Block title
Block content

"Hem saadet-i ebediyenin kapısını açacak bir anahtar beraber olduğu için, Cenâb-ı Hak kendi zâtını, "bütün eşyayı işitir ve görür" sıfatıyla tavsif eder-tâ o emanet, o nur, o anahtarın cihanşümul hikmetlerini göstersin." ifadelerini izah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Eğer zamir Cenâb-ı Hakka râci olsa şöyle oluyor ki: Bir abdini bir seyahatte huzuruna davet edip bir vazife ile tavzif etmek için Mescid-i Haramdan mecma-ı enbiya olan Mescid-i Aksâya gönderip, enbiyalarla görüştürüp, bütün enbiyaların usul-ü dinlerine vâris-i mutlak olduğunu gösterdikten sonra, tâ Kab-ı Kavseyne kadar mülk ve melekûtunda gezdirdi. İşte, çendan o zat bir abddir; bir mirac-ı cüz'îde seyahat eder. Fakat bu abdde, bütün kâinata taalluk eden bir emanet beraberdir. Hem şu kâinatın rengini değiştirecek bir nur beraberdir. Hem saadet-i ebediyenin kapısını açacak bir anahtar beraber olduğu için, Cenâb-ı Hak kendi zâtını, "bütün eşyayı işitir ve görür" sıfatıyla tavsif eder-tâ o emanet, o nur, o anahtarın cihanşümul hikmetlerini göstersin."(1)

O nur Kur’an ve Kur’an'dan neşet eden iman ve hidayettir ki, bütün kainatı ve hikmetlerini bize gösteren ve açan iman ve Kur’an’dır. Bu iman ve Kur’an ise Hazreti Peygamber Efendimiz (asv)'in mübarek eline verilmiştir. Bir cihetle Peygamber Efendimiz (asv) kainatı ışıklandıracak nur düğmesinin basıcısı gibidir.

Ebedi saadetin anahtarı ise Peygamber Efendimiz (asv)'in temsil ettiği ibadet ve duadır. Yani Peygamber Efendimiz (asv) nasıl şu mahlukatın yaratılmasına sebep oldu ise, onun ve ona tabi olanların ibadet ve duaları da ahiretin kurulmasına sebep teşkil etmiştir.

Emanet ise insanın geniş mahiyeti ve Allah’ın bütün isim ve sıfatlarını tartıp tadacak kabiliyet ve duygular ile mücehhez olmasına kinayedir. Evet insandaki ene, zahiri ve batini duygular, kalp, vicdan, ruh, akıl ve latifeler öyle bir emanettir ki, bütün kainatı kuşatıyor ve Allah’ın bütün isim ve sıfatlarını tartıp tadıyor.

İşte Miraç bu duygu ve cihazların en parlak manada seyahat ve tecelli ettiği bir manevi maceradır. Allah’ın kendine ait zamiri bir insana atfedilmesine müsaade etmesi ve “bütün eşyayı işitir ve görür" ile tavsif etmesi, insanın bu geniş mahiyetine işaret etmek içindir. İşte bu geniş mahiyet emanet-i kübradır.

(1) bk. Sözler, Otuz Birinci Söz

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş

Yorumlar

isahalim

Bence açıklamanızın şu son paragrafı doğru bilgi içeriyor, fakat yukarıdaki metinle ilgili değil. Asıl metnin son 4 satırında, Cenâb-ı Hakk'ın kendi zâtını, "bütün eşyayı işitir ve görür" sıfatıyla tavsif etmesine değinirken Üstad, sizin son paragrafınız ise Allah'ın kendi zatına değil de Efendimiz'e o zamiri atfetmesinden bahsediyor. Sizin yorumunuz doğru olmakla beraber, yukarıdaki asıl Risale metninde geçen Allah'a izafe edilen zamir kısmının değil, bir önceki paragrafta Üstad'ın zikrettiği Efendimiz'e işaretin izahı olmuş. Burada sıkıntı şu ki: Allah'a izafe ile ilgili kısma dair yapılması gereken açıklama bu nedenle ıskalanmış, yapılamamış. 

Allahualem, ben şöyle anlıyorum ki özetle: Allah (c.c.), o kadar esma ve sıfat içinden İŞİTEN ve GÖREN sıfatlarını  zikrederek, tüm kainatın kavli dua ve ibadetlerinin işitildiğini belirtmek için İŞİTME sıfatını; yine tüm kainatın hal diliyle yaptıkları dua ve ibadetlerinden de eksiksiz haberdar olunduğunu belirtmek için GÖRME sıfatını kullanmıştır. 

(Eğer bu görüşüme katılmıyorsanız, diğer soru-cevap kısımlarında da cevabına rastlamadığım bu meselenin izahını yaparsanız, gerçekten sevinirim.)

 

... bu abdde, bütün kâinata taalluk eden bir emanet beraberdir. Hem şu kâinatın rengini değiştirecek bir nur beraberdir. Hem saadet-i ebediyenin kapısını açacak bir anahtar beraber olduğu için, Cenâb-ı Hak kendi zâtını, "bütün eşyayı işitir ve görür" sıfatıyla tavsif eder.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

Yorumunuzda bir sıkıntı yok güzel bir bakış açısı. 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...