Block title
Block content

"Hem taamın bereketini ve parmaklarından suyun akmasını herkes göremiyor, yalnız eserlerini görüyor. Direğin ağlamasını ise herkes işitiyor!" Herkes yeyip, abdest almamış mı? Neden her biri göremiyor?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Tâkat-ı beşer ve kudret-i beşeriyenin fevkinde olan Mu'cizat-ı Enbiya (Aleyhimüsselâm) yüzünde parlayan mu'cizat-ı peygamberiyeyi müzakere, izah ve isbat etmekte nazar-ı dikkate alınacak en önemli ve birinci hususiyet; mu’cize-i enbiyaya ait mesailin erkân-ı imaniyenin usûlünden sonra terettüb eden bir netice olduğunun bilinmekle idrak edilmesidir.

Zira mucizat-ı peygamber-i ahir zaman (a.s.m) erkân-ı imaniyenin nurlarından meded alan bir nurdur.

Erkân-ı imaniyeyi kabul etmeyen ve böylece küfr-i inadi hastalığına mübtela olmuş dinsiz mülhidlere karşı elbette bizzât ve doğrudan herhangi bir mu’cize-i peygamberi izah ve isbat edilemez.

Zira Allah'ı bilmeyen, Peygamberi tanımayan ve hayat-ı uhreviyeyi inkâr edip kabul etmeyen veya semavatın vücudunu inkâr eden münkir adamlara peygamber mu’cizelerinden bahsedilemez ve mevz-u bahs edilmemelidir hiçbir zaman ve zeminde. Bunun için de evvelen ve bizzat bu münkirlerin âlemlerinde şüpheye medar olmuş erkân-ı imaniyenin izah ve isbat edilmesi lâzım geliyor.

Öyle ise biz, mu’cizat-ı peygamberi mes’elesinde istib'ad ile akıl ve mantık terazisinde vesveseye düşen bir mü'mini muhatab ittihaz ederek, ona karşı vazıh bir izahatta bulunacağız inşaallah.

Mu’cizat-ı Nebevi meselesinde nazar-ı dikkate alınacak diğer ehemmiyetli bir düstur-u Kur’aniyeyi ise Bediüzzaman Hazretleri şöylece ifade etmiştir;

“Din bir imtihandır, bir tecrübedir. Ervah-ı âliyeyi, ervah-ı safileden tefrik eder. ... Akla kapı açacak, ihtiyarı elinden almayacak.” (1)

“Mesail-i İslâmiyenin tabakatı vardır. Biri bürhan-ı kat'î istese, diğeri bir zann-ı galibî ile iktifa eder. Başkası yalnız bir kabul-ü teslimî ve reddetmemek ister. Öyle ise, esasat-ı imaniyeden olmayan mesail-i fer'iye veya vukuat-ı zamaniyenin her birinde bir iz'an-ı yakîn ile bir bürhan-ı kat'î istenilmez. Belki yalnız reddetmemek ve teslimiyetle ilişmemektir.” (2)

Diğer bir ifadeyle mesail-i İslamiyeden olan mu’cize-i peygamberiye hakkında Müslümanca bir duruş yahut mü’mince bir nazarın gereği olarak, hadisat-ı kevniye ve vakıat-ı maziye sırasına dâhil olmuş mucizeler hakkında bütünüyle her şeyi maddede arayanlar misali, sadece akıl gözüyle bir mantık terazisinde tartmamak gerekiyor.

Zira mu’cizelerin evveliyatı, vücuda geldiği an ve netaic ve semerat-ı mu’cizat-ı peygamberi de esas olan murad-ı ilahinin hadd-ü hesaba gelmez hikmetleri vardır.

Mu’cizelerin vücuda gelmesine dair hikmetlerin hepsine, nisyan ile malül olan hafıza-i beşerin taalluk etmesini beklemek, olmayacak duaya “âmin” demek gibi bâd-i heva boş bir hevestir.

Dolayısıyla bu ehemmiyetli mezkûr manadan aldığımız derse binaen diyoruz ki; mu’cizelerin vücuduna dair her yönüyle mufassal bir malumata sahip olmak imkânsız olması hasebiyle, vakıat-ı maziyede zuhura gelmiş mu’cizat-ı nebeviyeye dair ancak mücmel bir fezleke ve muhtasar hülasalarla bir mütalaa ve müzakere söz konusu olabilecektir.

Demek mu’cizat-ı nebeviye mesail-i İslamiyesinde bir bürhan-ı kat’iden ziyade, bir zann-ı galibi ile iktifa etmek ve bir kabul-ü teslimi ile reddetmemek gerektir.

"Eğer inşikak-ı Kamer vuku bulsa idi umum âleme malûm olurdu. Bütün tarih-i beşerin nakletmesi lâzım gelirdi?"

"Elcevab: İnşikak-ı Kamer dava-yı nübüvvete delil olmak için o davayı işiten ve inkâr eden hazır bir cemaate, gecede, vakt-i gaflette âni olarak gösterildiğinden; hem ihtilaf-ı metali' ve sis ve bulutlar gibi rü'yete mani esbabın vücuduyla beraber, o zamanda medeniyet taammüm etmediğinden ve hususî kaldığından ve tarassudat-ı semaviye pek az olduğundan; bütün etraf-ı âlemde görülmek, umum tarihlere geçmek, elbette lâzım değildir." (3)

Bediüzzaman Hazretlerinin şakk-ı kamer mu’cizesine dair yazdığı risaleciğin başında sorulan mezkûr suale verdiği gayet güzel ve mukni cevap ise, mu’cizat-ı nebeviyenin umum âleme yahut ekseri ashab-ı kirama iştihar etmemesine dair hüsn-ü misal bir ders-i ibrettir.

Zira mu’cizeleri tafsilatlı ve tamamıyla maddi bir nazarla ele alıp yorum ve değerlendirmelerde bulunmak isteyenler için çok çetin manilerin mevzu bahis olacağına akli ve mantiki bürhanlar mevcuttur.

Söz gelimi şakk-ı kamer mu’cizesine dair yapılacak müzakerelerde verilecek bir hüküm yahut varılacak her hangi bir kanaata; yukarıda zikredilen mezkûr maniler karşısına çıkarak, zaman-ı mazide vücuda gelen hadisat-ı kevniyeden mevzu bahs edilen mezkûr konuda mücmel hülasalarla iktifa edip, anladığı kadarına kanaat etmenin lüzumunu haykıracaktır.

Son olarak sözü asrın sahibi Bediüzzaman Hazretlerine verdiğimizde, buraya kadar izah edip ifade ettiği hakaik-i kur’aniyeden mezkûr mesail-i islamiyeden olan mu’cizat-ı nebeviyeye dair, biz ahirzaman sakinlerine gayet vâzıh ve kat'î ve mukni' bir tarzda hiçbir şüpheye mahal vermeyecek bir surette hülasa şöylece beyanatta bulunmaktadır ki, Mu’cizat-ı Ahmediyenin müzakere ve mütalaasında nazar-ı dikkatimizi celb edebilecek düsturlar şunlardır;

•    Bir zann-ı galibî ile iktifa etmek, 
•    Yalnız bir kabul-ü teslimî ve reddetmemek,
•    Bir iz'an-ı yakîn ile bir bürhan-ı kat'î istememek,
•    Yalnız reddetmemek ve teslimiyetle ilişmemektir...

Dipnotlar: 

1. Sözler, Yirmi Dördüncü Söz, Üçüncü Dal, Birinci Asıl.
2. age., İkinci Asıl.
3. age., On Dokuzuncu ve Otuz Birinci Sözlerin Zeyli.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Onuncu İşaret | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 457 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...