Block title
Block content

"Her ayet için bir zahir var, bir batın var; bir had var, bir muttala' var. Binaenaleyh, muayyen bir ayet her yerde öbür münasip bir vecih için, bir fayda için zikredilebilir. Bu itibarla, zahiren tekrar görünse bile hakikatte tekrar değildir." İzahı?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Bununla beraber, sureten tekrardır. Fakat, mânen herbir âyetin çok mânâları, çok faydaları, çok vücuh ve tabakatı vardır. Herbir makamda ayrı bir mânâ ve fayda ve maksatlar için zikrediliyor."(1) 

İslam ilimlerinin hepsi, Kur’an esasından çıkmıştır. Kur’an ayetleri üzerine üç yüz bin tefsirin yazılması, ayetlerin ne kadar çok yönlü ve kapsamlı olduğunu akla ispat eder. Bir ayet üzerinde her meslek ve meşrep sahibinin bir hüküm ve mana çıkarması, hatta bazen bu hüküm ve mananın tabiat noktasında birbirine mübayin yani zıt olması, Kur’an ayetlerinin genişliğine ve konumuna göre mana kazandığına işaret eder.

Bu paragrafın izahını Üstad Hazretleri şu şekilde yapıyor:

"BİRİNCİ LEM’A: Lâfzındaki câmiiyettir. Elbette, evvelki Sözlerde, hem bu Sözde zikrolunan âyetlerden, şu câmiiyet âşikâre görünüyor. Evet, (لِكُلِّ اٰيَةٍ ظَهْرٌ وَبَطْنٌ وَحَدٌّ وَمُطَّلَعٌ) -  وَلِكُلٍّ شُجُونٌ وَغُصُونٌ وَفُنُونٌ

olan hadisin işaret ettiği gibi, elfâz-ı Kur’âniye öyle bir tarzda vaz edilmiş ki, herbir kelâmın, hattâ herbir kelimenin, hattâ herbir harfin, hattâ bazan bir sükûtun çok vücuhu bulunuyor, herbir muhatabına ayrı ayrı bir kapıdan hissesini verir. Meselâ وَالْجِبَالَ اَوْتاَداً  yani “Dağları zemininize kazık ve direk yaptım” bir kelâmdır."

"Bir âminin şu kelâmdan hissesi: Zahiren yere çakılmış kazıklar gibi görünen dağları görür, onlardaki menâfiini ve nimetlerini düşünür, Hâlıkına şükreder."

"Bir şairin bu kelâmdan hissesi: Zemin, bir taban; ve kubbe-i semâ, üstünde konulmuş yeşil ve elektrik lâmbalarıyla süslenmiş bir muhteşem çadır; ufkî bir daire suretinde ve semânın etekleri başında görünen dağları, o çadırın kazıkları misalinde tahayyül eder, Sâni-i Zülcelâline hayretkârâne perestiş eder."

"Hayme-nîşin bir edibin bu kelâmdan nasibi: Zeminin yüzünü bir çöl ve sahrâ, dağların silsilelerini pek kesretle ve çok muhtelif bedevî çadırları gibi, güya tabaka-i türabiye yüksek direkler üstünde atılmış, o direklerin sivri başları o perde-i türabiyeyi yukarıya kaldırmış, birbirine bakar, pek çok muhtelif mahlûkatın meskeni olarak tasavvur eder. O büyük, azametli mahlûkları böyle yeryüzünde çadırlar misillü kolayca kuran ve koyan Fâtır-ı Zülcelâline karşı secde-i hayret eder."

"Hem meselâ, اُولٰۤئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ  da bir sükût var, bir ıtlak var. Neye zafer bulacaklarını tayin etmemiş, tâ herkes istediğini içinde bulabilsin. Sözü az söyler, tâ uzun olsun. Çünkü, bir kısım muhatabın maksadı ateşten kurtulmaktır. Bir kısmı yalnız Cenneti düşünür. Bir kısım, saadet-i ebediyeyi arzu eder. Bir kısım, yalnız rıza-i İlâhîyi rica eder. Bir kısım, rüyet-i İlâhiyeyi gaye-i emel bilir. Ve hâkezâ, bunun gibi pek çok yerlerde, Kur’ân sözü mutlak bırakır, tâ âmm olsun. Hazfeder, tâ çok mânâları ifade etsin. Kısa keser, tâ herkesin hissesi bulunsun. İşte, اَلْمُفْلِحُونَ der, neye felâh bulacaklarını tayin etmiyor. Güya o sükûtla der: “Ey Müslümanlar, müjde size! Ey müttakî, sen Cehennemden felâh bulursun. Ey salih, sen Cennete felâh bulursun. Ey ârif, sen rıza-i İlâhîye nail olursun. Ey âşık, sen rüyete mazhar olursun.” Ve hâkezâ..."

"İşte, Kur’ân, câmiiyet-i lâfziye cihetiyle, kelâmdan, kelimeden, huruftan ve sükûttan, herbirisinin binler misallerinden yalnız nümune olarak birer misal getirdik." Âyeti ve kıssatı bunlara kıyas edersin.

"Hem meselâ, فَاعْلَمْ اَنَّهُ لاَۤ اِلٰهَ اِلاَّ اللهُ وَاسْتَغْفِرْ لِذَنْبِكَ  âyeti, o kadar vücuhu var ve o derece merâtibi var ki, bütün tabakat-ı evliya, bütün sülûklerinde ve mertebelerinde şu âyete ihtiyaçlarını görüp, ondan kendi mertebesine lâyık bir gıda-yı mânevî, bir taze mânâ almışlar. Çünkü Allah bir ism-i câmi’ olduğundan, Esmâ-i Hüsnâ adedince tevhidler, içinde bulunur.

اَىْ لاَ رَزَّاقَ اِلاَّ هُوَ - لاَ خَالِقَ اِلاَّ هُوَ - لاَ رَحْمٰنَ اِلاَّ هُوَ ve hâkezâ."

"Hem meselâ, kasas-ı Kur’âniyeden kıssa-i Mûsâ Aleyhisselâm, adeta Asâ-yı Mûsâ Aleyhisselâm gibi, binler faideleri var. O kıssada, hem Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâmı teskin ve tesellî, hem küffarı tehdit, hem münafıkları takbih, hem Yahudileri tevbih gibi çok makàsıdı, pek çok vücuhu vardır. Onun için sûrelerde tekrar edilmiştir. Her yerde bütün maksatları ifade ile beraber, yalnız birisi maksud-u bizzat olur, diğerleri ona tâbi kalırlar."

(1) bk. Sözler, On Dokuzuncu Söz On Dördüncü Reşha.

(2) bk. Sözler, Yirmi Beşinci Söz, Birinci Şule

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: On Dördüncü Reşha | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 3189 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...