Block title
Block content

"Hem sizde ve müstemiînde iştiyak olduğu zaman okuyunuz." cümlesini, umumi ders için mi algılamak gerekir, yoksa hususi okumalarda da geçerli midir?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Ümit ediyorum ki, Cenâb-ı Hak kabul etse, tevfik verse, yazılanlar dalâlet bulutlarını dağıtmaya kâfidirler. Her derdin devâsı içinde var demeyeceğim; fakat mühlik dertlerin ağleb devâsı, yazılanlarda vardır. Siz onların mütalâasını, kıymettar bir ibadet olan tefekkür nev’inde telâkki ediniz. Ve onlardaki ilmi, envâr-ı imandan ve mârifetullahtan tasavvur ediniz ki usanç vermesin. Hem sizde ve müstemiînde iştiyak olduğu zaman okuyunuz. Bakî selâm ve dua."(1)

Bu ifade umumi derslere bakıyor. Okuyan ve dinleyenin ruh haline dikkat edilmesi gerektiği vurgulanıyor. Okuyan çok şevkli, dinleyen cemaat şevksiz ise dersi fazla uzatmamak gerekir. Yani okuyan ile kendisine okunan cemaat arasında bir tenasüp bir ahenk bulunursa dersler daha verimli olur, denilmek isteniyor. Yoksa şahsi ve hususi okumalarda şevk aranmaz, bir vazife gibi telakki edilmelidir.

Ebû Vâil Şakîk İbni Seleme şöyle dedi:

İbni Mes`ûd radıyallahu anh bize perşembe günleri vaaz ederdi. Adamın biri ona:

- Ebû Abdurrahman! Keşke bize her gün vaaz etsen, dedi.

İbni Mes`ûd ona şunları söyledi:

- Sizi usandırmamak için her gün vaaz etmiyorum. Nitekim  Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de bıkıp usanmayalım diye, dinlemeye istekli olduğumuz günleri kollardı.(2)

Dini öğretmeyi meslek edinen kimsenin, yani din tebliğcisinin hedefi, söylediği sözlerin öğrenilmesi ve anlattığı gerçeklerin gönüllerde yer tutmasıdır. Bu başarıyı elde etmenin kuralları vardır. Bu kuralların en başta geleni, karşısındaki insanların dinleme ve öğrenme isteklerini dikkate almak ve onları usandırmamaktır. Bir şeyi öğrenmek isteyen kimse, söylenen sözleri can kulağıyla dinlediği için bıkıp usanmaz. Dinlemeye istekli olmayan kimseye de bir şeyi öğretmek mümkün değildir. Zira o dinliyor görünse bile, gönül kapılarının kepengini kapatmış ve söylenen sözlerle bir ilgisi kalmamıştır.

Bu gerçeği dikkate alan Resûl-i Ekrem Efendimiz (asm), ashâbının kendisini dinlemekten büyük haz duyduğunu ve her zaman ağzına baktığını bildiği halde, onları bıktırıp usandırmamak için sohbetlerine ara verirdi. Konuştuğu zaman da ashâbı onu can kulağıyla dinlediği için hiçbir sözünü kaçırmazlardı.

Her şeyi olduğu gibi eğitim öğretim usûllerini de Resûlullah (asm)’den öğrenen ashâb-ı kirâm, onun bu konudaki sünnetine titizlikle uydular.

Duruma ve şartlara göre halka her gün konuşması gereken kimseler, konuşma süresini ölçülü tutmalı ve onları bıktırmamalıdır. Bundan daha iyisi, sohbetlere bir gün ara vermek ve böylece dinleyicilerin yeni konuşmaları arzuyla takip etmelerini sağlamaktır.

Hadisten Öğrendiklerimiz:

1. Güzel konuşan âlimler halkla haftada bir defa dinî sohbetler yapmalıdır.

2. Her güzel işin devamı, ona zaman zaman ara vermekle mümkün olur.

3. Hz. Peygamber (asm) dinin büyük bir arzu ve iştiyakla öğrenilmesini istediği için, ashâbını bıktırmamaya dikkat ederdi.

4. Abdullah İbni Mes`ûd Resûl-i Ekrem (asm)’in sünnetine pek bağlıydı.

Dipnotlar:

(1) bk. Barla Lahikası, 209. Mektup.
(2) bk. Buhârî, İlim 11, 12, Daavât 69; Müslim, Münâfikîn 82, 83.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: 209 | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 1270 | Word indir | Pdf indir
Paylaş

Yorumlar

Gökyüzü
Çok güzel izah edilmiş.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...