekirdeğe de bakmaktadır. “Çünkü, çekirdek umum ağacın mânâsını, fihristesini” taşımaktadır. “Ağacın tedbîrini gören Zât, o tedbîr ile alâkadar bütün esmâsıyla,…, her bir semereye müteveccihtir.” Âlim ismiyle ağacın tümünü bildiği gibi meyveyi de bilir. Rahmetiyle bütün ağaca teveccüh ettiği gibi her bir meyveye de müteveccihtir. Rezzâk ismiyle ağacın tümünün olduğu gibi meyvesinin de rızkını verir, ihtiyacını giderir. Hakîm ismiyle ağacın her şeyini hikmetle tanzim ettiği gibi meyveyi en hikmetli şekilde yaratır ve bu hikmet insanlara maddî ve manevî faydalar olarak akseder.

"Hem o meyveler ve tohumlar, hikmet-i Rabbâniyenintelvihatıdır. Hikmet, onlarla ehl-i şuura şöyle ifade ediyor ve diyor ki:.."

Telvihat için lügatta şu mâna verilmiş: Dolaylı yoldan işaretlerle anlatımlar, açıklamalar.

Kur’ân-ı Kerîmde âyetlerin sarih mânaları yanında işarî mânaları da olduğu gibi, bu kâinat kitabında da eşyanın herkesçe bilinen açık faydaları yanında ancak o sahada bilgi sahibi olan insanların bildiği gizli mânaları ve faydaları da vardır.

"Hem o meyveler ve tohumlar, hikmet-i Rabbâniyenin telvihatıdır.” cümlesinde ağacın tümünün bilinen hikmetleri yanında çekirdeklerin ve tohumların da ince hikmetler taşıdığına işaret edilmiştir.

"Şecere-i kâinatın semeresi olan beşer, kâinatın vücudundan ve icadından maksud odur ve icad-ı mevcudatın gayesi de odur."

Bu konuda Mesnevî-i Nuriyede şöyle buyruluyor:

“Kâinat bir şeceredir. Anasır onun dallarıdır. Nebatat yapraklarıdır. Hayvanat onun çiçekleridir. İnsanlar onun semereleridir. Bu semerelerden en ziyadar, nurlu, ahsen, ekrem, eşref, eltaf Seyyid-ül Enbiya Ve-l Mürselîn, İmam-ül Müttakin, Habib-i Rabb-ül Âlemîn Hazret-i Muhammed'dir."

Cenab-ı Hak, Tîn Sûresinde insanı ahsen-i takvimde yarattığını haber veriyor. Yirmi Üçüncü Söz’de, bu âyetin harika bir izahı, on bahis halinde, yapılmış bulunuyor.

Ağaçtan gaye meyvesi olduğu gibi kâinattan gaye de onun meyvesi olan insandır. Özellikle de en ziyadar, nurlu, ahsen, eşref, eltaf meyve olan Peygamber Efendimizdir (asm.)

Bir hadis-i kudsîde Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır:

“Ben gizli bir hazine idim. Bilinmeye muhabbet ettim ve kâinatı yarattım.”

Her şey Allah’ı tesbih etmekle birlikte, O’nun bilinmesi ve tanınması noktasında en mükemmel istidat insana verilmiştir. Bu hakikat de Otuzuncu Söz’ün Ene bahsinde detaylarıyla izah edilmiştir.

"O meyvenin çekirdeği olan insanın kalbi dahi, Sâni-i Kâinatın en münevver ve en câmi’ bir âyinesidir. İşte şu hikmettendir ki, şu küçücük insan, neşir ve haşir gibi muazzam inkılâplara medar olmuş."

Mesnevî’de kalbin, insanın çekirdeği olduğu şöyle ifade ediliyor:

“İnsanın çekirdeği olan kalp, ubudiyet ve ihlâs altında İslâ­miyetle iska edilmekle, imanla intibaha gelirse, nurânî, misalî âlem-i emirden gelen emir ile öyle bir şecere-i nurânî olarak yeşillenir ki, onun cismânî âlemine ruh olur.”

Nur Külliyat’ında insan kalbinin Samed isminin ayinesi olduğu çokça ifade ediliyor. Bilindiği gibi Samed ismi “Her şey O’na muhtaç O ise hiçbir şeye muhtaç değil.” demektir. Mahlûkat içinde ihtiyacı en çok olan insandır. Hayata muhtaç olduğu gibi, o hayatın ihtiyaçları olan görmeye, işitmeye, yürümeye, anlamaya, hıfzetmeye ve sair şeylere muhtaçtır. Bedene muhtaç olduğu gibi, onun beslenmesi için bütün bir kâinata muhtaçtır. İnsan kalbi ise kâinatın maddesine muhtaç değildir, onun ihtiyacı Rabbini tanımak, O’na iman ve muhabbet etmek, O’nun marifetinde mesafeler kat etmek ve rızasına ermektir. “Biliniz ki kalbler ancak Allah’ı zikirle tatmin olur.” (Ra’d Sûresi 28) âyet-i kerîmesi de kalbin samed ayinesi olduğuna işaret etmektedir.

Bütün mahlûkat Allah’ı tesbih etmekle birlikte O’nu en iyi tanıyan, en çok seven, mahlûkatını en ileri derecede tefekkür eden, bütün esmâsına en güzel ve en câmi’ayine olan insan kalbidir.

İnsanın en câmi’ ayine olması şu cümlede en güzel ifadesini bulmuştur:

“Nasıl esmâda bir ism-i âzam var, öyle de, o esmânın nukuşunda dahi bir nakş-ı âzam var ki, o da insandır.” Sözler

Sorunun ikinci cümlesinde “İşte şu hikmettendir ki, şu küçücük insan, neşir ve haşir gibi muazzam inkılâplara medar olmuş." buyrulmuştu. Bu hususa da kısaca temas edelim.

Üstadın ifadesiyle, insan ebed için yaratılmıştır ve ebede gidecektir. Onun istidadı bu dünyaya sığışmıyor. Başta peygamberler olmak üzere insan mahiyetinin verdiği nuranî meyveler ölüm ile hiçliğe atılmayacak, ahiretin yaratılmasıyla o meyveler kendilerine layık mükâfat göreceklerdir. Keza, o ulvi istidadı yanlış kullanarak küfür, şirk ve isyan yolunu tutanlar da ölümle hiçliğe gömülmeyecekler, kendilerine layık cezalara çarptırılacaklardır. Bu konu Haşir Risalesi’nde bütün yönleriyle ele alınmış ve harika bir şekilde işlenmiştir. Ona havale ederek bu kadarla iktifa ediyoruz.

Soruda sözü edilen muazzam inkılaplar, kıyametin kopmasıyla başlayacaktır.

Bu hakikat Sözler’de şöyle geçer:

"Yıldızlar çarpışacak, ecramlar dalgalanacak, nihayetsiz feza-yı âlemde milyonlar gülleleri, küreler gibi büyük topların müdhiş sadâları gibi vaveylâya başlar. Birbirine çarpışarak, kıvılcımlar saçarak, dağlar uçarak, denizler yanarak yeryüzü düzlenecek.”

Yeryüzünün düzlenmesi, Tâhâ sûresi105 ve 106. ayetlerde şu şekilde nazara veriliyor:

“Sana dağları sorarlar. De ki, Rabim onları ufalayıp savuracak.”

“Yerlerini dümdüz bir toprak halinde bırakacak.”

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...